Yorumlu!
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Bir ülke ki, ne kadar inkâr edilse de, bir kısmında savaş yaşanıyor. Öyle bir savaş ki, yasak kasabalar, sokağa çıkma yasakları, acımasız infazlarla düşmanlaştırılmış bölgeler var.

Öyle düşmanlaşmış ki taraflar, karşı taraftan diye 28 merminin isabet ettiği bir ölüyü polis aracına bağlayıp sürükleyecek kadar vahim olaylar sergilenmekte.

Bunların birilerine dert olduğu da söylenemez; yeter ki, doğuda olanlar batıda bilinmesin! Bunun için gerekirse, gazetecilerin başına silah dayamak bile serbest! Mazeret diye söylenen de, bunları yapan ve çekenlerin “paralel yapının polisleri” olmaktan ibaret!

Bir ülke ki, ileri demokrasi derken medya kuruluşları saldırıya uğramakta. Başında da iktidar partisinin milletvekili var; evinin önünde saldırılan gazeteciyi dövenler de iktidar partisi üyeleri! İleri demokrasi diyerek AKP’yi destekleyen bir liberal aydın ise, medyaya olan saldırıları “abartmamak” gerektiğini söylemekte!

Öyle bir ülke ki, demokrasi anlayışı televizyon kanalları yasaklamaya kadar uzanmakta! Digitürk’teki yedi kanal yayından kaldırılırken, bunlardan biri de çocuk kanalı; Yumurcak TV! Ne de olsa, çocuklara ne dua, ne de “cenaze yıkamayı” öğretiyor; demek ki bir yararı yok!

Bir ülke ki, Sayıştay’a gönderilmesi gereken raporların üç yıl ertelenmesi gibi bir hukuku yaratmaktan geri kalmamakta! Yeter ki hükümet özgür olsun! Hükümetin özgürlüğüne, yolsuzlukların “yol” olmasına alışılmıştır ama, es kaza, bazıları da gün ışığına çıkar. Mesela Sayıştay, Özelleştirme İdaresi’nin hazine arazilerini belediyelere ucuza devredip imar değişikliği ile bu arazilerin değerinin üçe beşe katlandığını ortaya koyar; böylece, bu kârlı işten Hazine’nin nasıl avucunu yaladığını anlarız!

Bu arada yıllarca ekonominin başında olan bir Bakan, Türkiye’yi yolsuzlukların daha az olduğu ülkeler gurubuna yönlendirmek için seçimlerden sonra atılacak adımlardan söz eder; bu bir “beka” meselesiymiş. Neyin bakası olduğunu pek anlamayız ama “13 yıldır neredeydiniz” sorusu aklımıza düşer!
Öyle bir ülkedir ki, Cumhurbaşkanlığı Sarayı gibi devletin binalarının bile kaçak yapılmışlığı vardır. Mimar ve mühendis odalarının açtığı bu konuyla ilgili davada Danıştay, Atatürk Orman Çiftliği’ndeki yapılaşmayla ilgili yürütmeyi durdurma kararı vermiştir ama iş işten geçtiği için sevinemeyiz.

Şimdi bu konuda daha ibretlik gelişmelerle karşı karşıyayız ki, nutkumuz tutulmakta! Cumhurbaşkanlığı Sekreteri, Kaçak Saray ve bulunduğu arazi için patent başvurusu yapmış! Cumhurbaşkanlığı makamının, bir şirket gibi patent başvurusu yaptığı bu ülkede ne duyuldu, ne görüldü ama anlaşılan “Yeni Türkiye’nin” icatları bitmiyor!

Barış, demokrasi, hukuk devleti, laiklik konularında yaşanan dertler bitmezken, dıştaki savaş da ülkeye yansıyacak diye korkmaktayız. Stratejik derinlik derken kaderimiz “yalnızlık” oldu; Esad’ı devirmekten söz ederken Suriye’de Rusya ile karşı karşıya geldik. Şimdi bir yandan mülteciler için Batı ile pazarlıklar yapılmakta, öte yandan Rusya’nın sınır ihlalleri karşısında sesler üst perden alt perdeye inerken NATO’nun devreye girmesi konuşulmakta. Batı, Rusya’nın yükselmesinden zaten rahatsızken, bunu fırsat bilip Türkiye’yi ateş hattına sürmesi gibi bir tehlike var ki, maazallah!

Bu ortamda bir rahatlatıcı haber var ama o da düşündürücü. PKK’nın seçime giderken HDP’nin elini rahatlatmak adına çatışmaları durduracağı söylenmekte. Gerçekleşir mi bilemiyorum ama geç bile kaldıklarını söylemeden geçemeyeceğim. Hükümetin çatışmalardan ve bu savaş halinden beklediği belli; PKK’nin da bu beklentileri haklı çıkarmak için elinden geleni yaptığı ortada. Yalnız gerçekleştirdikleri saldırılarla değil, bazı bölgeleri kendi denetimlerine aldıkları iddialarıyla da barıştan vazgeçen hükümeti haklı çıkardıkları gibi, HDP’yi ve onun gerçekleştirdiği siyasal mücadeleyi de sabote ettiler. Bunları daha önce de yazmıştım. Her iki tarafın savaştan yana seçimlerinin diyetini halklar, insanlar öderken, iki halktan da “artık yeter” tepkilerinin geldiğini görüyoruz. Kısacası, PKK’nin seçimler yaklaşırken çatışmaları durdurması yolundaki kararı olumlu olsa da, asıl önemli olan savaşı değil siyasal mücadeleyi seçmeleri!

Örneğin, Demirtaş HDP Seçim Bildirgesi’ni açıklarken, “siyasetle, akılla, barışla” yola devem etmekten yana olduklarını söyledi. KCK ve PKK’nın HDP’nin önünü açmak niyetleri de, ancak “siyaset, akıl ve barışın” yolunu açmakla gerçekleşebilir.

Yarın Ankara’da düzenlenecek mitingde de bunlardan söz edilecek. Umarım, DİSK, KESK, TMMOB, TTB’nin düzenlediği “emek, barış ve demokrasi” mitingi, bu ülkedeki “barış blokunun” haşmeti bir gösterisi olur. Ve yine umarım, 25 Eylül’deki yazımda dediğim gibi, bu mitingde en hasından barış isteyecek olanlar, bu kayıpları yaşayanların sesleri duyulur. Yüreklere asıl dokunacak olanlara konuşur ve barış ister, söz verilir. O yazıda, “Bırakın onlar konuşsun!” demiştim; umarım gerçekleşir.