Yüce Divan yolu açılmalı…
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

“Rıza Sarraf’a devletin gizli bilgilerini kim teslim etti; Sarraf dosyasını kim kapattı?” soruları, pek yerinde ve meşru.
Türkiye, bu kadar yoğun ve ciddi sorunlara sürüklenmiş iken, bunlara bir de Sarraf olayı eklendi.

ABD tarafında ve Sarraf yargılaması sürecinde bildiklerimiz, bilmediklerimize göre çok az. Ya Türkiye tarafında? Acaba olup bitenin ne kadarını biliyoruz?

Hatırlanacağı gibi, 17-25 Aralık 2013 sürecinde su yüzüne çıkan iktidar içi ‘hizipler savaşı’ ardından başlayan tutuklama dalgaları ile 4 bakan hakkında açılan Meclis soruşturması iç içe.

TBMM’de soruşturma açıldığı halde, Yüce Divan’a sevk önergesi, AK Partililerin oyları ile reddedildi. Zira, “Yüce Divana sevk kararı ancak üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyu ile alınır” (Any., md.100/III son cümle).

Ret kararı, doğrudan şu üç olumsuzluğu beraberinde getirdi:

»Bakanlar, kendilerini yargı önünde savunamadı ve adil yargı hakkından yoksun kaldı. Oysa onlar, “veremeyeceğimiz hesap yok” diyordu…

»Bu nedenle, 17-25 Aralık süreci, büyük ölçüde karanlıkta kaldı; halk, devlet yönetimi üzerine bilgilenme hakkından yoksun kaldı. Oysa yönetimde saydamlık ve halkın bilgilenme hakkı, demokratik hukuk devletinin asgari eşiği.

»R. Sarraf ve Halkbank Gn. Müdürü dosyalarını hızlıca kapatma ötesinde, Sarraf, bakanlar elinden ‘Hükümet ödülü’ bile aldı.

Sarraf’ı kurtarma operasyonunu eleştirenleri FETÖ’cü olarak suçlayanlar, şimdi Sarraf-FETÖ işbirliğinden dem vuruyor..

Sadece basit bir soru: Eğer Sarraf Türkiye’de adil bir yargılanma sürecine tabi tutulsaydı, şimdi ABD’deki dava, ‘uluslararası bir darbe girişimi’ söylemi ile yeniden hedef saptırma konusunu oluşturur muydu?

Yargı, herkes için…
Ne var ki, ‘yargıdan adam kaçırmak’, adeta bir ‘AKP klasiği’. Nasıl?

»Maiyetindekileri, yasa yoluyla yargıdan bağışık tutmak (MİT mensupları örneği) veya soruşturma izni vermemek.

»Seçilmiş partililerini, yargı süreci dışında tutmak (4 bakan örneği) veya hesap sorma gereği duyarsa, ‘dava’ adına, ama hukuk dışı yollarla doğrudan infaza gitmek (Belediye başkanları örneği).

»Yasal yollardan hesap sorulmasını uygun görmediği yandaşlarını ise, ne pahasına olursa olsun korumak

»Siyasal açıdan; sahip olduğu sayısal çoğunluğu, ‘mutlak haklılık ölçütü’ olarak görüp hesap vermekten kaçınmak.

Hesap vermek bir yana, eleştirileri hep ‘karalama kampanyası’ ile püskürtmek de, bir ‘AKP klasiği’ haline geldi. Hatta eleştiri yöneltenlere itham için yeni sloganlar bulma konusunda pek mahir:

»15 Temmuz öncesi, kendisini eleştirenleri, hep darbe tezgâhçısı olarak suçlama alışkanlığı, süreklilik kazanmıştı. Ne var ki darbe girişimi, iktidar ortağından geldi. Bu nedenle, 15 Temmuz sonrası kendini eleştiren demokratik muhalefete, artık darbeci yaftası vuramıyor; onları, ya kendisine karşı darbe girişiminde bulunan ‘FETÖ torbası’na koyuyor ya da dış güçlerin işbirlikçisi olarak yaftalıyor.

»Bu arada, 16 Nisan’da oylanan ve ‘15 Temmuz Anayasası’ olarak adlandırdığım değişikliği ile, zaten işletilmesi güç hesap verme yolları, ya tümden kaldırıldı ya da sembolik hale getirildi. Kişiye özgü ‘anayasa projesi’ ise, proje sahibi hep iktidarda kalacakmış hedefinde hazırlandı.

Soruşturma neden önemli?
20 Ocak 2015’te TBMM’de reddedilen Yüce Divan yolu, yeni deliller ortaya çıktığından açılmalı.

Hukuki açıdan; Sarraf davası, başlı başına yeni delil…
Siyasal açıdan; Sarraf davasının ne olduğu daha iyi anlaşılacak ve eğer bu gerçekten ulusal bir sorun ise, Hükümet de rahatlayacak.

Halk açısından; Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karardan bağımsız olarak, yargılama sürecinde, perde arkasında olup bitenler üzerine kısmen de olsa halk bilgilenme hakkını kullanmış olacak.

İslami cephe tehlikeli
Başkenti Kudüs’e taşıma girişimi nedeniyle İsrail’e İslam devletleri cephesi ile meydan okumak yerine, Avrupa devletleri ve BM üzerinden baskı uygulamak, daha sağlıklı. Buna karşılık, içerideki dinsel söylem ve eylemlere paralel olarak, uluslararası bir sorunu, dinsel temele indirgeyerek Müslüman dünyası liderliği vesilesine çevirmeye çalışmak, Kudüs sorununa da zarar vereceği gibi, Türkiye’nin uluslararası konumunu fazlasıyla sıkıntılı bir hale getirir.

Eleştirileri bir kez dinlese…
Çoğunluk partisi, parti içi eleştiriye olanak tanımadığı ve muhalefetin eleştirilerini komplo teorileriyle püskürttüğü sürece, kapılarını ‘demokrasiye kapalı’ tutmaya devam eder. Bu ise, yaşanan siyasal ve yargısal sorunların tartışılamaması ve daha da karmaşık hale gelmesine neden olur; tıpkı son on yıldır tanık olduğumuz üzere. Oysa demokrasiye dönüş, ancak muhalefetin eleştirileri ile mümkün…