Yüce Meclis
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

Meclisimizde son günlerde yaşananlar Lenin’in “parlamento burjuvazinin ahırıdır” lafını haklı çıkartacak türdendi doğrusu. Hakaret sayılmamalı bu anımsatmam. Gerçekten parlamento büyük Lenin’in dediği hale büründüyse bunu biraz da toplumda yaratılan gerginlikle ele almak gerek. Sosyal medyada gittikçe yayılan nefret söylemi, Barbaros Şansal’a yönelik linç girişimi türünden bir dolu şiddet parlamentoya da yansır elbette. Mayıs ayında dokunulmazlıkların konuşulduğu meclis oturumunda saldırıya uğrayan HDP milletvekilleri örneği de aklımızda kalsın.

Parlamentomuzun yakın tarihinde ölümle sonuçlanan bir kapışma da var bilindiği gibi. 1989’da Siirt Bağımsız Milletvekili Zeki Çeliker ile ANAP Siirt Milletvekili İdris Arıkan’ın Türkiye Büyük Meclisi koridorlarındaki tartışmalarını ayırmaya çalışan Siirt milletvekili Abdürrezzak Ceylan, İdris Arıkan’ın silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetmişti. O dönemde toplumun sağcılarca nasıl gerginleştirildiğini, kutuplaştırıldığını anımsayalım. Belki “CHP mecliste kan döktü” diye manşet atan Akit de hatırlar bunu.

Başkanlık sistemine karşı çıkanları neredeyse hain ilan edenlerin meclisteki gerginlikte payları var. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin hedefi olduğu için Gazi olarak adlandırılan mecliste birbirlerinin kafasını gözünü yaran vekiller yaratılan ortamın mahsülleridir. Meclis’teki hâkim partinin ifade kanallarını engelleyici tutumları da patırtıda etkendir kuşkusuz. Meclis dışına nasıl bir örnek oluşturduğunu söylemeye de gerek yok yaşanılanların.

“Abartacak ne var canım, her parlamentoda olur bu tür şeyler” deyip parlamentomuzun kavga ayıbını hafiflettiğim sanılmasın ama başka ülkelerin meclislerinde de rastlanıyor bu manzaralara. Demek ki parlamentolarda her şey iddia edildiği gibi “medenice” konuşulmuyor. Tayvan örneği geliyor aklımıza hemen. Ne görüntülerdi ama gördüklerimiz. 2004 yılında bir milletvekilinin Tayvan meclisine, konuşma yapacak olan vekillerin önceden alkol testinden geçirilmeleri yolunda verdiği bir öneriyi anımsıyorum. Demek ki “yüce meclisi” bara çevirenler de olmuş Tayvan’da.

“Büyük Amerikan demokrasisinin” ilk yıllarında ülkenin kurucu babalarından Alexander Hamilton’un mecliste sıkı bir tartışmaya giriştiği rakibi Aaron Burr’la düelloya tutuşup ölmesi pek bir tuhaftır. Parlamentonun sağladığı “serbestiyet” yeterli olmamış demek ki tartışma için.

“Erkeklerin kadın, kadınların erkek yapılması” dışında her şeyin mümkün olduğu söylenerek ne kadar özgürlükçü olduğuna vurgu yapılan İngiliz parlamentosunda da yumruklaşmanın haddi hesabı yoktur mesela. Kanlı Pazar’ın üzerinden çok kısa bir sure geçmiş, İrlanda Milliyetçi Partisi’ne mensup Joseph Devlin, çok sayıda İrlandalının ölümüne yol açan katliamla ilgili konuşmaktadır. Haliyle İngiliz emperyalizmini suçlamaktadır konuşmasında. Dönemin başbakanına soru sorduğunda, John Molson adlı milletvekilince bir hayli hırpalanır. Bir kaç örnek daha var ama sıralamayayım şimdi.

Bizim meclisteki bu kavgaların döğüşlerin sanıldığı gibi ilkelerden falan kaynaklandığı yok. “Ben de varım” çabasıyla olduğu kadar “sadakatin, davaya bağlılığın” ifadesi olmasıyla da ilgisi vardır herhalde. Kimi milletvekilleri seviyorlar bu tür şeyleri. Mehmet Metiner örneğin, son dalaşmada pek görünmedi sanki ama, bunlardan en öne çıkanı odur bana sorarsanız.

Şiddetten sadece şiddeti anladığımız için öteden beri meclisimizde sözlü şiddeti pek önemsemedik gibi. Bülent Arınç’ın Güldal Mumcu’ya yönelik sözlü saldırısını anımsayalım. Son dalaşmada kadın milletvekillerinin de hedef alındığını, CHP’li Fatma Kaplan’ın ciddi ciddi darp edildiğini görünce Arınç’ın bıraktığı yerden bir hayli ileriye gidildiğini de görmüş olduk.

Meclis bir “er meydanı” mıdır? Yanıtın evet olması pek de öyle rahatlatıcı olmamalı. Hem cinsiyetçi bir içerik taşır böyle bir niteleme hem de “er meydanı”nda “sözün” yeri yoktur. Ne kadar soylu amaçlarla başvurulduğu düşünülürse düşünülsün “kaba kuvvet”in, “şiddet”in doğal olduğunu kabul etmek demektir bu. Mehmet Metiner böyle kabul edenlerden. Yakın bir zamanda “mecliste milletin yiğit evlatları var” demişti. Kendisini bu tanımın (iltifatın) muhatabı görenlerin “yiğitliğe” başvurmaları kaçınılmazdır haliyle.

Meclisimizdeki “yiğitler” ile her iki cinsten “mertler”in kavgasıdır olan. Sürecek gibi de görünüyor.

“Yiğitlik”değil “mertlik” kazanacak tabii. Hep birlikte göreceğiz.