Yurtdışından bir başka yurtdışına, ulusötesi ve Alcatraz
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ
Amerikan Antropoloji Derneği’nin yıllık konferansı için San Francisco’dayım. Londra’yı bıraktığımda enflasyon son 12 aydır ilk kez düşmüş ve 2010 yılı için işsizlik oranının ikiye katlanarak...

Amerikan Antropoloji Derneği’nin yıllık konferansı için San Francisco’dayım. Londra’yı bıraktığımda enflasyon son 12 aydır ilk kez düşmüş ve 2010 yılı için işsizlik oranının ikiye katlanarak yüzde 10 olacağı ve de ekonominin küçüleceği tahminleri yapılıyordu. Yanlış anlamayın ne Obama’nın ‘yeni’ Amerika’sında ne de geri dönünce Londra’da mucizelerle karşılaşmayı umuyorum.

Köşe yazarları yurtdışına çıkınca köşelerinde ‘yazarımız yurtdışında olduğundan dolayı bu hafta yazısısını yayınlayamıyoruz’ biçiminde notlar yayınlanır. Yazar yurtdışında oturuyorsa ve o yurtdışından başka bir yurtdışına çıktıysa, ya da yurtdışından yurtiçine döndüyse... ortaöğretimdeki tuhaf mantık sorularına benzedi.

Neyse, bir başka yurtdışında transnasyonalizm –ulusötesicilik, devletaşırıcılık, yurtaşırıcılık - konuştuk. Konferansta ulusötesi göçlerin maliyeti üzerine bir panele davetli konuşmacıydım. Meksika’dan Orta Asya’ya çeşitli örneklerin tartışıldığı panelde, ulusötesi göç hareketlerinin çatışma-yarışma eksenli bir kuramsal modelinin oluşturulabileceğini anlattım. Yani çeşitli çıkar çatışmaları ve uzlaşmazlıklar, bu hareketliliği hem tetikliyor, hem şekillendiriyor, hem de onunla ilgili yasal ortamı sürekli dönüştürüyor.

Ulusötesi durum nedir ve bunun gündelik hayattaki karşılığı nedir? Kabaca birden fazla coğrafyaya ait olma ve birden fazla ülkede yaşama, iş yapma, dostları, akrabaları olmak olarak tarif edilebilir. Bu da çoğumuzu ilgilendiriyor olabilir.

Ulusötesi hayatların sayısı, günümüz göç istatistiklerine bakınca oldukça cüzi. Sonuçta dünya nüfusunun sadece yüzde üçü doğduğu ülke dışında yaşıyor. Ama çok daha büyük bir kesimi bu kategoriye ya da hemen yakınına koymak mümkün. Sıralarsak; işleri gereği, sürekli olarak olmasa da sıklıkla ya da geçici sürelerle başka ülkelerde bulunanlar, kendileri olmasa da ailelerinden birisi dolayısıyla başka coğrafyalarla ilişkili olanlar, ve hatta aidiyet geliştirenler...

Küreselleşme, internet ve bu genel hareketlilik hali, denizaşırı dostlukları, ilişkileri kolaylaştırdı ve arttırdı. Hareketliliğin boyutunu anlamak isteyenler, havaalanlarının yolcu istatistiklerine bakabilirler. Örneğin geçen yıl, Heathrow ve Gatwick havalimanlarını kullanan toplam yolcu sayısı 100 milyonu geçmişti!

Eminim hepimizin etrafında tanıdığı, akrabası, eşi dostu böyle ulusötesi yaşamlar sürdürenler vardır. Ulusötesi duruma gündelik hayattan verebileceğim çabuk bir örnek şu olabilir: Kardeşinizin doğumgününe Almanya’ya, bayram için Türkiye’ye, iş toplantısı için San Francisco’ya gitmek ve hayatınızı Londra’da sürdürmek ve tabii ki ille de yaz tatillerinde bir Türkiye yapmak...

Başkaları başka mekânlara ve coğrafyalara referans vererek bunu örnekleyebilir. Ama kesin olan şu ki, bütün bu ulusötesicilik içinde, Türkler her yerde. Londra’dan yaklaşık 12 saat bir yolculuktan sonra San Francisco havaalanı terminal çıkışında otele gitmek için taksi durağına gittiğimde karşımda Bahriye hanımı buldum. Herkes kendi dünyasını bilir yine de ya; ikimiz de Türk görünce şaşırdık. Birkaç gün sonra kriz indirimlerinden faydalanayım dedim ve alışverişe çıktım. Pek tanınmış büyük mağazalardan birinde satış görevlisi Neil ile tanıştım. Türk olduğumu söyleyince Neil akrabasını görmüş gibi sevindi. Çook Türk varmış San Francisco’da. Meğer Neil’in en yakın arkadaşları arasında Türkler varmış. Barış Manço’yu pek severmiş. Saçlarını gösteriyor, Barış Manço gibi uzun. Kuzeniyle tanışmış Manço’nun. Yeğeni de yakın arkadaşım deyince daha bir mutlu oldu. İstanbul’a gitmek için bayılıyor.

Alcatraz adasına bakarak bu notları aldım. Eski askeri hapishane, milli park, Amerikan yerlileri için bir barış toplumu projesi ve son olarak şehrin turizm çekim merkezlerinden biri olmuş San Francisco körfezindeki bu küçücük ada ülkelerin nasıl açık hava hapishanelerine dönüştürüldüğünü düşündürdü bana. Bunca yoğun bu ulusötesi hayat talebine karşın. Yeni başkanın göçmen affı vaatleri konferansta oturum arası sohbetlerinin de konusuydu. Beklenen, ABD sınırını geçmek isteyen Meksikalılar –ve diğerleri- için ölmek ve tecavüz edilmenin önüne geçebilecek radikal ve cesur politikalar.