Yürümek, Rousseau, Kılıçdaroğlu
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN

Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Haziran 2017 Perşembe günü Ankara’dan İstanbul’a doğru başlattığı ADALET YÜRÜYÜŞÜ bütün sempatisiyle sürüyor. Hem Türkiye’de hem de dünyada ilgiyle izleniyor. Çünkü yürüyüşün çok kutsal bir amacı var: ADALET!

Sadece yürüyenlere değil, yürümeyenlere, hatta yürüyüşe “hiddetle” karşı çıkanlara da lazım olacak bir kavram ADALET!

Yürümek başlı başına faydalı bir eylem… Hem günümüz açısından böyle hem de tarihsel anlamda derin izleri var.

•••

Rebecca Solnit tarafından yazılan “Yol Aşkı/YÜRÜMENİN TARİHİ” adlı kitap konu hakkında ufuk açıcı pek çok bilgiyi barındırıyor.

O kadar ki, Guardian gazetesinden Will Self, kitap hakkında şöyle diyor:

“Anıtsal bir yürüme tarihi.”

Yazar Solnit Yürümenin Tarihi hakkındaki satırlarına ünlü düşünür Jean Jacques Rousseau’nun “İtiraflar” adlı kitabından bir alıntıyla başlıyor:

“Yalnızca yürürken derin düşüncelere dalabiliyorum. Durduğum zaman düşüncelerim de duruyor, zihnim yalnızca bacaklarımla birlikte hareket ediyor.”

Ünlü düşünürün bizim bir atasözümüzü anında taca atıyor. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker atasözü ile Rousseau’nun tespitleri taban tabana zıtlık oluşturuyor. Hangisinin daha yararlı olduğu konusunda ise ancak kendisine “ahmak” denilmesini isteyenler bir kıyaslama yapabilirler.

Peki, Jean Jecques Rousseau ne zaman yürümeye başlamış?

Rebecca Solnit onu da “Yürümeyi Kutsamak” bölümünde açıklıyor:

“1749’da yazar ve ansiklopedist Denis Didero, Tanrı’nın iyiliğini sorgulayan bir makale yazdığı için hapse atılmıştı. O zamanlar Didedot’un yakın arkadaşı olan Rousseau, hapisteki arkadaşını ziyaret etmek için Paris’teki evinden Vincennes Şatosunun zindanlarına olan altı millik mesafeyi yürümeyi alışkınlık edinmişti..!”

Hapisteki bir arkadaş için yürümek büyük düşünürün ufkunu açmıştı.

•••

yurumek-rousseau-kilicdaroglu-309304-1.Yürümek eyleminin tarihi özelliklerinin derlendiği kitapta Türkiye de var. Hem de AKP’ye dünya çapında onur kazandıran bir sonuç üzerinden…

Bilmece gibi yazmayı bırakıp kitaba döneyim.

Rebbeca Solnit, 15 Şubat 2003 günü dünya çapında yapılan yürüyüşleri sayılarla sıralıyor.

“Londra’da iki milyon, Glasgow’da elli bin, Dublin’de yüz bin, Berlin’de üç katı (üç yüz bin), Roma’da üç milyon, Barcelona’da bir buçuk milyon kişi yürüyüşe katıldı.”

Sonra sayıları bırakıp gösteri yapılan merkezleri sıçramalı olarak sıralıyor. Seul, Tokyo, Bağdat, Karaçi, Detroit, Cape Town, Montreal, Sydney, New York, İstanbul, Moskova, Tahran, bütün Latin Amerika şehirleri…

Kısaca bütün dünya yürümüştü.

Ne için?

ABD ve diğer Avrupa devletlerinin oluşturduğu “Koalisyon Güçleri” adlı işgalciler sürüsü Irak’ı işgal etmeye karar vermişlerdi. Irak’ta nükleer silahlar vardı, dünya tehdit altındaydı. Bunların hepsi yalan çıktı. Ama olan Irak’a olmuştu.

New York Times gazetesi bu büyük eylem sonrasında sivil toplum güçlerini “Dünyanın Öteki Süper Gücü” olarak ilan etmişti.

Solnit kitabında bu eylem ve sonrasını şöyle anlıyor:

“15 Şubat eylemi Irak’ın işgalini önleyemediyse de bazı parametreleri değiştirdi. Örneğin Türkiye Parlamentosu vatandaşlarından gelen yoğun baskı sonucu hava üslerinin kullanılmasına izin vermedi!”

2002 Genel Seçimleri sonrasında oluşan o parlamento, Abdullah Gül’ün Başbakan olduğu AKP Hükümeti bütün dünyada büyük bir itibar kazanmıştı. Tarihteki haklı yerini almıştı.

Bugün yine dünya çayında ilgiyle izlenen bir yürüyüş eylemi var Türkiye’de… Daha şimdiden tarihi bir önem kazanacağı belli olmuş durumda. Çünkü çok haklı ve yerinde bir talebi var: ADALET!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ADALET YÜRÜYÜŞÜ de ilerde “Yürümenin Tarihi” sayfalarında yer alacaktır.

Tıpkı 1749’da zindandaki arkadaşı Diderot’ya yürüyerek giden Jean Jacques Rousseau gibi…