Yürüye yürüye
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

Görülmemesine olanak yok. Başladığı andan itibaren sürekli katılımlarla devasa bir eyleme dönüştü Adalet Yürüyüşü. Katılımcıların çeşitliliğine de bakılırsa, herkes aynı şeyi mi anlıyor ayrı mesele ama, “adalet” diye bir ihtiyaç var bu ülkede. Bu ihtiyacı AKP’nin gidereceğini düşünen yok tabii, talep de hükümete yönelik değil zaten. Adalet’in tüm yaşamı kapsayan bir ihtiyaç olarak dile getirilmesi önemliydi, bu yapılmış oldu.

Adalet Yürüyüşü’nü üzerine alınmayan, ama alındığını “biz izin verdiğimiz için yürüyorlar” diyerek itiraf eden AKP Genel Başkanı’nın bu sözü bile kavramın kapsayıcılığı, neden ihtiyaç haline geldiği konusunda bir fikir verebilir. “Adalet” kimsenin paşa gönlüne göre hayata geçirilecek bir kavram değil. Zat, dilerse adil olacağını da ifade etmiş olmuyor mu böylelikle? Demek henüz zamanı gelmedi bunun. “Vatan savaşı” sırasında bu teferruat elbette.

“İzin” muktedirin lütfu olarak beliriyor, bu dile getirilirken hiç de mahcubiyet duyulmuyor. Memlekette elbette “adalet” var. Ancak güdümlü olan, böyle olduğu için de içi boşalmış, kendi ilkelerini terk ettiği için de “kuvvetsiz” kalmış bir adalettir(!) bu. Memlekette bir de “kuvvet” var, hükümet yani. “Kuvvetsiz adalet” ile “adaletsiz kuvvetin/hükümetin” sokağa düşürdüğü insanlar yürüdüler günler boyu.

Yürüyüşün, birlikte hareket etme duygusunu yeniden yükselttiği, yürüyenlere “kamusal iyiyi” kitlesel olarak dile getirme tadı verdiği ortada. Binali Yıldırım’ın yürüyüş için “kabak tadı verdi” demesine kızmayın. En azından iyi kötü bir tat alma duygusuna sahip olduğunu anlıyoruz böylece. Çünkü hiç yokmuş gibi davrandıkları, davranamadıklarında da küçümsedikleri yürüyüş Yıldırım’da da tat bırakacaktı haliyle.

Bakın, yürüyüşte AKP iktidarını “adaletli” olmaya çağıran herhangi bir pankart yoktu. Bu iyi de oldu. “Adalet”i arayanlar bunun aslında kamunun talebi olduğunu dile getirirken özellikle bir adresi işaret etmediler. Mutlaka yaşama geçirilecek olan bir talep var ortada. Bu nedenle muhatabı hükümet olsa da ona bu özellikle anımsatılmadı. Önemli olan “adaletsizlik”in ortak bir yakınma konusu oluşunu göstermekti.

Sınıflı toplumların “adalet” anlayışıyla uyuşmam mümkün değil. Mülkiyeti koruma temelli, dolayısıyla sömürüye kayıtsız, hatta çoğu zaman onu teşvik eden bir “adalet”i var sınıflı toplumların. AKP iktidarı bolca yararlandığı böylesi bir toplumun adaletinin kurallarını ihlal etti, etmeye de devam ediyor. En azından AKP’ye, inanmadığı ama kendisini iktidar yapan “laik sistem”in adaletine uyması konusunda itiraz geliştirilebilir. Yürüyüş, böyle bir itirazdır benim gözümde.

Her şeyi eline almış, kendinde güç vehmetmişlere karşı bir itirazdır bu. Kendinde mutlak güç görene de elbette. Çiçero’nun “mutlak hak, mutlak haksızlıktır” vecizesini bilenler bu yürüyüşün ne anlama geldiğini de bilirler kuşkusuz.

Kitleselliği, ciddi anlamda, küçük çapta olanları saymazsak, provokasyon girişimlerini de önleyici bir etki yaptı. Çete lideri Sedat Peker’in “saldırmayacağız” açıklaması, bir saldırının gerçekleşmesi durumunda bunun iktidara mal edileceğinin bilindiğini de gösteriyor. AKP içinde çatlak yarattığı da inkâr edilemez. Muktedirle ters düşmüş olanlar “adaletsizlik”ten sadece kendilerinin içinde bulunduğu durumu anlamış olabilirler. Bunu ifade edecek tek bir mecra olarak sadece bu platformu bulmuş olmaları, toplumun ifade kanallarının ne kadar kapalı olduğunu da göstermiyor mu? O nedenle yürüyüşte solcuların, laiklerin dışında yıllarca AKP’ye destek vermiş olanların bulunması bu “zemin” ihtiyacının ne boyutta olduğunu anlamamıza yaradı. Düşünün büyük günahkâr Hasan Cemal bile vardı yürüyüşün destekçileri arasında.

Hasancemaller de vardı diye karşı çıkmak yerine, yürüyüşün onlar için bile kendilerini ifade edecek tek platform olduğunu düşünmek daha doğru geliyor bana. Toplumu doğru dürüst okuyamamış, bu nedenle AKP’den Erdoğan liderliğinde “Hıristiyan demokrat” benzeri bir “Müslüman Demokrat” hareket çıkarma garabetine düşmüş bu tiplerin, inandıkları o “Müslüman Demokrat”tan kaçıp “Sosyal Demokrat”a sığınmaları da pek hoştur.

Zhantang’ın lafı ne güzeldir: “Adalet olan yere kim sığınmaz ki.