Zalimin dostu olmak
ZAHİT ATAM ZAHİT ATAM

TÜRKİYE:
“NEREDE BİR ZALİM VARSA ONUN YANINDA OLACAĞIZ”
“ÇOCUKLARIMA HELAL LOKMA YEDİRMEDİĞİM HALDE”

Türkiye enteresan bir ülke, bu ülke biraz da gerçekten samimi, üretken ve çalışkan insanlar için kâbusa benzer,

Tarihsel bir gelenek olarak bu ülkede liyakate değil sadakate bakılır, ama sadakat vatana millete sadakat değildir, aksine iktidara yakınlık anlamına gelir ve çoğu kerede sadakat suç ortaklığı ile insanların birbirine bağlanmasıdır.

Benzeri bir süreci sinemada 1960’lı yıllarda Metin Erksan ile Halit Refiğ arasında da vardı, işin ilginç tarafını çok kısa bir şekilde anlatayım, Erksan kendi soyadını kullanmazdı, Refiğ ise Selanik kökenliydi ve öz babası hakkında enteresan şeyler söylerdi. Ama ne olmuşsa tarihin bir aşamasında, Marksist olduklarını söyledikleri bir dönemin ardından hızlı bir şekilde Osmanlıcı olmuşlardı. Ama gelin görün ki ikisinin de Osmanlı hakkındaki bilgileri cahil sayıklamasından öteye geçmezdi.

Aynı şey siyasette de olur, bugünün suç ortakları, yarının suç davalarındaki birbirlerinin düşmanlarıdır. Aynı şey haram/helal arasındaki ilişkide de vardır: Haramdan uzak duran ama şu ya da bu mazerete sığınarak haramın tadına bakanlar bir süre sonra harama âşık olurlar ya da onsuz işler yürümez derler. Hepimiz açıkça aklımızı ve mantığımızı kullandığımızda şunu net olarak görüyoruz:

1. Türkiye’de asgari ücretten ve ekmekten vergi alan bir hükümetin altın ve mücevherattan vergi almaması saçmadır.
2. Zarrab bu işler için seçilmiş birisiydi ve kendisi “haram dağıtma işinde” yarı resmi bir iş yürütüyordu, yani yaptıkları siyaseten korunuyordu.
3. Yargılanmaları gündeme gelen dört bakanın suçları sabitti ve onların yargılanmasının önündeki engel, kendilerinin belirli şeyler açığa çıktıktan sonra yapacağı hizmetler dolayısıyla ağır kusurlarının görülmemesi değildi. Aksine bu “suçlu”nun en büyük kozu, aktif görevde olanların da suçlarını bilmeleri idi. O insanlar, bir şey olursa, bildiklerimi açıklarım tehdidiyle düzmece savunmalarla şimdilik yargılanmıyorlar.

Benzeri bir seyir Zeki Demirkubuz ile Nuri Bilge Ceylan arasında da oluşmuştur: Bu iki şahsın bir ara iki sanatçı için uygun olmayacak denli yakınlaşmalarının, ardından ise ilk kez birbirlerine rakip oldukları 2006 Antalya’daki yarışmada,
1. Nuri Bilge Ceylan’ın açıkça kendisine ait olmayan bir senaryoyu filme çekmesi, İklimler’in çıkış noktasının Demirkubuz’un Hicran adlı projesinin üzerine bina edilmesinin ardından,
2. İklimler’in Cannes Film Festivali’ne katılması ve FIBRESCI ödülünü kazanması, Kader’in ise “iyi de bütün bunları bir insan niye yapsın ki, bir nedeni olmalı” gerekçesi ile ön elemeleri geçememesi,
3. Antalya’da Nuri’nin haklı bir şekilde en iyi kurgu ödülünü kazanması, ama zaten kurguyu yapanın Nuri değil de Ayhan Ergürsel olması, bu ödülün de Nuri’ye yetmemesi,
4. Demirkubuz’un, toplumsal önem, reji başarısı, diyalogların derinliği ve insan ruhunu deşifre etmesi, topluma ayna tutmak ve filmin siyasal önemi, yani estetiğin bütün bileşenleri dahil edildiğinde, hiçbiri açısından hak etmediği ve tümüyle sahte bir “en iyi film ödülü” alması,
5. Evet, lafımı bilerek konuşuyorum, hiçbir gerçek sanat insanı, mesela Takva gibi bir film orada oynarken, -bu sadece bir örnek- Kader’e en iyi film ödülünü veremez, en azından sanat açısından,
6. Ayrılmaz ikilinin arasındaki bu ilişkinin bireysel çatışmaya dönüşmesi, bu bireysel çatışmanın ruhta oluşturduğu gerilim ile Nuri’nin hastanenin acil servisine ambulansla kaldırılması,
7. Antalya’dan diğerleri döndükten sonra Nuri’nin İstanbul’a gelmesi, (mazereti vardı, acilde bir süre kalması gerekmişti)
8. Ardından ise ikilinin bir daha konuşmaması ve onun ardından da filmlere yansıyan çatışma sürecinin devam etmesi,
9. Benzeri bir kirli ilişkinin Kor adlı proje ile Üç Maymun arasında da devam etmesi,

TEKRAR EDİYORUM BÜTÜN BUNLARIN ARDINDAKİ BİLEŞEN SUÇ ORTAKLIĞIDIR, ONLAR HAKKINDA PİYASADA VE HATTA BASINDA YAPILAN GEYİKLERİN HİÇBİRİSİNİN ESASA DAİR OLMAMASI, FENOMENLER DÜNYASINDA HAYALİ BİR ÇATIŞMA ÜZERİNE BİNA EDİLMESİ…

Türkiye için size şunu söyleyeyim, bu ülke gerçekten ve hakikaten insan onurunu çiğneyen “ün-sanat-medyatiklik-siyasi irade-vicdan-para-mevki” ilişkileri üzerine kurulmuş olduğu için, bu ülkede devlet, milleti katlederek siyaset yapmayı bir gelenek haline getirdiği için,
SOFRASINDA BEREKET YOKTUR VE HER ZENGİNİN ARDINDA KANINI İÇTİĞİ BİR YOKSULUN AHI VARDIR.