alpertasbeyoglu

Zaman aşındırma…!

‘Sivas’ ile birlikte, ’16 Mart da  ‘zaman aşımı’na maruz kaldı. Durumun hukuki adı bu belki. Ama büyük bir fotoğraf gibi bakıldığında tarihe, yaşanan benzeri bütün süreçlerin zamanın olduğu kadar toplumsal hafızanın da ‘aşındırılması’ meselesi olduğunu görmek yanlış olmaz.

“Öteki korkusu, dil korkusu, adalet korkusu (gerçeklik korkusu, bsy) üzerine kurulu olan devletlerin açık – gizli ajandasında, hatırlanacakların, unutulacakların listesi vardır.” Diye yazıyor Sezai Sarıoğlu, ‘o serginin’ girişinde. Metnin birkaç satır ötesinde ise “genelde egemenlerin, özelde milliyetçilerin – ırkçıların bu sözcüklere yükledikleri anlam, hatırlama ve hesaplaşma taleplerini unutturma, bastırma, düşmanlaştırma ve intikam kültürüdür. Doyulmayan şiddet, linç kültürü, kamusal ve özel intikam ritüelleri ise bu aklın pratikleridir. Kutsalın merkezi şiddetin oluşturmasıyla başlayan gelenek, resmi tarihi ve gündelik dili de buna göre biçimlendirir.”

Yine ‘o serginin’ girişinde Emre Zeytinoğlu’nun şu satırlarıyla birbirlerini tamamlıyorlar Sarıoğlu’yla…

“… unutturulma” ve “önemsizleştirilme”, yalnızca bir takım zihinsel telkinler ile gerçekleşmemektedir. Aynı zamanda (bir “deformasyon” sürecine bağlı olarak) toplumsal kurumların işleyişleri de, bu “normalleşme”ye hizmet eder duruma sokulmaktadır. Örneğin 16 Mart katliamının faillerinin devletin üst seviyelerine hızla tırmanmaları, bunlar hakkında açılan davaların düşmesi, davaların yeniden açılması yönünde gösterilen çabaların asla gerekli sonuçlara ulaşmaması ve hatta söz konusu davaların “zaman aşımı” sınırına gelip dayanması, toplumun belleğinin yanında ona işlerlik kazandıran mekanizmaların da manipülasyona maruz kaldığını gösteriyor bize”…

‘O’ serginin girişinde… Unutma, hatırlama ve zorbalık üzerine derinlikli yazılar… içerde yüzü aşkın sanatçının “16 Mart”ı hatırlamak için gerçekleştirdiği eserler yer alıyor… üç ayrı sergi salonunda… hafıza gibi, yok edilmeye çalışılan, ‘estetiğin eleştirel gücü’yle bir hatırlama ve direnç beraberliğinin meşalesini yakar gibi…

*

Bu yıl “16 Mart Katliamı”, alışılagelmişin dışında etkinlik ve eylemlerle anıldı. Katliamın yaşandığı mekana (İstanbul Üniversitesi Önü- Beyazıt Meydanı) devasa bir heykel yerleştirdi 78’in ve bugünün gençleri (-nin bir bölümü).

Hüzün veren, yalnızca orada katledilen ve saldırıya uğrayan gençlerin hatıraları değildi. Farklı grupların sırayla ve ayrı ayrı bu anmayı gerçekleştirmelerinin resmiydi de…

Ardından işte o güne ithaf edilmiş eserler sergileniyor.

Ne ki bu derinlikli, kurumsal çaba medyada hak ettiği yeri alamıyor. Çatışmasız, kavgasız, gürültüsüz, sansasyonel ve popülist arayışları olmayan bir ‘olgu’, haber değerinden yoksun mudur…

Ama birkaç gün sonra, bir ‘haber’… ‘16 Mart Meydanı’nda, akıbeti ne olacak diye merakla beklenirken, bir barbar kültürünün heykeli balyozlarla parçalaması… ilginç olan, bu haber de ‘faillerden’ geliyor…

Yine medyada tık yok

Parçalamışlar ve önünde fotoğraf çektirmişler sırıtarak. Öylesine umarsız güvenli bir halleri vardı ki…Ve altına şu satırları yazarak internete koymuşlar…

“ucube heykeliniz gibi bölücü zihniyetinizde yıkılmalı”. Noktasız, virgülsüz bir cümle de, de ayrı yazılır be evladım, ‘zihniyetiniz de’ derken…

Ama elbette ilk soru şu… güpegündüz bu cesaret nereden geliyor. Kim ölümü besliyor…

Başka hangi acıları bekliyor gelecek…

Yine de çoğaldıkça çoğalan insana, sayısız esere dönüşüyor yedi genç… Ve bellek kıyımına uğrayan herkes.

BİZİ TAKİP EDİN

359,909BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,766TakipçiTakip Et
7,819AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL