Zaman da çürürse!
NİHAL KEMALOĞLU NİHAL KEMALOĞLU

Yeni Türkiye; her “yeni” sayıklamasının “eski despot devlet birikimine” hızla çarparak eşitlendiği hazin bir tecrübe...

Her geçen gün “tasfiye ettiği”, “değiştirdiği” hatta “devirdiği” ne varsa o’na dönüşerek, o’nunla özdeşleşerek dramatik serüvenini pekiştiriyor...

Ve bu köhne tarihte siz de eğer yeteri kadar büyümüşseniz her “yeni” lakırtısını duyduğunuzda ürperiyorsunuz..

“Yeni zaman”, “yeni ülke”, “yeni yıl”, “yeni başlangıç” ve “beyaz sayfalı” tüm hafıza arındırıcı, ahlaki sorumluluktan muaf, piyasa jargonu spotlar içinizi daha bir eziyordu.

Hakkaniyet ve adaletin çürüdüğü toplumlarda “tarihsel eşikten” yeni bir zamana zıplamak asla mümkün olamaz, onlar aynı çevrimselliğin içinde kalmaya aynı suçları, ihlalleri paylaşmaya mecbur kalırlardı.

Üstelik çocukların büyümediği, evlatların  analarının yanı başından söküp alındığı zamanı gerçekleriyle çürütenler “siyah paltolu, takımlı büyükler de” lime lime çürürdü.

Ve bu “yeni hayat” size ne anlatıyor diye yolunmuş binlerce zeytin ağacının yanına çöküp durmazsanız siz de “çürüme mahalline” dahil olurdunuz. 

14 yaşındaki çocuğun 553 gün önce serçe avlar gibi başından vurulduğu görüntüler, dosyasına anca giriyorsa, sistem sizin yorgun bulanık hafızanızla can buluyor demekti.

Bir tek kişinin yargılanmadığı Roboski katliamında üçüncü yılında analar ellerinde bir avuç evlat toprağını koklamaya mahkûm ediliyorsa “uğultulu tekinsizlik” size ve çocuğunuzun yakınına varmış demekti.

Kahramanmaraş ve Sivas katliam anması hâlâ sakıncalı, sanıkları ve avukatları “zaman aşımsız” kariyerist planlamalarını sürdürüyorsa sopalar, baltalar, kalaşnikofları gömülü “sivil- çeteler” yolunuzu gözlüyor olabilirdi.

Ali İsmail, Ethem, Mehmet, Abdocan’ın,  diğer çocukların davaları “failleri” aklayacak “tarihi” devlet yargı aklınca “sabırla” ötelenip bir yıl daha geçebilir.

Ve sınırsız ihtiyaçlarımızı giderdiğimiz kredilere rehin varlığımız, AVM  kalabalığında sürüklediğimiz, gördüğünü tüketen gövdemizle “yeni yıl” dileklerimizi sıralamak bize düşerdi.

Bu arada elbette VİP namaz localı cami, swaroski taşlı tesettür moda çılgınlığı, yedi yıldızlı umre otel selfieli, doreli seccade gösteri sahipleri “Yılbaşı kutlamasını” duyunca  delleneceklerdi...

Sünni rant havuzundan veya kaçak beton balkondan başını uzatıp “şeytan kapitalizm Müslüman ruhu çalıyor “ diye bayat popülizm ortalığa salınsa da...

İbretlik ifrat/Dubai mimari “pagan” Yeni Türkiye’yi  tarih gelmiş geçmiş en fütursuz Müslüman kapitalistler diye kayıtlamıştı bile.  

Zaten “yeni” metafiziğinin büyüsüyle coşanlar  Yeni Türkiye’nin ilk dönemecinde “eski” karanlıkla burun buruna gelmişlerdi.

Üstelik daha da tahkim edilmiş, sömürü ağları derinden örgütlenmiş, otoriter karakter “sivil versiyona” sağlamca monte edilmişti.  Hegemonik Sünni erkek kimliğin cüssesi ve dili “büyütülmüş”, kültürel sermaye yetmeyince çaptan düşmüş türkücü, şarkıcı, manken, artiz, aydın “eskileri” devşirilerek medet umulmuştu.    

Cılız demokrasi kültürümüz otoriter neo-liberalizmle karşılaşınca “Yeni Türkiye” ortaya çıkmış, göbeğine de taş saray kurum kurum kurulmuştu.

Halbuki biraz yakından bakılsa taş sarayın yerinde  kömür tozuna bulanmış yüzlerce ceset ve öldürüldükten sonra takılmış ucuz toz maskelerini herkes görürdü...