Zamanı ve mekânı kullanma kılavuzu
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Süreç, iktidarın kendi tasarlayıp çektiği filmin banyo edilme sürecinden başka nedir ki?... Daha önce yan yana gelmemiş, gelememiş orman canlıları ve kuşlar tarafından işgal edildiğinde, işte o zaman bizim zamanımız ve mekânımız başlayacaktır

Artık süreç lafı duymak istemiyoruz; o kadar çok duyduk ki, süreç sözcüğünün gerçek anlamını yitirdiğini ve neredeyse mide bulandırıcı bir deyime dönüştüğünü görüyoruz. Süreç, iktidarın kendi tasarlayıp çektiği filmin banyo edilme sürecinden başka nedir ki? Ya da daha açık söylemek gerekirse, iktidarın kendi imgesini dayatma süreci. Mekân ve zaman tutuklu kalmıştır iktidarın elinde; o yüzden her ikisi de tutucudur. İktidarın mekânı, yine kendisinin dayattığı mevcut şeyler düzenini korurken, zamanı da şeylerin içlerinde barındırdıkları gizil güçleri açığa çıkartmayacak şekilde örgütlenmiştir. Mekânın içinde yer alan mevcut şeyleri oldukları gibi koruma ve onlara aşkın bir düzen dayatma çabasında olan iktidar, süreç kavramıyla zamanı da denetlemek, her türlü değişimden dönüşümden arındırmak istiyor. Süreç, iktidarın elinde tutuklu kalmış zamanın adıdır.

BİZİMKİSİ BİR TABLO DEĞİL!
Despot bir iktidarın kafasındaki imgeden medet umanları da anlayamıyorum. Banyo sürecinin sonunda filmin üzerindeki görüntünün görünür hale gelmesi gibi, iktidar da zamanı denetlediği ölçüde, kafasının içindeki aşkın imgeyi görünür kılmayı süreç olarak dayatıyor bize. Oysa süreç, tüm kuvvetlerin aynı anda etkileşime geçerek, önceden tasarlanmamış ve bilinemeyen yepyeni bir görüntünün içeriden yüzeye çıkmasıdır. Kuvvetler alanı olarak toplumun katılacağı bir müzakereyle, etkileşimle, gizli olan bir görüntüyü hep birlikte boyamaktır. Önceden bu görüntüyü hayal edebiliriz ama despot iktidarınki gibi kesin bir tablo değildir bizimkisi.

Bizimkisi daha çok Alfred Hitchcock’un 1963 tarihli “Kuşlar” filmde olduğu gibi, dünyayı devasa bir markete çeviren iktidarın marketine saldırmak üzere, ayrı düşürülmüş kuş türlerinin bir araya gelmesi gibidir. İktidarca ve kapitalist ilişkilerle kurulmuş bu markete saldırı, yeniden kurulacak bir dünyanın ilk habercisidir. Filmde, kuşların saldırdığı kasabanın adı Bodega Bay’dir. Bodega, İspanyolcada dükkân ya da market anlamına gelmesinin boşuna olmadığını düşünüyorum. “Kuşlar” filminde, daha önce yan yana gelmeyen, bir arada hareket etmeyen kuş türlerinin, bir araya gelerek yeryüzünü felakete sürüklemiş kapitalist ilişkileri simgeleyen markete saldırmaları, market sahibi tarafından bir felaket olarak algılanabilir ama market sahibinin felaketi, kuşların ve yeryüzünün kapitalist ilişkilerden kurtuluşudur. Doğal bir felaket gibi inerler Bodega’nın üzerine. O yüzden doğal felaketlere bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Kuşların markete saldırmaları, yeryüzünün kurtuluşudur.

MARKETLER ŞAŞIRTMAZ BİZİ
İktidarca dayatılan süreç, marketin kapalı ve tanımlı mekânındaki zamanın adıdır ve marketin zamanı, market formunda mekânsallaşmıştır. Marketin, tıpkı mekânda olduğu gibi kompartmanlara, reyonlara ayrılmış zamanı çizgiseldir, zaman otoyollaşmış ve doğrusal hale gelmiştir. Market bizi hiç şaşırtmaz; reyonlar arasında dolaşırken elimizle koymuş gibi buluruz malları. Ve aşırı kimliklendirilmiş malların başka şeylere dönüşmelerini önlemek için raf ömürleri üzerlerine yazılmıştır. Şeyler, doğada olduğu gibi zamanın içine yerleştirildiklerinde, içlerindeki gizil güçleri açığa çıkarmak için kışkırtılırlar oysa; o yüzden devrimcidir doğanın zamanı. Ormanda yolumuzu kaybetmemiz, ağaçların çizgisel zamanı ve mekânı saptırmasındandır; ağaçlar önce yolumuzu kaybettirir, ardından da kendi yolumuzu ve içimizdeki gizil güçleri açığa çıkartmak için bizi kışkırtırlar. Ve yolumuzu ararken başka bir şeye dönüşebiliriz. Doğada raf ömrü yoktur çünkü.

Artık bir yolağzında duruyoruz: bir yol ormana, diğer yol ise markete çıkıyor. Ya da bir yol çokluğa, değişime ve dönüşüme, diğer yol ise aşırı kimliklendirilmiş ve raf ömürleri biçilmiş malların sergilendiği markete. İktidar her türlü değişimi ve dönüşümü, çokluğu dışarıda bırakacak bir marketin çizgisel zamanını süreç olarak dayatırken, doğal felaketler bu çizgisel zamanı parçalayarak, tüm canlılara biçilen raf ömürlerini iptal ediyor ve yeryüzünü bir çokluk ve değişim, dönüşüm düzlemi olarak yeniden kuruyor. Felaketlerden hele ki doğal felaketlerden hiç korkmayalım. Kuş türlerinin bir araya gelerek iktidarın zamanını ve mekânını bozdukları o anlar devrimci anlardır. Tıpkı 1830 Fransız Devrimi sırasında meydanları işgal eden devrimcilerin meydan saatlerine ya da Nisan 2000’de Brezilya’nın keşfinin 500. yıldönümü törenlerinde Brezilya yerlilerinin saatlere ateş etmeleri gibi.

KUŞLARIN İŞGALİ BİZİM ZAMANIMIZ
Yeryüzünü devasa bir markete ya da Bodega’ya dönüştüren egemenlerin zamanı ve mekânı, daha önce yan yana gelmemiş, gelememiş orman canlıları ve kuşlar tarafından işgal edildiğinde, işte o zaman bizim zamanımız ve mekânımız başlayacaktır. Bu zaman, bir görüntünün dayatılma süreci değildir; aksine birbiriyle etkileşime giren tüm canlıların birlikte kendi yollarını keşfedecekleri, önceden kestiremeseler de hayal edebilecekleri ve hep birlikte boyadıkları ve boyamaktan yorulmayacakları ve hiçbir zaman sona ermeyecek bir tablonun görünür kılındığı bir süreç olacaktır. Boyadıkça, hem mekânın hem de bizlerin dönüştüğünü göreceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız