Zehirli tarlaları kim suluyor?
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

İki katlı binanın duvarına dokunarak ‘Bu nedir?’ diye sordum. İlginç dokusu yüzünden sanki çatısına kadar ulaşabilirmişim gibi görünüyordu. Oll ‘İnşaat sırasında tuğlalarla karıştırılan fosilleşmiş bilgi.’ diye açıkladı. Hah, bu kız da delirmiş! Nasıl bir yerdeyim yahu?! Bir ev dolusu deliyi anlarım da, burada tüm kasabalılar deli! Sırf konuşmayı sürdürebilmek için ‘İyi bir malzeme olsa gerek.’ dedim. Oll ‘Her şeyin yapımında kullanılır.’ dedi. ‘Dayanıklı mı bari?’ Oll küçük kafasını sallayarak cevap verdi: “Her zaman değil. Bazen bilgi çok yalan dolan oluyor.’ ‘O zaman ne oluyor peki?’ ‘Tuğlalar parçalanıyor. Bir keresinde bu yüzden bir ev çökmüştü.’ ‘Koca bir ev mi çökmüştü? Çok korkunç!’ dedim. ‘Evet, öyle. Evin temelindeki tuğlalara karışan yalan yanlış bilgiler yüzünden yerle bir oldu, düşünebiliyor musun?’

Bu ilginç diyalog, Sovyet bilimkurgu edebiyatının pek tanınmayan ustalarından Vladimir Mikhanovsky’nin 1981’de Moskova’da İngilizce yayımlanan kitabı The Doubles’daki öykülerden birinde geçiyor. Land of Inforia (İnforia Diyarı) adlı öyküde anlatıcı seyyah kendini her şeyin temel maddesinin eskiden kullandığımız manyetik kasetlerin bantlarına benzeyen ‘inforia’ adlı bilgi malzemesi olduğu bir kasabada buluyor; ağaçların dallarından inforia sarkıyor, tarlalarda inforia yetişiyor, inşaatlarda inforia kullanılıyor, yemekler inforia ile yapılıyor. Tüm inforiaların içeriği temelde aynı: Bilgi. Ama her inforianın içerdiği maddeler farklı tabii; İnforia topraklarında uzak yıldızlara dair araştırma sonuçlarıyla dolu inforialar yetiştiği gibi mesela armoni bilgisiyle dolu inforialar da bulabiliyorsunuz -bunlar genellikle yemeklerde kullanılıyor.

Anlatıcı, bir inforia tarlasında kasabanın yaşlı bilgesiyle şunları konuşuyor: “Uzun yapraklardan -pardon, bilgi taşıyan bantlardan!- birini koparıp tadına baktı. ‘Eee, tadı nasıl?’ diye sordum. Yaşlı adam son derece ciddi bir tavırla ‘Olgunlaşmış’ dedi, ‘biçme zamanı gelmiş.’ ‘Peki sonra ne için kullanacaksınız bunları?’ ‘İnekleri beslemek için kullanırız.’ ‘İnekler? İnekler de mi bilgiyle besleniyor?’ İyice kafam karışmıştı. ‘Ya ne olacaktı? Ama olgun inforianın hasat zamanına çok dikkat etmek lazım. Eğer geç kalırsan tüm bilgi dökülür gider, geriye kalan bu şeritler de hiçbir işe yaramaz.’ ‘Kusura bakmayın, bir şeyi anlayamıyorum’ dedim, ‘Siz insanlar inforialardan aldığınız bilgiyle yaşıyorsunuz, hayvanlarınız bilgiyle besleniyor. Peki ya gerçek yemekler?’ ‘Tek gerçek yemek inforiadır.’ diye cevapladı ihtiyar, ‘Dünyada her şeyin özü bilgi değil mi?!’”

“‘Bazı inforia türleri insanlar için hiç de iyi olmayabilir.’ dedi yaşlı adam. ‘Neden?’ ‘Bir sürü nedeni var. Mesela inforia bayat olabilir, dünyada bu kadar hassas, bu kadar kolay bozulabilen başka bir şey yoktur! Ama en fenası yalan bilgidir. Hiç yalan bilgiyle zehirlendiğiniz oldu mu?’”

Bu öyküyü eskiden hep Stalin dönemi ve 1984’ün dünyasıyla bağdaştırırdım; yalanların ve yanıltıcı propagandaların yıktığı hayatların dünyası... Türkiye’de yayımlanan gazeteler de yalan bilgi servis ederdi tabii -bolca magazin dedikodusu, ara sıra politik yalanlar- ama bu yine de olabilecek en büyük mesleki ayıptı.

‘En büyük ayıp’ın 2010lu yıllarda ‘norm’a dönüşeceğini kim tahmin ederdi ki?! Bugün toplumun iktidar yandaşı medya tarafından kesintisiz her gün zehirlendiği, hem de en başta ‘zehirlendiğinin farkına varamama zehri’yle zehirlendiği bir ülkede yaşıyoruz: Ekmeğin gramajı düşürülerek zam yapılıyor, iktidar medyası “Böylece ekmek israfının önüne geçilecek.’ diyor; ülkenin uluslararası prestiji yerle yeksan olmuş, iktidar medyası Almanya’nın Türkiye’yi kıskandığını söylüyor; şunun şurası birkaç ay önce İzmir Marşı’na dair her şey lanetlenirken bugün ‘başganın en rezil adamları’ canlı yayında İzmir Marşı okuyor! Dünya basın tarihinin en iğrenç haberleri listesinde ilk 10’a oynayan ‘Camide içki içen Geziciler’’ ve ‘Kabataş yalanı’ ile hesaplaşmamız bile henüz gerçekleşmemişken, iktidar medyasının yalan haberciliği, manipülasyonu ve demagojiyi bu kadar kısa sürede bu denli yaygınlaştırıp normalleştireceği kimin aklına gelirdi ki?!

Mikhanovsky Land of Inforia’yı yazarken Sovyetlerin en güçlü propaganda makinesi olan Pravda (Gerçek) Gazetesi’ni düşünmüş müydü bilemiyorum ama, inforia tarlalarını elinde tutanların temellerini zayıflattığı Türkiye adlı bu koca evde medya ortamına hakim olan hava, benzerini ancak Pravda fıkralarında bulabileceğimiz düzeyde absürd bir kirliliğe ulaştı: Moskova’da bir parti büyüğü nutuk atıyormuş: “Gorki Bulvarı’nda yepyeni binalar yapıldı, Lenin Bulvarı’nda 13 blok ve altı fabrikadan oluşan pırıl pırıl bir semt kuruldu.” Dinleyicilerden biri söz istemiş: “Yoldaş, ben Gorki Bulvarı’na yakın oturuyorum, Lenin Bulvarı’ndan da her gün geçiyorum lakin sözünü ettiğiniz bu binaları, fabrikaları falan hiç görmedim, duymadım…” Parti büyüğü sertçe cevap vermiş: “Caddelerde avare avare dolaşacağınıza Pravda okusaydınız bilirdiniz yoldaş!”