Zeyno’nun sihirli gülüşü
BÜLENT USTA BÜLENT USTA
Gazetemiz muhabirlerinden Zeynep Kuray da tutuklanan gazeteciler arasına katıldı. Dışarıda daha azız...
Gazetemiz muhabirlerinden Zeynep Kuray da tutuklanan gazeteciler arasına katıldı. Dışarıda daha azız şimdi. Daha da azalacağız böyle giderse. Ama Zeynep Kuray’ın tutuklanması sadece hüznümü çoğaltan bir şey olmadı. Çünkü onun polislerin arasında zafer işareti yaparken ki gülüşü, kırmızı bir karanfil gibi paltomun yakasına ilişti. Şimdi yürüyorum ya sokaklarda, o yakama bir karanfil gibi ilişmiş gülümsemeyi de yanımda taşıyorum bir sihir gibi. Yıldırım Türker de yazmıştı o gülümsemeyi köşesinde. Demişti ki “Deli kız, ne de güzel gülümsemiş. Bayram değil. Seyran hiç değil. Ama edepsizlik bu ya, ‘kimse gülüşümü benden alamaz’a tutunmuş bize selam yolluyor.”

Yıldırım Türker, o gülüşte bir meydan okuyuştan çok, “bunca ölüme bunca zulme, bunca adaletsizliğe karşı ne yapmalıyı çözüvermiş” birisinin sevincini, umudunu görüyor. Bense o gülüşte, gerçek bir meydan okumanın kıvancına tanık oldum. Önceki yazımda, Jean Teulé’nin “İntihar Dükkânı” adlı romanındaki, dükkân sahiplerinin tüm çabalarına rağmen gülmesini engelleyemedikleri Alan adlı çocuklarından bahsetmiş ve “her sözü anında yutan ve anlamsızlaştıran o derin sessizliğin yutamayacağı” ve o “sessizliği besleyen işlevsiz ve kötücül kurum ve anlayışların saygınlığını yıkacak” olanın böyle bir gülüş olacağından bahsetmiştim. Işte Zeynep’in gülüşü, tam da bunu yapıyor, intihar dükkânına dönüşmüş bu ülkeyi kaplayan korku sisini gülüşüyle aydınlatıyor. Ahmet Şık, 27 Aralık’taki duruşmada ara verildiği zaman, gazeteci meslektaşlarına dönüp “arkadaşlar, yakında hepinizi bu tarafa bekliyoruz” diye espiri yaparken de aynı sihirli gülümseyiş vardı yüzünde.

Kendimizi, yaşadığımız acıları, korkuları ve daha pek çok şeyi öylesine ciddiye alıyoruz ki, tüm bu ciddiye aldığımız şeyler bizi kuşatıp azar azar yok ediyor bir yandan. Her şeyden ürker ve korkar hale gelmekten daha büyük bir yabancılaştırıcı güç olmasa gerek. İktidarlar, korkunun bu sihrini başarılı bir biçimde kullanarak insanlara ıstırabı doğal bir şeymiş, neşeyi de çekilen ıstırabın bir ödülü, bir bedeliymiş gibi benimseterek güçlerine güç kattılar hep. Bütün bir hafta aşağılanıp eziyet gören insanların, hafta sonu koşarcasına gittiği eğlence mekânlarının bana biraz hüzünlü gelmesi bu yüzden belki de… İnsanların türlü eziyetler çekerek sahip oldukları makam, unvan ve konforu kaybetme korkusunun Zeynep’in yüzünde zerrece bulunmamasıdır belki de o gülümsemeyi sihirli yapan şey… Zaten kendisi de, “neden gülümsediğini” soranlara, “gülmek ideolojik bir ayrıcalıktır” diye yanıt vermiş. Ama Zeynep’in gülümseyen gözlerinde, başına gelecekleri çok önceden biliyor olmanın rahatlığını da görmek mümkün. Soğuk ve yağmurlu bir günün şafağında evi basılan birisi, başka türlü nasıl bu kadar olağan karşılayabilir yaşadığı eziyeti? Uykusuz ve aç bir halde 12 saat süren gözaltı işlemlerinin ardından, nasıl olur da zafer işareti yapıp gülümseyebilir kameralara bakıp? Çünkü biliyordu başına gelecekleri. Bir gazeteci olarak olup biten her şeye çıplak gözlerle baktığı için, korkularına mahkûm insanların göremediği ya da görmek istemediği her şeyi görebiliyordu, onun gördüğü her şeyi, yaptığı haber ya da röportajlardan okuyabildiğimiz gibi...

2011’in son yazısını, yazarı olduğum gazeteden bir gazetecinin tutuklanmasıyla ilgili olacağını elbette bilemezdim. En fazla, tahmin edebilirdim, ama insan olacak kötü şeyleri aklına getirmeyi sevmez. 2012’de başımıza daha nelerin geleceğini görebiliriz Ahmet Şık’la başlayıp Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu ve en son Zeynep Kuray’la devam eden tutuklamalara bakarak. Sanmayın ki, tutuklanan sadece Zeynep Kuray. Zeynep Kuray’ın yazdığı gazete de, o gazetenin temsil ettiği değerler de bugün demir parmaklıkların ardında. Sadece Zeynep değil, Zeynep’le birlikte hepimiz, hayata her tutuklamayla kalınlaşan demir parmaklıkların ardından bakıyoruz artık.

Duydunuz İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in terörle mücadele stratejisini: “Bir tarafta da terörün silahsız yapısı. Silahlıya destek veren yapı. Yani yardımcı kuvvetler. Yerine göre sadece şarkı söylüyor ama üç şarkının arasında bir tane de seyirciye bir şeyler söylerken arada bir güzel cümle sarfediveriyor. Ne alırsan al, ne anlarsan anla. Sanat icra ediliyor sahnede. Ne yapacaksın, sanata karşı değiliz ama işte bunları bir cerrah hassasiyetiyle ayırt etmek durumundayız, bunları hepimiz bilmek durumundayız. Terör, terörle mücadele, bir de mücadele edenle mücadele eden bir yapı var. O psikolojik harekatın farkındayız.” Ve şöyle devam ediyor konuşmasına: “Ben söylüyordum, şimdi itirafçılar söylüyor. Domuz etinden Zerdüştlüğe kadar, bilmem hangi ulustan, kardeşlikten çok özür dilerim eşcinselliğe kadar, her türlü namussuzluğun, ahlaksızlığın, gayriinsani durumun olduğu bir ortam.”

İşte bu noktada devreye giriyor Zeynep’in, Zeyno’nun sihirli gülüşü… Gülüyor bu sözlere; gülüyor bize, her şeye, kendisine… Soğuk ve yağmurlu bir günün sabahında 12 saat boyunca aç, uykusuz ve üşümüş gibi gülmüyor ama hiç. Öylesine masum, çocukça ve her şeyi gören gözlerle gülüyor…

Yakama bir karanfilmiş gibi ilişmiş o sihirli gülümsemeyle birlikte yürüyorum sokaklarda. Hava soğuk, hem de çok soğuk olsa da, gülümsüyorum gökyüzüne bakıp… Lütfen siz de gülümseyin...