Zifiri gece uçuşu
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Hafta içinde youtube’da yerli ve yabancı İslami kısa filmleri izlerken, sakallı erkeklerle dolu bir uçak hikayesinin altında komik bir izleyici yorumuna rastladım: “Uçağı IŞİD kaçırmış gibi geldi bana”.

“Uçak düşerken hiç kimse ateist değildir” saçmalığı üzerinden bir ateist-müslüman karşılaştırması yapılan filmde, Londra’ya doğru uçmakta olan 52:35 Havayolları’na ait bir uçak görünüyor -amacı ve ne demek istediği anlaşılmıyor ama havayolunun ismi Kuran’ın 52. suresi olan Tur’un 35. ayetine vurgu olsa gerek: “Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?” Uçakta kadın varlığını geçtim, dişiliği anımsatacak bir iz bile yok! Tüm yolcular ve servis görevlisi erkek, ayrıca biri dışında yolcuların hepsi İslami tarzda sakallı -Batılı bir Müslüman olduğu belli olan ateist rolündeki sarışın adam bile! Tanrıya inanmadığını söyleyen sarışın/batılı uçak sarsılmaya başlayınca korkarak “Oh my god! Oh my god!” diye çığlıklar atıyor, bu sırada Lokman Suresi 35. ayet (31:35) devreye giriyor: “Onları (denizde,) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah’a has kılarak ona yalvarırlar. Allah onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim ayetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder.”

En akıllıca yorumun gerçekten de “Uçağı IŞİD kaçırmış gibi geldi bana” olabileceği bu kısa film 2015’te yayımlanmış… Çok basit bir sözel refleksin doğasını anlamakta zorlanan dincilerin genellikle sırıtarak “Yaa, gördün mü, başın sıkışınca nasıl da Allah’a sığınıyorsun!” demek için kullandığı bu saçma hikaye 30-40 yıl önce filmleştirilmiş olsa belki önemsemeyebilirsiniz, ama 2015?! İnsanlığın herhangi bir ilahi güce başvurmak zorunda kalmadan evrenin nasıl oluştuğunu anlayabildiği bir çağda!

Belki çok da dert etmeye değmezdi, ama tam da bu filmi izlediğim günlerde tesadüfen National Geographic TV’nin hazırladığı Dönüm Noktası adlı programın ‘Keşif’ başlıklı bölümünde bir bilim insanının söylediği şu sözleri de duydum: “Galileo kilisenin taleplerine boyun eğmeyi ve iddialarını geri çekmeyi reddettiği için bugün hayatlarımızı gerçekler yönetiyor, iman veya batıl inançlar değil…” Dünyanın bir bölümü bu kadar aydınlanmışken, böyle bir devinim ve ilerlemeye rağmen geri kalanının sürekli zifiri karanlıkta yaşamasının yarattığı gerilim ‘düşen uçak’ sefilliğini iyice göze çarpar hale getiriyor.

Ama bitiyor mu? Bitmiyor! Tam da aynı günlerde AKP Başganı imam nikâhını resmileştiriyor, Ensar Vakfı eğitime biraz daha sokuluyor, Mısırlı bir ‘hukukçu’ “Sırtının yarısı gözüken bir kızın sokaktan aşağı doğru yürüdüğünü görmekten mutlu oluyor musunuz? Bence bir kız böyle yürüdüğünde onu taciz etmek vatanseverlik görevidir, ona tecavüz etmek ise milli görevdir” şeklinde sözler söylüyor, New York’ta “Allahu ekber!” diye bağırarak 8 kişiyi öldüren IŞİDli terörist “Mümkün olduğunca fazla sayıda insan öldürmeyi hedefledim. Pişman değilim, kendimi iyi hissediyorum.” deyip hastane odasına IŞİD bayrağı istiyor…

Adamlar tüm insanlığın yolcusu olduğu uçağı resmen kaçırıyor, Allah adına bilinmeyen bir akıbete doğru sürüklüyorlar. Uçaktaki Kopernik’lerin, Galileo’ların, Bruno’ların seslerini daha çok çıkarması lazım, aksi takdirde bu ‘Allah’ diyenle demeyenin tamamen aynı felaketi yaşayacağı bir akıbet olacak...