Zincirleri kıra kıra
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

Sandıkta tek adam yönetimine hayır diyenlerin karayollarını kaplayacak bir umut denizine dönüşeceğini hayal edebilir miydiniz? Geliyoruz zincirleri kıra kıra diyerek yürüdüklerini? Farklı görüşlerden, benzer kaygılardan oluşan milyonlar Hayır demişti biliyorduk; bu ülke halkının en az yarısıydılar onu da idrak etmiştik ama gözümüz somut olarak hiç görmemişti onları yan yana. “Bir şeyler yapmalıyız” diyenler el ele verdi, tarihi bir yürüyüş gerçekleştirdi. Kişisel menfaatleri için değil, devlet imkânlarıyla değil, memleket için, “hak, hukuk, adalet” diyerek kilometreleri aştılar. Hayır’ı ete kemiğe büründürdüler.


Turnusol kâğıdı
Referandum çok önemli bir katalizördü elbette bilhassa da toplumun göz önünde olan siyasi özneleri için. Fakat yürüyüş tam bir turnusol kâğıdı işlevi gördü. Egemen güçlerden medet uman “restorasyoncu” kanat kaybetti; sokak söz konusu olduğunda ürkekleşen liberaller ofsayta düştü. 16 Nisan öncesinde siyasi kariyeri için hayır kampanyasına katılanlarla, referandum sonrasında 2019 senaryoları ortaya atıp kaçanlarla, gerçekten laik bir hukuk devleti için taşın altına elini koyanlar belli oldu. Zayıflamış bir ana muhalefet partisine “kurtarıcı” olarak gelme düşleri suya düştü. Ve türlü bahanelerle, karalamalarla adalet yürüyüşünden uzak duranlar toplumun terazisinde tartıldı, gerçek değerleri ortaya çıktı. Fadime Ana iki bastonuyla ordaysa, Berkin’in, Ali İsmail’in ailesi ordaysa, tutuklu gazetecilerin eşi ordaysa, kamudan ihraç edilen demokratlar, solcular ordaysa ama birileri uzaktan ahkâm kesiyorsa, siyasi iddiası ikiyüzlülüğün dikenli tellerine asılı kalmıştır. Kartvizitinde “ulusalcı” ya da “Kemalist” yazması bunu değiştirmez. “Devlet dili”ne hapsolanlar titri ne olursa olsun halkın temsilcisi olamazlar.

İlerici hamle
CHP’nin ileri hamlesi etrafında oluşan enerjiye ve itiraza kayıtsız kalabilecek tek bir güç odağı yok. Görkemli bir mitingle sonlanan yürüyüş, 16 Nisan’da tescillenen devlet içindeki mücadeleyi ve egemen sınıf arasındaki çelişkileri derinleştirdiği gibi iktidar bloku içindeki çözülmeyi de hızlandıracak. İçeride kaynayan kazanlar artacak. Bahçeli MHP’sinin referandumda gördüğümüz kan kaybı adalet yürüyüşüyle sınıra dayandı. Koltuk değneği olma vasfını dahi yitirmek üzere olan bir iktidar ortağıyla 2019’a ulaşmak epey zor. Dolayısıyla erken seçim hamlesine hazırlıklı olmak gerekir.

Cumhuriyetçiler, demokratlar, sosyalistler toparlanıyor. Binlerle yürüyorsanız ve taşıdığınız adalet dövizi sizi birleştiriyorsa omzunuz dikleşir, gözünüz hedefe kilitlenir. Artık ilerici bir hamlenin parçasısınızdır. Her adım, atalet örtüsünün yırtılması, kendine güven hissinin inşasıdır. Toplumsal ve politik zeminde kazanılan bu özgüveni şimdi daha öteye taşımak gerekli. Bu süreçteki karşılaşmalar gösterdi ki toplumun İslamcı otoriter tahakküme karşı itiraz eden kesimlerinin birbiriyle daha sık yan yana gelmesi bir ihtiyaç. Çünkü her karşılaşma yeni bir başlangıç ve ortak hareket etme deneyimi sunuyor. Bunun adının “blok”, “cephe”, “ittifak” olması gerekmiyor. Uzun zamandır ısrarla sözünü ettiğimiz tabanda birleşme, yerelde örgütlenme, ülke çapında büyümedir bu. Ve elbette belirli ilkeler ve program dahilinde olacaktır; bizler buna halk sözleşmesi diyoruz. Yüzünü emekçilerin, gençlerin, kadınların sorunlarına çeviren, birlikte yaşamın asgari koşullarını inşa eden, eşitlikçi bir gelecek için birbirine taahhütte bulunan bir yeniden kuruluş iradesi… Adalet kavramının içini dolduracak da bu politik dirayettir.

Tarihi sorumluluk
Yürüyüşün ve 9 Temmuz'un beraberinde getirdiği tarihi bir sorumluluk var şüphesiz. Elinde bastonuyla gelene, yürümekten ayakları kan içinde kalanlara, provokasyonlara alkışla karşılık verenlere, Maltepe’ye memleketin dört bir yanından gelenlere borçlu olunan kocaman bir sorumluluktur bu. Dolayısıyla CHP’li hiçbir yöneticinin “idare-i maslahatçı” olma lüksü yoktur artık. Ana muhalefette, demokratik kitle örgütlerinde defansa çekilip “aman daha fazla üzerimize gelmesinler” diye düşünen varsa onların devri bitmiştir, bitmelidir. Tribünden olanları seyredenlerin nasihat verme lüksü sona ermiştir. Tarihi sorumluluk yeni ve sağlam adımlar atılmasını gerektirir. İnisiyatif alan, gündem belirleyen, güçlü iddiaların peşinde koşan siyasi bir perspektif her somut soruna uygulanmalıdır. Ankara’dan İstanbul’a yürüyenlere, onlara evlerinden destek olan milyonlara, Maltepe’de toplananlara bu ilerici hamlenin, demokratik eylemlilik halinin makûs talih değişene kadar devam ettirileceği hissettirilmelidir. Unutmayalım ki; ancak yalnız yürünmeyeceğini bilenler, kitleleri zincirlerini kırmaya davet edebilir.