Ziraat Bankası Futbol A.Ş.

“23 Mart 1916’da Ziraat Bankası için yeni bir yasa çıkarılır. Yasanın 1. maddesinde ‘Ziraat Bankası çiftçilere kolaylık sağlamak ve tarımın gelişmesine yardımcı olmak için kurulmuştur’ denilmektedir. Ziraat Bankası bu amaçla tahvil çıkartabilecek, tarım işletmelerine ortak olabilecek, tohumluk, hayvan, tarım aletleri ve benzeri malzemeleri temin edip peşin ya da kredili olarak çiftçilere verebilecek, gereğinde satın aldığı toprakları çiftçilere dağıtabilecektir.”

“Türkiye son 10 yılda ekilen ve dikilen tarım arazilerinin yüzde 8,2’sini, toplam tarım alanlarının yüzde 5,22’sini kaybetti. Yitirilen 2 milyon 113 bin hektarlık arazi, 87 ülke ve adanın toplam alanından daha büyük.”

Yoksullaştırılan ve sömürülen çiftçinin sorunlarına çözüm için hiçbir çabası olmayan Ziraat Bankası, siyasetin hegemonyası altındaki medyayı dizayn etmek için, Doğan Grubu’nun Demirören Grubu’na satışında 1,2 milyar dolar tutarında kredi için görevlendirilerek adeta siyasi kurgunun finans alanı haline geldi.

Şimdi de bu krediyle, tekelleşen ve siyasi kurgunun basın kurumu haline gelen Demirören Grubu’nun TFF Başkanı olan patronu, kendisine yapılan dizaynın aynısının, futbol kulüplerine yapılması için verilen paydaş görevi en iyi ve en mutlu şekilde yaparak, kulüpleri kendi bağlayıcı fırsatı içinde siyasetin etkisi altına girmesine hizmet ediyor.

Adeta saadet zinciri…

Bu dizayn içinde bazı sorular akla geliyor…

Bu anlaşma neticesinde, TFF Başkanının BJK dönemini de içine alacak şekilde, kulüplerin tamamı için bağımsız yabancı bir denetleme şirketine denetleme yaptırılıp, varsa suiistimal yapanlardan hesap sorulacak mı?

Toplamda 14 milyar TL borç, ne için, kim tarafından yapıldı? Karşılığında kulüplere katkısı ne oldu?

Tüm başkanların ve yöneticilerin, görev almadan önceki mal varlıkları ile sonrası oluşan mal varlıkları araştırılıp kamuoyuna açıklanacak mı, gerekirse savcılık makamı devreye sokulacak mı?

Ama sorulara gelene kadar…

Suçlu ayağa kalk dersek, başkanların tamamını ibra eden genel kurul üyeleri en birinci durumdadır.

Düşüne biliyor musunuz, bilançolardaki açıklar çok net olarak belliyken, genel kurul üyelerinin çoğunluğu, sırf kişisel beklentilerini kulübün geleceğinin önüne koyarak başkanları ibra ediyorlar!

BJK-FB genel kurul üyelerinin bir kısmı “Başkanı ibra etmemek olmaz” diye diye, Bilgili, Demirören ve Orman’ı ibra ettiler, Aziz Yıldırım’ı ibra ettiler. Bir tek bu konuda GS genel kurulunun açık tavrı vardı.

Şimdi bu genel kurul üyeleri tekrar seçimlerde oy kullanacaklar ve yeni çıkar ilişkileri içinde gruplar kurarak bu tezgâh içindeki nimetlerden nemalanmaya çalışacaklar.

Bu da kulüp ahlakı herhalde…

Ziraat Bankası ve TFF bu emir ile yaptıkları anlaşmanın içeriğinin belli olmamasına rağmen, kulüpleri ağır şartların beklediği yadsınamaz.

Siyaset böyle bir fırsatı kaçıramaz!

Siyaset için, bu kadar büyük taraftar grubuna hitap ve dizayn etmek ve onları kendi siyasi kurgusu yönünde şekillendirmek bir lütuf adeta…

Siyasi kurgu, başkanlara bu konuda minnettardır!

Baskı kurgusu için kült strateji sayılan İspanya ve Portekiz’deki yıllarda, Franco, Barnebau’yu yaptırırken “Bana 100 bin kişilik uyku tulumu yapın” dediği, Salazar’ın da 3F’si ile 40 yıl iktidarda kalınan dönemler, tarihsel misyon olarak yıllarca referans alınarak, futbolun araçsallaştırılmasına örnek bir siyasi kod haline getirilmiştir.

Türkiye’de, ‘endüstriyel futbol’ kisvesi altında içleri boşaltılan kulüplerin tekrar doldurulması artık ‘esnaf’ mantığı çerçevesi de mümkün olamayacaktır.

Peki, tüm ‘sermaye’ ve ‘öz varlıklar’ı ‘ipotek’ altına alınacak olan kulüplere şimdiki gibi örtülü değil de resmen ‘kayyum’ atanmasını kim önleyecek?

Acı olan, sürecin değişimiyle beraber yönetimler artık tamamen ‘çan kulesine’ bakarak kulübü yönetecekler.

BİZİ TAKİP EDİN

358,896BeğenilerBeğen
54,842TakipçiTakip Et
1,079,972TakipçiTakip Et
7,376AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL