Zulmü kadar korkak, kibri kadar çapsız
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

‘Başbakansın yetki senin, asarsın da kesersin de!’ Hatırladınız mı bu yetki tanımını? 5 yıl önce ki 23 Nisan Başbakan’ı etkinliğinde dönemin Başbakan’ı RT Erdoğan, koltuğunu sembolik olarak devrettiği çocuğa yetkilerini bu sözle öğretmişti!

Yalova Valisi’nin sebep olduğu cinayet bir imam cemaat meselesi. Peki ama özellikle de bu ‘adamlar’ nasıl oluyor da ellerine geçirdikleri en küçük bir yetkiden bile böylesine büyüleniyorlar? Hangi makam, hangi mevki hangi koltuğa oturuverirlerse hemen kendilerine bir tür ‘tanrısal güç’ vehmediyor ve hemen o gücü istismar ediyorlar.

Vali, hukuk mezunu. Benim okuduğum tıp fakültesinin eğitimi için ‘Eşeği bağlasan doktor yaparlar’ diye bir şaka vardı. Eğitim, öğretimin yetkinliğini anlatmak için. Eğer mezun olabilmişsen doktor olmanın asgari niteliklerini kazanmışsındır, demekti bu. Vali hukuk fakültesini bitirebilmiş. Geçtim öğrencilerinin yanında bir öğretmeni, bir insanı azarlamanın, en hafif deyimle terbiyesizlik, adap bilmemek, görgüsüzlük olduğunu öğrenmiş, kendi eğitimi boyunca da terbiye edilmiş olması gerekir. Hani orası bir eğitim kurumu, öğrenciler var; hal ve tutumlarımızla örnek teşkil etmemiz, öğrencilerin özdeşim kurmaları ve eğitilmeleri için çabalamamız gereken bir yer.

Nasıl oluyor da 15-16 yaşlarındaki çocuklara, ‘Bakın gördünüz mü ben Vali’yim ister asarım, ister keserim, sizin bu öğretmenimiz diye saygı duyduğunuz kişiyi gözünüzün önünde nasıl da azarlayabiliyorum, görün ne büyük gücüm var’, diye caka satmaya kalkması için ne kadar derin bir özgüvensizlikle malul olması gerekir karakterinin?

‘Eskiden’ hiç yok muydu bu Valiler? Vardı tabi, az da değillerdi. Anadolu- Mezopotamya- Ortadoğu coğrafyasında kadim zamanlardan bu yana gelen ‘tanrı kral’ anlayışının bir yansıması. Eline gücü geçirenin gücünün yettiğine tanrı, kendisinden güçlü olana ise kul olduğu bir egemenlik anlayışı. Son izleri ‘Böbürlenme padişahım senden büyük Allah var’ deyiminde görülürdü. Padişahın gücünün bir tek Allaha yetmeyeceğinin de kabulüydü bu deyim.

Evet, her zaman olagelmişti bu edep, adap yoksunu ‘yetkililer’ ama artık hayatın her alanında sadece var olmakla kalmayıp, kendileri gibi olmayanlardan bütün o ezikliklerinin, çapsızlıklarının, niteliksizliklerinin hıncını da çıkarmaya çalışıyorlar. Ruhları hasetle kirlenmiş, kararmış; kendi gibi olmayanlara karşı, olamadıkları her ne niteliğe sahip olan kim varsa, ellerine geçirdikleri güçle onları boğmaya, ezmeye çabalayan bir yıkıcılıkla kaplanmış durumdalar.

Haset yıkıcıdır. Kendisinde olmayan bir nitelik her kimde ise onu yok ederek kendi eksikliğinin acısını çıkarmaya çalışır. O kadar bomboştur ki, o kadar oturduğu koltuk bile içindeki boşluğu gideremez ki, nerede, kimde bir yetki görse hemen kendisininkinin daha büyük olduğunu kanıtlamaya çabalar. Ama bu çaba bile hala karşısındakinin gücü karşısında ezildiğinin de kanıtıdır.

Halk arasında ‘bok atmak’ diye bir deyim var. Kendisi hiçbir beceriye sahip olamayıp, kimde ne varsa beğenmemekle kalmayıp, kötüleyen, bozmaya, yıkmaya çalışanları anlatır. Tek niteliği, sahip olduğu tek güç ruhsal bir sembol olarak ‘bok’ olduğundan, nerede bir güzellik görse üzerini sıvamaya kalkar.

Evet, eskidendi vardı böyle ‘yetkililer’ ama eskiden hiç değilse faş olduklarında eleştirilir, kınanır, ayıplanır, görevden alınırlardı. Şimdi sırtları sıvanıp, ‘Yedirmeyiz’ diye sahipleniliyorlar. Türkiye’ de çok sayıda çatışma var ama çoğunun ortak keseni iyi, doğru, ahlaklı olanlara yönelik kötülüğün, edepsizliğin, haset yüklü saldırısı.

Sevgili öğretmenimiz Halil Serkan Öz’ün yetiştirdiği öğrencileri Vali sınıftan çıkarken ‘Sayenizde takım elbiselilerin adam olmadığını öğrendik’ diye seslenmişler. Vali geri dönüp soramamış bile. Arkasından sınıfa gelen ve söyleyeni bulmaya çalışan yöneticiye karşı ise tüm sınıf birlik olmuş.

Kibirleri ve zulümleri ne kadar çoksa korkuları da o kadar derindir; korkmayalım, hayatı savunalım.