10 Maddede #10yearschallenge gerçekleri
Birgün Birgün Birgün Birgün
Facebook’ta başlayıp diğer sosyal platformlara yayılan #10yearschallenge akımı çeşitli tartışmalara yol açtı. İddiya göre Facebook, insanların 10 yıl önceki halleriyle şu anki hallerini karşılaştırırak yüz tanıma motorunu geliştirmek adına veri topluyordu. Facebook bu iddiayı kurumsal bir açıklamayla yalanladı; bu akımı kendilerinin başlatmadığının altını çizdi. Açıkçası bana da mantıklı gelmemişti. Çünkü Facebook’un elinde bu veri zaten […]

Facebook’ta başlayıp diğer sosyal platformlara yayılan #10yearschallenge akımı çeşitli tartışmalara yol açtı. İddiya göre Facebook, insanların 10 yıl önceki halleriyle şu anki hallerini karşılaştırırak yüz tanıma motorunu geliştirmek adına veri topluyordu. Facebook bu iddiayı kurumsal bir açıklamayla yalanladı; bu akımı kendilerinin başlatmadığının altını çizdi. Açıkçası bana da mantıklı gelmemişti. Çünkü Facebook’un elinde bu veri zaten vardı ve yüz tanıma motoru da gayet iyi çalışıyordu. Bu iş veri toplamaktan ziyade “insanların daha çok paylaşım yapması ve platformda daha fazla vakit geçirmesi için yapıldı” dense yine daha mantıklı bir açıklama olabilirdi.

Ne olursa olsun, kamuoyunun bu platformların veri toplama politikalarına karşı hassasiyet kazanması olumlu. Peki bu platformlarla geçen 10 yılda hayatımızda neler değişti. Kuruluş tarihleri bir tarafa, Facebook’un asıl yaygınlaşması 2007 ile Twitter’ınki 2009 ile başlar. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda bu platformlarla hayatımızda ve medya okur yazarlığımızda değişen şeyleri 10 maddede özetlemek isterim.

1-Fişlenme korkusu tarihe karıştı: Önceden insanların siyasi görüşleri, sosyal çevreleri ve bulundukları konumlarla ilgili verilerin derlenmesi fişleme kabul edilirdi ve bu bir suçtu. Şimdi çoğumuz tüm bu bilgiyi –çoğunlukla açık biçimde- kendimiz sunuyoruz.

2-“Son dakika kültürü” algımızı köreltti: Sosyal medyadan önce haber, iyi kötü bir editöryal süzgeçten geçer, oluşumunu kısmen tamamlayarak okur / izleyici karşısına çıkardı. Şimdi son dakikalarla haberi parça parça alıyor, çoğu zaman parçaları tamamlayamayarak yanlış algı sahibi oluyoruz. Yavaş gazetecilik tartışmaları bile başladı.

3- Haberin değeri ve haysiyeti kalmadı: Haberin ana kaynağı gazete ve televizyon kuruluşlarıyken iyi kötü bir mutabakat vardı. Bizi açık açık yanıltan kuruluşlara mesafe alıp onları kayba uğratabiliyorduk. Sosyal medyada yayılan haberin çoğu kez kaynağı bile belli değil. Para da ödemediğimiz için bir güven ilişkisi yok. Herkes inanmak istediğine inanıyor.

4-Benzerlerimizi kolaylıkla buluyoruz: Sosyal medyadan önce insanların kendileriyle aynı şeylere ilgi duyan insanları bulması zordu. Şu anda bu çok kolay. Moritanya edebiyatına ilgi duysam, kısa sürede tüm Moritinya edebiyatı sevdalılarıyla buluşabilirim. Müthiş bir lüks.

5-Bize benzemeyenlere yabancılaşıyoruz: İnsanların kendi benzerleriyle buluşmasının bir de olumsuz tarafı var. Birbirimizi bileyerek karşıt görüşe iyice yabancılaşıyoruz.

6-Hatıralarımızı bozuk para gibi harcadık : Özellikle Facebook’un ilk yıllarında insanlar uzun yıllardır görmediği ilkokul, askerlik vb. arkadaşlarını buldu. Önce büyük bir coşku, sonra büyük bir hayal kırıklığı oldu. Yılların örttüğü masumiyet perdesi kalkınca, çoğunlukla “bu muymuş lan?” sorusu kaldı geriye.

7-Sürekli geçmişimizle yargılanıyoruz: Sosyal medyada kalıcı izler bırakıyoruz. Önceden bir dost sohbetinde kalıp unutulacak bir saçmalığı, şimdi sosyal medyada yaptığımız için yıllar sonra bir ekran fotoğrafı olarak karşımıza çıkabiliyor. Yük birikiyor.

8-Yapay zekâya çoktan yenilmiş olabiliriz: Platformlar bizi tanıdıkça işimizi kolaylaştırmak adına bir akış önceliklendirmesi yapıyor. Bu da bizim el yordamıyla yeni şeyler keşfetme yeteneğimizi köreltiyor. Uyanık olmazsak algoritmanın oyuncağı olabiliriz.

9-Paylaşmak için yaşıyoruz: Eğer bir yere gidip Instagram’dan fotoğraf paylaşmadıysak gerçekten gitmiş sayılır mıyız? Şaka gibi geliyor ama bu soru artık ciddi. Anı yaşamak yerine anı paylaşıyoruz ve görgüsüzlük artık eskisi kadar ayıp değil.

10-Okumuyor, izliyoruz: Hızla yazılı kültürden görsel kültüre doğru akıyoruz. Örneğin; bu içerik yazı değil video formatında olsa kesinlikle daha çok kişiye ulaşırdı. Hem sonra mağara resimlerinin anlattığı şeyle emojilerin anlattığı şey çok farklı değil. Öyleyse ileriye doğru mu gidiyoruz geriye doğru mu? Düşünülesi

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız