100. yıldönümünde 19 Mayıs’ı kutlarken…

19.05.2019 10:34 GÜNCEL
KONUK YAZAR: TANER TİMUR 16 Mayıs 1919’da, Mustafa Kemal Paşa akşamüzeri, Boğaz’da, Sarayburnu açıklarında demirli bulunan Bandırma Vapuru’na binerken çok düşünceli ve bir hayli de endişeliydi. Bir gün önce Yunanlılar İzmir’e çıkmış, daha sonra Anadolu’nun içlerine yayılacak olan işgali başlatmışlardı. Arkasına İtilaf Devletleri’ni, özellikle de İngiltere’yi almış olan Yunanlılar hangi güçlere dayanılarak durdurulacaktı? Yedi yıldır […]

KONUK YAZAR: TANER TİMUR

16 Mayıs 1919’da, Mustafa Kemal Paşa akşamüzeri, Boğaz’da, Sarayburnu açıklarında demirli bulunan Bandırma Vapuru’na binerken çok düşünceli ve bir hayli de endişeliydi. Bir gün önce Yunanlılar İzmir’e çıkmış, daha sonra Anadolu’nun içlerine yayılacak olan işgali başlatmışlardı. Arkasına İtilaf Devletleri’ni, özellikle de İngiltere’yi almış olan Yunanlılar hangi güçlere dayanılarak durdurulacaktı?

Yedi yıldır o cepheden bu cepheye koşuşmuş halk çocuklarından geriye kalanlar yorgun, sessiz ve tepkisizdi. Zaten Mustafa Kemal Paşa’ya Sultan tarafından verilen komutanlık görevi de ulusal savaşı başlatmak amacıyla değil, Karadeniz bölgesinde “Türklerin Rumlara yaptığı baskıyı yerinde incelemek ve önlemek” amacıyla verilmişti.

Bütün bunlara rağmen Samsun yolcuları yine de mütareke basınında kuşku ve endişe kaynağı olmaktan kurtulamıyorlardı: Yoksa Bandırma Vapuru’na binmeye hazırlanan ekip, İttihatçı çılgınlıkları bu kez de Anadolu’ya yaymak isteyen Fırka’nın yedek takımı mıydı? İttihatçı nefreti ve düşmanlığı o kadar yaygındı ki Bandırma Vapuru’nun seyir halinde iken batırılacağı söylentileri bile çıkmıştı. Buna karşı alınacak ciddi bir önlem de yoktu. Kemal Paşa, sadece, Bandırma Vapuru kaptanına “Düşman devletlerinin herhangi bir vasıtasının gadrine uğramamak için sahile yakın bir rota tutunuz!” emrini vermişti.

Samsun yolcuları şiddetli fırtınalara tutulsalar, düşmanın değil, doğanın gadrine uğrasalar da 19 Mayıs sabahı, erken saatlerde karaya çıkmayı başardılar. Askeri bando eşliğindeki karşılama törenine halk da sevgi gösterileriyle katılmıştı. Galiba Osmanlı-Türk tarihinde bir dönem kapanıyor, ıstıraplı engellerle dolu yeni bir dönem başlıyordu. Samsun’da başlayan uzun ve çileli yürüyüş, dört yıl sonra Lozan’da barış ve yeniden yapılanma coşkusu ile noktalanacaktı.

***

Tarihi dönemler de jeolojik katmanlar gibidir; birbirinden kesin çizgilerle ayrılamayan zaman dilimleri oluştururlar. Tarih tablosunda belirli günler sadece bir sembol işlevi görür. Ve bu sembolik değer de ancak belli bir zaman sonra benimsenir ve genel bir kabul konusu olur. Gerçekten de bu genel kural 19 Mayıs 1919 tarihi için de geçerli olmuştu. Öyle ki Mustafa Kemal Atatürk, 1936 yılının 19 Mayıs’ında, en yakın arkadaşlarına “Söyleyin bakalım, bugün (geçmişte) ne oldu?” diye sorduğunda hiç kimse 19 Mayıs 1919’u aklına getirmemişti. 19 Mayıs 1919 bu koşullarda yeniden anımsandı ve iki yıl sonra, cumhuriyeti gençliğe emanet eden büyük devlet adamının düşüncesine uygun bir biçimde “gençlik bayramı” ilan edildi.

Oysa bu yıl 19 Mayıs 1919’un 100. yıldönümünü hangi duygular içinde kutluyoruz? Atatürk, 19 Mayıs’ta Samsun’a doğru ilerlerken bugünleri tahayyül edebilir miydi?

Kuşkusuz büyük lider ilk aşamada kısa vadeli hedefler, gerçekçi ittifaklar peşindeydi. Fakat Nutuk’un daha ilk cümlelerinde çizdiği tablo, onun sadece dinci irticadan değil, şoven çılgınlıklardan da ne kadar uzak olduğunu ortaya koyuyordu. Bugün, yine büyük sorunlarla karşı karşıya, fakat o dönemden çok farklı koşullarda 19 Mayıs’ı düşünürken büyük liderin en çok özlem duymamız gereken özelliği, sanıyorum ki onun gerçekçi, akılcı ve ilerici atılımı olmalıdır. Yüz yıl önce Anadolu halkı gerçek bir beka sorunu ile karşı karşıyaydı; bugün ise iç politika amaçlarıyla, yapay bir “beka sorunu” kamuoyuna pompalanıyor. Kuşkusuz onu da aşacağız…