Google Play Store
App Store

İBB Kültür AŞ’nin hazırladığı ‘Müzik TR100’ sergisi, Cumhuriyet’in 100 yıllık müzik tarihine ışık tutuyor. Derya Bengi ve Murat Meriç, müziğin her dönemde bir direnç mekanizması oluşturabileceğinin altını çiziyorlar.

100 yılın notaları

Deniz Burak BAYRAK 

Zengin müzikal mirasa sahip bir ülke Türkiye. Musikiden müziğe doğru zenginleşerek gelişen bu kültür, Cumhuriyet’in ilanından günümüze, toplumdaki birçok yenilik ve değişimin de yansıma alanı oldu.

100 yıllık bir miras olarak değerlendirebileceğimiz müzik birikimimiz şu günlerde İBB Kültür AŞ’nin hazırladığı panoramik bir sergiyle Müze Gazhane L Binası’nda 31 Ocak’a kadar sanat meraklılarını bekliyor; ‘Müzik TR100: Cumhuriyet Tarihinin Müzikli Panoraması’ başlığıyla; notalar, plaklar, afişler ve müziğe ilişkin ne varsa göstermeyi vadederek.

Cumhuriyet’in 100 yılından derlenmiş 150’yi aşkın şarkıyı içeren kaset, CD ve plaklarla dolu bir kutu seti bu projenin ana gövdesini oluşturuyor. Sergi, tamamlayıcı nitelikte. İki yıla yayılan projelendirme sürecinde bir Danışma Kurulu’nun, telif hakkı karmaşasını aşmak ve hukuki prosedürü yürütmek için zahmetli bir sürece girdiğini belirtelim.

Sergiyi hazırlayan Derya Bengi ve Murat Meriç ile konuştuk.

Sergilenen materyallere nasıl ulaştınız? 

Bunların çoğu ekibimizin zaten elinin altında olan şeyler: Plaklar, afişler, dergiler, kitaplar, karikatürler, fotoğraflar… Ayrıca Milli Kütüphane arşivine veya Volkan Özboz gibi kendini müziğe adamış koleksiyonerlere de başvurduk. Önemli olan tarihsel kurgunun emrettiği biçimde bu malzemeleri sadeleştirerek yerli yerine koymak ve sürprizlere, tesadüflere açık olmak. Örneğin, Murathan Mungan’ın ‘Eski 45’likler’ kitabındaki “Radyolu bir pikap çocukluk arkadaşımdı” dizesini aklınızda gezdirirken evdeki pikabın düğmelerini kurcalayan bir çocuğun gözüktüğü eski bir fotoğrafa sahafın birinde rastlıyorsunuz ve hiç tasarlamadığınız hâlde aniden söz ve resim buluşuyor.

Murat Meriç

Teknolojinin, politik atmosferin ve kültürün değişiminden müziğin de payını aldığını görüyoruz sergi aracılığıyla.Türkiye’deki bu değişimi müziğin kalitesi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Her dönemin koşulları sonuçta kendi iyisini, kendi kötüsünü yaratıyor. Kaydedilen her eser, her ses -biz ona ister kaliteli ister kalitesiz diyelim- bir belge olarak tarihe yazılıyor. Bu belgeleri, kendi dönemini temsil edişine göre tasnif etmek bizim için öncelikliydi. Müzik, her dönemde ekonomik ve teknolojik değişimlere uyum sağlamaya çalışırken bir direnç mekanizması oluşturabilir. Türkiye’nin 12 Eylül sonrasını düşünelim. Popüler sanat açısından bir altın çağ olmadığı kesin. Hatta bir gerilemeye denk düştüğü rahatça söylenebilir. Ama Ferhan Şensoy, Ahmet Kaya veya Muhlis Akarsu’nun, Arif Sağ’ın ‘Muhabbet’ kasetleri tam da o yıllarda toplumun belleğine silinmez biçimde kazındı.

Derya Bengi

Taş plak kayıtlarını artık Spotify’dan da dinleyebiliyoruz ama gramofon ya da pikap görenler heyecanlanıyorlar. Bu bir özlem mi yoksa nostaljiyi mi seviyoruz?  

Nostaljinin varlığını hesaba katabiliriz ama bu duygunun etkisini gözümüzde fazla büyütmeyelim. Plaklar, plakçalarlar çok eski, bir o kadar da köklü bir geleneği yansıtıyor. Ortalıkta yenisiyle eskisiyle yığınla plak mevcut. 100 yıldır meyve veren bir zeytin ağacını kolay kolay kesebilir misiniz? Bugün galiba artık ne plaklardan, kasetlerden vazgeçebiliriz ne de Spotify’dan. Plaklara dokunmak, koklamak bile insana güven veriyor. Biraz abartarak söylersek; plaklar bir küp altına benziyor, Spotify ise sanal paraya.

Her dönemde yaşamın içinde ‘moda’ olarak değerlendirebileceğimiz akımlar olmuştur. Bu modaya müzik de tarih boyunca uyum sağlamış. Örneğin; bir dönem ses sanatçılarının sinemada da boy göstermeleri gibi. Sizce müzikte şimdi moda ne?

Şimdiki moda, bir karışım; hatta güzel, barışçıl, leziz bir keşmekeş. Bir tutam ondan, iki tutam şundan… Spotify gibi akış platformlarının bir iyiliği şu oldu: Müzikte bütün çağları, bütün tarzları, ülkeleri, yöreleri, dünleri, bugünleri eşitledi, yakınlaştırdı, birbirine akraba kıldı. Spotify ekranının dipsiz kuyusunda birkaç dakika içinde birkaç tuşa basarak hayalini kurduğunuz müzik seyahatlerine çıkabilirsiniz. Tabii gönül ister ki dinleyiciler dinlemekle yetinmesin. Dinlediği şarkıların üretildiği siyasi ve sosyo-ekonomik zemini de biraz vakit ayırıp incelesin ki iş çorbaya dönmesin.