12 Eylül zulmüne Hayır dedik tek adama da Hayır diyoruz
Yolu Mamak Cezaevi'nde kesişen 41 kadın bir araya gelerek yaşadıklarını bir kez daha yüksek sesle anlatmaya karar verdi: Nasıl dün baskıya, zulme karşı direndik ve hayır dedik ise, şimdi de tek adam ve tek parti diktatörlüğüne HAYIR diyoruz

YAŞAR AYDIN
yasaraydin@birgun.net
@yasaraydinnn
12 Eylül karanlığından bu yana 37 yıl geçti. Yolu Mamak Cezaevi'nde kesişen 41 kadın tutsak bir araya gelerek yaşadıklarını bir kez daha yüksek sesle anlatmaya karar verdi. O anlatılar şimdi kitaba dönüştü. R-Kitap'tan çıkan 'UnutaMAMAK' kitabını yayına hazırlayan Latife Türkyılmaz, Ayten Saçık, Gülsen Çifçi ve Selma Güven’le konuştuk. Geçmiş yaşanmışlıkları ve kitabın öyküsünü anlatırken bugüne dair mesajlarını aktarmayı da ihmal etmediler: “Nasıl dün baskıya, zulme karşı direndik ve hayır dedik ise, şimdi de tek adam ve tek parti diktatörlüğüne HAYIR diyoruz.”
» Tam 37 yıl sonra böyle bir kitabı ortaya çıkarıyorsunuz. Sizi yeniden o günlere götüren motivasyonu nasıl tanımlarsınız?
Onca yıl sonra böyle bir kitabın ortaya çıkma fikriyatı ve itici gücü tamamen o zamanlarda yaşadıklarımızla ilgilidir. Bir protesto gösterisinden, evinizden, işyerinizden, okulunuzdan, ya da mahallenizden gözaltına alınmış, emniyette işkenceyle sorgunuz yapılmış, tutuklanmışsınız. Mamak Cezaevi’ne kapatılmışsınız.
On dört, on altı yaşlarında çocuklar da olmak üzere hepimiz çok genç yaşlardayız. Sayıları otuzla doksan arasında, bazen daha fazla kadınla yirmi dört saat birliktesiniz. Zor koşullarda, baskı altında kolektif yaşayıp, acınızı sevincinizi paylaşıp ayakta kalmaya çalışıyorsunuz. Üstelik başarıyorsunuz da! Dayak yerken de, yemek yerken de berabersiniz. Çay içerken, aynı sigarayı birkaç kişiyle fırt çekerken paylaşmanın zevkini tadıyorsunuz. Ve tabii türkü söylerken, kitap okurken de… Koğuşta hastalanan arkadaşınızı doktora-revire- çıkarmak için kapıyı birlikte yumruklayıp var gücünüzle “gardiyan hasta varrr!” diye bağırırken de… İçinizden birini tekrar emniyete, işkenceye almaya geldiklerinde arkadaşınızı bedenlerinizle kurduğunuz barikatın içine alır, vermezsiniz. Ama avukat görüşü var diye yalan söyler, götürürler o başka. İşte böyle; ortak mücadeleyle aldık haklarımızı, çıkarsız ilişkiler yaşadık, bütün bunları dayanışmayla, yardımlaşmayla, paylaşımla yaptık biz. Bir düş olan ortak yaşamı hayata geçirdik. Motivasyon için yeterli değil mi? Tahliye olduktan sonra herkesin çil yavrusu gibi dağıtıldığı, insanların birbirine selam vermekten dahi çekindiği, duvarların bedenin dışına değil kafaların içine örüldüğü bir ortama düştük
» Dışarısının da içeriden çok farkı yoktu yani?
Evet. Mamak Hapishanesi’nden çıkıp ülke hapishanesine girmiştik. Tek silahımız olan birlikte mücadele coşkumuz, dayanışma ruhumuz elimizden alınmış; sudan çıkmış balığa dönmüştük.
» Tekrar kitabın öyküsüne gelirsek…
Bir arada olmaktan, haklı olmaktan aldığımız gücü hiç unutmadık. Beraber yola çıktığımız ve yolda kaybettiğimiz arkadaşlarımızı da… Bize destek olan insanları, bizi savunan avukatlarımızı da -ki şimdi bazıları yaşamıyor- unutmadık… Bizden öncekilerden devraldığımız bayrağı acısıyla tatlısıyla, doğrusuyla eğrisiyle bizden sonrakilere yazılı belge olarak sunmak istedik. Yaşadığımız topraklara borcumuzu ödemek; İçinde bulunduğumuz çağa tanıklıktan kaynaklanan tarihi sorumluluğumuzu, herkesin okuyabileceği bu kitabı yazarak yerine getirmek istedik. Bizi harekete geçiren yani motive eden; dayanışma coşkusunu, ruhunu tekrar hatırlatmak ve tabii ki UnutaMamak…
» Kayıp mektupların da etkisi var sanırım? O mektuplar bayağı konuşulmuştu.
Mektupların kitaba başlamamızda çok etkisi oldu. Hatırlarsınız onca zamandan sonra, 2008 Yılında, Mamak'tan yazıp ailelerimize gönderdiğimiz ama onların eline geçmeyen, daha doğrusu gönderilmeyen kayıp mektuplarımız elimize geçti. Bu mektuplar değişik yerlerde sergilendi, basın ve insanlar çok ilgi gösterdi. Türkiye'nin değişik şehirlerinde sergiler, söyleşiler yapıldı; bu vesileyle yıllardan sonra Mamak'ta birlikte yattığımız arkadaşlarımızla bu sergi sayesinde kucaklaştık, hasret giderdik.
Sonrasında yaşadıklarımızı kitaplaştıralım, deneyimlerimizi ve yaşadıklarımızı gelecek kuşaklara aktaralım, tarihe bir not düşelim, geleceğe bir sözümüz olsun fikriyatında ortaklaştık ve kitap hazırlama süreci başlamış oldu.
» Kitabı hazırlama aşamasında sizi zorlayan, sıkıntıya düşüren anlar oldu mu?
O günün genç kızları bugünün meslek sahibi kadınları, anneleri olmuştuk. Günlük aile işleri, iş yaşantımız, politik yaşamın getirdiği sorumluluklarmız dışında az zamanımız oluyordu. Kitap hazırlığına emek verecek, sağlığı nispeten yerinde, koşturabilecek, beş kişilik ekip gönüllü oldu. Önce o dönemde yolu Mamak'a düşmüş arkadaşlarımızı aradık bulduk. Hazırlanma sürecinde bir çok şehirde ve yurt dışındaki bazı yerlerde toplantılar yapıp arkadaşlarla buluştuk. Sosyal medya aracılığıyla kavuşabildiğimiz dostlarımız da oldu. Değişik nedenlerle yer almak istemeyenlere anlayışla yaklaştık.
Kitap işine niyetlendiğimizde ne tür zorluklarla karşılaşacağımızı bilemiyorduk. Yaşadık gördük ki yetişkinleri bir araya getirip ortak bir şey üretmek epey güçmüş. Yolda ayrılan bir grup arkadaşımız, ayrı bir kitap çıkardılar.
» Kitap biraz da gecikmeli okurla buluşuyor sanırım.
Evet. Birimizin ayırabildiği zaman ve koşullar, diğerimizin zaman ve koşullarına denk düşmedikçe zorlanıyorduk, öte yandan, bir türlü önleyemediğimiz zaman uzatmalarına rağmen, özveri ve anlayışla güç durumları aşmayı başardık. Aksamalarda iki neden vardı birincisi bazı arkadaşlarımızın zaman ayırıp anılarını yazamayışıydı, ne yazık ki halen de yazamayanlar oldu, bu nedenle. İkincisi belki de daha zor olanı, yaşanmış olan duygusal travmalardan dolayı, elleri gitmeyen bir türlü yaşadıklarını hiçbir yakınına, kendi kendine bile anlatamamış olan bazı arkadaşlarımıza destek olmak, incelikle yaklaşmak gerekiyordu. O arkadaşlarımızla oturup önce o günleri konuştuk, birlikte ağladık, birlikte güldük, yalnızca birlikte çile çekmiş insanlara özgü o sabır, empati ve duygu yoğunluğu yürekleri açtı, yaşananlar sözcüklere döküldü. Onlar anlattı, birlikte yazıya döktük, bu arada birbirimize içimizi de dökmüşolduk. İşte böylece adeta iğne oyası yapar gibi bir çalışmayı sabırla sürdürmenin epeyce zaman alacağını tahmin edersiniz.
Gelen anıların doğru anımsanıp anımsanmadığına, gerçekliğini, duygusunu değiştirmeden, yazım diline baktık. Düzenledik. Yorulduğumuz biraz ara verdiğimiz oldu. Hastalanan arkadaşımızın iyileşmesini bekledik. Anı vereceğini söyleyip de eli bir türlü kaleme, tuşa gidemeyen arkadaşlarımız bizi daha fazla yordu… Hatta birini yakinen tanıyorsunuz sizin Haziran’cılardan!…
Ülkede patlamalar, saldırılar olup insanlarımız öldükçe moralimiz bozuldu. Ağzımızı bıçak açmadı. Birbirimize telefon bile açamadığımız günler oldu… Bu projede emeği olan arkadaşlarımızdan ülke bu durumda, savaş ortamı varken bu çaba boşa diyenler oldu. En çok da böyle diyenler moralsiz bıraktı bizi.
» Kitap kaç anıdan oluşuyor
Bu anılar nasıl belirlendi?
Kırk bir anı var kitapta. Anı verecek arkadaşlarla toplantılarımızda, yazışmalarımızda ortaya çıktı bir bakıma.. Mamak’ta iken bizi ne etkilediyse, aklımızda ne takılı kaldıysa, duyumsadıklarımızı kendi sesimizi yansıtarak yazmak düşüncesi benimsendi.
Okununca görülecektir. Kimi, yakalanmasından tahliyesine kadar olan süreci yazdı. Bazısı kendini etkileyen bir ya da iki olayı paylaştı. Arkadaşlarımız, kendi pencerelerinden kendi duygu ve düşüncelerini, yansıttılar anılarına. Bir kısmı öyküleştirdi anısını … Kimi şiirleştirdi … Kimi destanlaştırdı… Biz şuna dikkat ettik. Bir grup insanın başka bir grup insanı her türlü psikolojik ve fiziksel şiddeti uygulayarak baskı altında tuttuğu, insanları insanlıktan çıkarıp başka bir şeye dönüştürmeye çalıştığı Mamak denilen bir yer vardı. Onlar robotlar gibi bize hep aynı şeyleri yapıyorlardı. Ama biz insan olmaya devam ediyor, her birimiz farklı birer insan olarak farklı farklı duyuyor, görüyor, hissediyor ve algılıyorduk. O nedenle yaşanan aynı olayı, aynı durumu her birimiz nasıl hissettik, içimizde neler oldu, neler yaşadık bunları yazarak bir araya getirip, hepsini bir arada elimizde tutabileceğimiz somut bir şeye dönüştürmek istedik.
Boşuna çekilmedi bu acılar
» Kitap bitti ve şimdi ne hissediyorsunuz? Nasıl geri dönüşler almayı umuyorsunuz?
Kendimize verdiğimiz bir sözü yerine getirmenin kıvancını yaşıyoruz. Bunca yıl sonra dünün genç, bugünün olgun genç kadınlarıyla(!) bir araya gelmenin sevincini yaşadık. Birbirimizden haberdar olduk. Birlikte çalıştık. Uzun ve meşakkatli bir süreci sona erdirmeyi başardık. Emeğimizin karşılığını kitap elimizde olduğunda alacağımıza inanıyoruz. Söz uçar yazı kalır dedik. Elbirliğiyle, kolektif biçimde bugünlere de ışık tutması dileğiyle bir eser yaratmaya çalıştık. Nasıl geri dönüşler umuyoruz? Yolu Mamak’tan geçsin geçmesin okuyanların bugünkü uygulamalara ne çok benziyor demesi bizi şaşırtmayacak. Ulaşamadığımız arkadaşların benim de anım olsaydı demesine üzülürüz. Bu bizim eksikliğimizdir biraz da…
Bir kişi bile “boşuna çekilmedi bunca acılar ”derse, tıpkı bizim gibi, Vedat Türkali gibi bu yeter. Çünkü hak edilen aydınlık gelecek bedel ödenerek elde edilir.
1980 Mamak Cezaevi’nden bu yana yaklaşık kırk yıl geçti. Ama bu ülkenin kadınları neredeyse sizle aynı kaderi paylaşmaya devam ediyor. Tüm bunlara tanıklık ederken neler hissediyorsunuz?
O günden bugüne çok fazla bir şeyin değişmediğini görmek, kendimiz ve ülkemiz adına çok acı veriyor, her şeyden önce... Tablo karanlık görünüyor evet. Ama azmin, kararlılığın ve haklı olmanın verdiği güce inanıyoruz. Tarih nehri ileri akar hep. Kadınların bir araya gelip dayanışmayla, elde edemeyecekleri kazanım yoktur. Tüm direnişlerde kadınların önde olması tesadüf müdür sizce?
Kitaba anı yazan, gönderen derlenip toparlanmasında emek veren tüm arkadaşlarımıza ve yayımlayanlara teşekkür ederiz. Boşuna çekilmiyor bu acılar buna inanıyoruz.


