14 yabancı…
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Her ülkenin kendine ait kültür dinamikleri vardır. Bu dinamikleri oluşturan kodların oluşması toplumsal tepkilerin ve algıların bütününü oluşturur.

Kabul ediş ve ret edişin içeriği yöresel kaygının veya küresel rekabetin tercihiyle şekil alır.

Asıl önemlisi bu dizayn edişin uygulama şeklidir.

Gelişmiş rekabet toplumlarında, bu dizaynın uygulanması tamamen bir analizin getirdiği sonuçlar üzerindeki analitik izahla olur ki sonuçlar bakımından hata payı yüksek olmaz. Karar mekanizması kurumsal bir içeriğe sahip olup, alınan kararların içeriği doludur ve geri dönülmez.

Bizim gibi feodal toplumlarda ise, yetkiyi bilgi ve donanım dışında ele geçirmiş gücün söylemleriyle karar alınır. İçeriği tamamen popülist ve boştur. Çünkü, bir analiz veya bilgiylea ilgili izah talebi olmaz. Güç her şeyin bileni olur.

Tartışılan 14 yabancı oyuncu kuralını da bu yorum çerçevesinde değerlendirirsek ortaya nasıl bir popülist tavır çıktığı çok net belli olur.

O zaman kararı alan Fatih Terim idi…

O zaman, gene kendi kendine aldığı kararla kendini ‘Türkiye Futbol Direktörü’ (bu ne demek ise…) ilan etmişti.

Gücü ele geçiren bir kişinin, hiçbir değerlendirme ve analize ihtiyaç duymadan aldığı kararın sebep sonuç ilişkisini incelediğimizde Türkiye futboluna nasıl zarar verdiği açık olarak ortaya çıkıyor.

Asıl ironi, bu popülist kararı alan Fatih Terim’in bu aldığı kararı yönetememesi ve zarar görmesidir.

Futbolun kültür kodları içerisinde ‘Yabancı Kültürleri Yönetmek’ diye bir kavram vardır. Beraberliği sağladığınız bu yabancı kültürlerin sembol ve değerlerini bilmeden en önemlisi dilini bilmeden kuramayacağınız ilişki, oluşturulması gereken ‘sinerji’ ve ‘empati’nin sağlanamamasına neden olur ki; takım ruhunun temelini oluşturan ortak hedef birlikteliğinin sağlanamaması başarısızlığı beraberinde getirir.

İşte, Terim’in aldığı popülist kararın, yönetemediği kültürün kendisini vuracağını uzun vadede hatta orta vade de hesaplayamaması, aldığı başarısızlıkların faturasını bu birlikteliği sağlayamadığı yabancı oyunculara kesmesi tam bir feodal tepkidir.

Terim, taktiksel bütünlük prensibine hiçbir zaman önem vermeyen bir yöresel anlayışa sahip teknik direktör olmuştur. O, en çok güvendiği kendi üzerinden galeyana getiren sözler ve davranış tepkileriyle başarıyı sağlamayı hedef seçmiştir. Hep kenarda kutsal abi rolünü seçmiştir.

Ama, çoklu kültür kurgusu içerisinde, bu kişisel antrenörlük tepkilerinin alan bulması mümkün değildir. Burada geçerli olan, taktiksel bütünlük prensipleriyle bunları sağlayacak antrenmanlar bütünlüğüdür. Bunlar sağlanamazsa, bu kurgu içersinde başarı da gelmez.

İşte, futbolun küresel boyuttaki en önemli içeriği, bu oyunu olması gereken boyutta oynatabilmek ve bu konuda da herkesi ikna edebilecek donanıma sahip olmaktır.

Hem yöresel figür olarak kalıp hem de küresel donanım kaygısı taşımadan, bu büyük futbol arenasında boy göstermeye kalkmak ancak başarısızlıklar üzerinden kendini kurtarma tepkileriyle sonuçlanır ki kendisi de tartışma konusu olur.

Sonuçta hiçbir öngörüsü olmadan, Terim’in almış olduğu karar dönüp dolaşıp kendisine zarar vermiştir.

Şimdi, kendisi almış olduğu kendi kararına kendi muhalefet etmeye başlamıştır. Sebep-sonuç ilişkisi üzerinden alınan kararların içeriğinden başarısızlık çıkması mümkün değildir.

Futbolun kendine ait bir iktisat yapısı vardır. Bu iktisat yapısını başarıyla yönetmek iyi bir ekonomi yapının kurulmasıyla mümkün olur. Menajerler üzerinden kurgulanan ekonomi yapı ancak mutlu bir azınlık yaratır ki o zaman 14 yabancıya şükran sunulur.

Bu feodal stratejiyle reddedilen altyapı kurgusunun bir sonuç vermesi ise asla mümkün olmaz. Tek beklenti Avrupa takımlarının gelip genç yetenekleri alıp yetiştirme temennisi kalır ki şu an bu sayede gençlerimiz kurtuluyor(!).Futbol basit oyundur.

Onu zorlaştıran kiminle oynadığındır.