birgün

15° AÇIK

YAŞAM 20.04.2021 04:00
author

17 Nisan; deneyim ve tahayyül

17 Nisan günü, hem Köy Enstitüleri’nin 81’inci kuruluş yıldönümü hem de Uluslararası Çiftçi Mücadeleleri Günü olarak kırsal mücadele bakımından iki önemli uğrağın kesiştiği bir gün olarak kutlandı ve anıldı. Selçuk ve Fındıklı Belediye başkanları “Köy Enstitüleri ruhuyla gıda egemenliğini savunacağız” mesajlarını paylaştı. Böylece de “Köy enstitüleri günümüz nasıl uyarlanabilir?” sorusu ile “Gıda egemenliği köylerde ne türden pratiklerle gerçekleştirilebilir?” sorusunu bir arada düşünebileceğimiz kıymetli bir perspektif ortaya koymuş oldular.

***

Bu yazıda bu iki önemli sorunun yanıtını hakkıyla teslim etmem şüphesiz ki mümkün olmayacaktır. Yine de el verdiğince, bu mesajların içerdiğini bir iddia değil de öneri olarak alarak, duyduğum heyecanı da teslim etmek adına, iki deneyimin benzer yanlarını ve tahayyüllerini, konu üzerine yazılan başka yazılardan da faydalanarak irdelemek isterim.

BirGün gazetesindeki 14.04.2020 tarihli 80. Yılında Köy Enstitüleri: Deneyimin klonlanması mümkün mü? başlıklı yazısında Ahmet Yıldız, bu soruyu değerlendirirken, köy enstitülerinin yalnızca pedagojik bir deneyim olarak düşünülemeyeceğine ve anlamının, ortaya çıktığı tarihsel ve siyasal bağlam içerisindeki önemine dikkat çekiyordu. Yıldız, yazısını şöyle bitiriyor: “Bugün de yapılması gereken geçmişin yanıtlarından başlayarak enstitüleri tekrar etmek veya klonlamak değil, onun ilerici mirasını sahiplenerek, ondan aldığımız esinle bugünün Türkiye’sinin en önemli toplumsal sorunlarına devrimci yanıt bulmak ve bu yanıtı inşa etmektir.”

***

Bugün kırsal alanın en önemli sorunları, tarımsal üretimin ekonomik bir faaliyet olarak sürdürülemez oluşuna bağlı olarak artan işsizlik, yoksulluk, işçileşme ve kentlere giden genç nüfus olarak düşünüldüğünde, kırın ilerici dönüşümünü hedef alan bir yaklaşımın da bunlara yanıt üretmesi gerekir diyebiliriz. Günümüzde kırsal alanı ve eğitim sorununu birbirine yaklaştıran en önemli faktör şüphesiz ki her ikisinin de niteliksizleştirici ve geriletici biçimde kamucu perspektiften uzaklaştırılması ve şirketleşmesidir. İşte gıda egemenliği de bu perspektife yanıt inşa edecek bir zemin olarak düşünüldüğünde anlam kazanıyor.

***

Gıda egemenliği, kırın toplumsal, iktisadi ve sosyo-kültürel gerileyişine sebep olan neoliberal, küresel piyasacı politikaların yarattığı her türlü metalaştırıcı ilişkinin karşısına köylünün deneyim ve karar hakkına dayanan bir mücadele ve çözüm perspektifi koyuyor. Örneğin eğitim bağlamında, şirketlerin hakimiyetindeki üretim bilgisinin tekelleşmesini, kırın özgürleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak tarif ediyor. Tarımsal üretim bilgisinin gelecek kuşaklara aktarılmasını güvence altına alarak, ticaretin konusu olmaktan çıkarmayı hedefliyor. Böylece de, köy enstitülerini, pedagojik bir deneyim olmaktan ziyade, konjonktürel ve ideolojik bağlama yerleştirmemizi sağlayabilecek bir zeminin fikri ve pratik yönlerine işaret ediyor.

***

Toparlarken, iki kısa alıntı daha paylaşmak istiyorum. 14.04.2019 tarihli BirGün gazetesindeki Köy Enstitüleri dünyada tektir başlıklı yazısında Ali Arayıcı şöyle diyor: “Köy enstitüleri, ‘üreten, araştıran, kurulu ve sömürü düzenini sürdürmek isteyen sermayeye, büyük toprak ağası ve tefeci-bezirganlara karşı savaşım veren; halkı bilinçlendiren bir eylem insanı yetiştirdi.” Geçtiğimiz gün “Gelecek Gıda Egemenliğinde” diyerek kutlama yapan La Via Campesina’nın paylaştığı bir videonun açıklaması ise şöyleydi: “Kapitalizmin tüm uygarlık olanaklarının tükenmiş olduğu tarihi bir zamanda yaşıyoruz. Kapitalizm artık yalnızca, daha önce olmadığı kadar fazla savaş, ölüm ve barbarlık sunacak. La Via Campesina’nın insan özgürlüğü perspektifine sahip oluşu da bu bağlamda bir stratejidir.”

***

Bu alıntılar Köy Enstitüleri ve gıda egemenliğini nasıl bir arada düşünebileceğimizi gösteriyor. Her ikisi de kırsal toplumsal yaşamın iyileşmesinde, özgürleşmesinde, kırın çıkar birliğini güçlendirmede önemli birer zemin olarak ifade buluyor. Bu yönde bir atılımın, konjonktürel, politik ve ideolojik bağlamda nasıl pratiğe dönüşebileceğine dair önemli emareler içeriyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol