Google Play Store
App Store

İBB operasyonuyla başlayan 19 Mart eylemleri, başta üniversiteliler olmak üzere gençlerin birikmiş öfkesinin dışa vurulmasına sahne oldu. Bugün kitlesellik bakımından öğrenciler geri çekilmiş gibi görünse de isyanın gerekçesi olan sorunlar katlanarak sürüyor. Öfke, kampüs içinde akacak yeni kanallar arıyor.

19 Mart’tan bugüne öğrenci direnişinin güncesi: Son değil başlangıç
Fotoğraf: Fatoş Erdoğan

Ada Sude ATAK – Melek Eylül BAŞAK – Havin ŞENER

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptali ve ardından operasyonla gözaltına alınmasıyla başlayan 19 Mart süreci, tüm ülkede son yılların en büyük gösterilerinin yaşanmasına neden oldu. Bu sürece damgayı vuran ise gençlerdi.

19 Mart günü İstanbul Üniversitesi’nde polis barikatını aşan öğrencilerle başlayan eylemler, kısa sürede farklı üniversitelere yayıldı. Protestolar, operasyon gerekçesinin ötesine geçerek tüm haksızlıklara karşı büyüyen bir itiraza dönüştü. O tarihlerde gençleri sokağa taşıyan başlıca etken; İşsizlik, yoksulluk, geleceksizlik, umutsuzluk gibi sorunların doğurduğu sosyo-ekonomik koşulların yanı sıra demokratik ve özerk olmayan akademi, niteliksiz üniversite eğitimiydi.

TAM OLARAK NE YAŞANDI?

Çoğunluğu 18-24 yaş arası üniversite öğrencilerinden oluşan gençlerin önemli bir bölümü hayatlarında ilk kez eylemlere katıldı. Ortak duygu, hayatın her alanını kuşatan rejime karşı bir başkaldırıydı. Birlikte hareket etmenin ve ses çıkarabilmenin bilincine yeni varan öğrenciler aynı süreçte gözaltı ve polis şiddetiyle de tanıştı.

Yaklaşık üç ay süren eylemler boyunca bine yakın öğrenci gözaltına alındı; 300’ün üzerinde genç tutuklandı, pek çoğu okuldan uzaklaştırıldı. Saraçhane’de yoğunlaşan 23 Mart eylemlerinde İBB binasına sıkıştırılan bir öğrenci, yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Kontrolsüz bir güçle müdahale edildi. Gittiğimiz gruptan sadece iki kişi kalabildik. Her kafamızı çevirdiğimizde arkadaşlarımızın yere yatırıldığını gördük. Belediye binasına sığınabilenler arasında fenalaşanlar, kriz geçirenler vardı. Bir kâbus gibiydi. O günden sonra birçok arkadaşımız tutuklandı, bursları kesildi, cezalandırıldı.”

İstanbul’da özel bir üniversitede okuyan bir başka öğrenci ise 19 Mart sürecini “Her kesimden vatandaşın günlerce toplanıp yapılan haksızlıklara karşı dik bir duruş sergilediği ve gençlerin, orantısız güç kullanan iktidar polisine karşı direndiği gurur ve umut verici bir süreç” olarak nitelendiriyor ve gözaltı koşullarını şöyle aktarıyor:

“Gece gözaltına alındığımızda polis bize şiddet uygulayarak suç işledi. Gözaltı süreci insanlık dışıydı. Gece 12’de alınıp sabah 9’a kadar arabada bekletildik. Tuvalet, su, yemek hiçbir şey yoktu. Üç günün sonunda yine uzun saatler bekletilip mahkemeye çıkarıldık.”

Tutuklanan öğrenci, rastgele kararlarla karşı karşıya bırakıldıklarını belirtiyor:

“Herhangi bir suç işlememenin rahatlığından sonra tutuklama kararı gelmesi, sürecin tamamen keyfî olduğunu gösterdi.”

Psikolojik ve fiziksel polis şiddetinin yanında, protestolara katılan kişiler sistematik biçimde hedef gösterildi. Reşit gençlerin aileleri aranarak gözdağı verildi. İstanbul Üniversitesi’nde okuyan bir öğrenci, polis tarafından fotoğrafının çekilmesinin ardından annesinin emniyet tarafından aranarak “Eylemlere katılmasın, dersine girip çıksın” denildiğini aktarıyor. Öğrenci bu uygulamayı “Korkutma ve fişleme girişimi” olarak tanımlıyor.

Öte yandan, yandaş medya organları eylemlerdeki ve gözaltılardaki işkencelerden bahsetmedi, tam tersine gençlik marjinal gruplar olarak gösterilmek istendi. Atılan sloganlar, taşınan dövizler kanuna uygunsuz olmakla suçlandı.

İktidarın vasıfsız ticarethane yuvalarına dönüştürdüğü kampüsler süre geçtikçe daha da fazla baskıyla karşılaştı. Akademi, özgür düşüncenin üretim yeri olmaktan çıkarıldı ve siyasal baskının uzantısı haline geldi. Öğrencilerin kendilerini ifade edebildiği, bir araya geldiği  kulüplerin kimisi talimatlarla kapatıldı kimisinin etkinlikleri yasaklandı. Öğrencilere keyfi soruşturmalar açıldı, anayasal haklar hiçe sayıldı. Kampüslerde polis ve Özel Güvenlik Birimleri’nin (ÖGB) şiddeti baş göstermeye devam etti.

ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR

Otokratik rejimlerin en büyük tehditlerinden birisi olan gençlik hareketini bastırmak için iktidarın oluşturduğu ses çıkarmayan, haklarını bilmeyen, korkuyla büyütülmüş gençlik; 19 Mart eylemleriyle birlikte ses çıkarabileceğinin farkına vardığı bir dönüm noktası yaşadı. Bugün muhafazakâr ailelerden gelen birçok genç, ebeveynlerinden çok daha farklı bir ideolojik zeminde bulunuyor.

İÜ İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Arzu Kihtir, tartışılan Z kuşağı hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Özgüvenli, haksızlıklara karşı çok net tepki veren, ötekileştirmeyen, özgür düşüncelere sahip bir kuşak olduklarını görüyordum. O nedenle öğrenci hareketine şaşırmadım.”

Kihtir, öğrencilerin eylemlerini “bir kuşağın kendini ifade etmesi” olarak tanımlıyor ve ekliyor:

“Niyetleri, haksızlıklara karşı seslerini yükseltebilme özgürlüklerinin olduğunu ispat etmekti.”

Eylemlerin sönümlenmediğini, yalnızca biçim değiştirdiğini vurgulayan Kihtir:

“O meydandaki insanların düşünceleri aynı yerde duruyor. Toplu olarak görünmemeleri, artık öyle düşünmedikleri anlamına gelmez.”

19 MART’IN ARDINDAN

Mitingler, yürüyüşler, forumlar, boykotlar… Aylar boyunca farklı yöntemlerle itirazlar dile getirildi. Öğrenciler akademik boykot uygulayarak derslere girmedi ve kampüslerde toplanarak çeşitli forumlar düzenledi, atölyeler yaptı.Sadece akademik boykot değil, ilk kez tüketim boykotları da geniş yer buldu. Kitleselleştirilen bir günlük genel boykot, iktidar tarafında sermayeye karşı büyük bir tehdit olarak karşılandı. Süreç Prof. Kihtir’in de altını çizdiği gibi mücadele biçim değiştirerek sürdü.

Haftalar süren eylemlerde birçok genç yaralandı, işkence gördü, gözaltılarda cinsel saldırıya maruz bırakıldı. Üniversitelere polis ve TOMA’lar sokularak yeni bir korku duvarı örülmek istendi. Ancak gençler bu duvarın kalıcı olmadığı görüşünde.

Bir lisans öğrencisi durumu şöyle özetliyor:

“Mücadele ettiğimiz şey, zaten sahip olmamız gereken haklar. Bu bir geri kazanım mücadelesi. Gerçek sonuç için birlik olmayı unutmamalıyız. Çoğu zaman kendi mücadelelerimiz içerisinde kayboluyoruz ve gerçekten kaybettiğimiz haklarla özgürlükleri görmeyi reddediyoruz, durumu normalleştiriyoruz.”

Bazı öğrenciler, iktidarın uyguladığı orantısız güç politikalarının birliktelikleri dağıttığını düşünürken; bazıları öğrenci hareketinin farklı pratiklerle yeniden büyüyebileceğini öngörüyor.

Tutuklanıp 20 gün cezaevinde kalan bir öğrenci süreci şu şekilde yorumladı:

“Sokakta talepler haykırıldı ama somut adımlar atılamadı. İktidar tüm araçlarıyla süreci bastırdı. Hak aramaya çalışan gençler tutuklama, gözaltı ve disiplin soruşturmasıyla karşı karşıya kaldı. Susturma politikası bu süreçte gençlerin eylemselliklerini sekteye uğrattı.”

Hakkında gözaltı kararı alınmış olan bir öğrenci ise şöyle diyor:

“Eylemler tamamen sönümlenmedi. Bizim kuşak kendi pratiklerini oluşturuyor. Hacettepe’de arkadaşlarımız bunun çok güzel örneklerini gösterdi.”

HAYAT YENİLER

Bugün büyük kalabalıklar sahnede olmayabilir; ancak ülkenin dört bir yanındaki öğrenci eylemleri birbirini beslemeye devam ediyor. Hacettepe ve Ankara Üniversitesi’nde yemekhane zamlarına karşı yapılan eylemler, yeni bir hareketin ipuçlarını gösterdi.

Üniversitelerde artan polis sayısı, kampüslerdeki faşist çetelerin saldırıları, soruşturma baskısı, ailelere yapılan bildirimler ve KYK yurtlarında ifşa tehdidi… Fakat bu baskı ortamında; kampüslerde öldürülen kadınların failleri, ellerinde muştalar ve palalarla gezen faşist çeteler istediklerini serbestçe yaptıkları bir ortama sahip. 19 Mart’ta yıkılan korku duvarı yeniden inşa edilmeye çalışılıyor. Fakat görüştüğümüz öğrencilerin çoğu bunun artık mümkün olmadığını düşünüyor:

“Bu ülkede öğrenci olmak artık sadece okumak değil; geçinmek, ayakta kalmak, direnmek demek. Geleceğimiz yoksa mücadelemiz var. Çözüm gitmek değil; bu ülkeyi üretebildiğimiz, yönetebildiğimiz, kaygısızca yaşayabildiğimiz bir yer yapmak.”

Bugün üniversiteler hâlâ ÖGB ve polislerle dolu. Kayyum yönetimler baskıyı artırırken bazı kampüslerde Emniyet Müdürlüğü’nün dahi stant açtığı görülüyor.

19 Mart ve sonrası, üniversite duvarlarına çoktan kazındı. On binlerce öğrenci edilgen konumdan etken bir özneye dönüşerek birlikte yapabileceklerini fark etti. AKP’nin yıllardır binbir emekle kurduğu illüzyon bir anda dağıldı. Milyonlarca genç bu ülkedeki önemini  fark etti.

Beyazıt’ta sadece bir barikat yıkılmadı; yeni bir ülke için adım atıldı.

∗∗∗

GENÇLİK İÇİN TARİHİ BİR DENEYİM OLDU

Dr. Levent DÖLEK

Bu olay, konusu gereği Ekrem İmamoğlu ve CHP etrafında şekillendi. Ancak ben bu süreci halkın hürriyet mücadelesi olarak görüyorum. 19 Mart’tan sonra yeni bir 19 Mart olmaz; çünkü toplum da iktidar da bu tür süreçlerden ders çıkarır. İnsanlar ‘Sokağa çıkacağım, gaz yiyeceğim, cop yiyeceğim; peki sonuç ne olacak?’ diye düşünmeye başlar ve katılım azalır. Ancak toplum kendi içinde mutlaka yeni mücadeleler üretir. Bu mücadeleler giderek daha fazla emekçi halkın, yoksul kesimlerin ve işçi sınıfının etrafında şekillenecektir.

Bu süreç, halkın, emekçilerin ve gençlerin bilinçlenmesine vesile olan önemli bir deneyim yarattı. Bu deneyimin kalıcı olması, hareketin tüm bileşenlerinin örgütlenmesiyle mümkündür. Yıldırma ve baskı politikaları ancak örgütlü mücadeleyle kırılabilir. Önümüzdeki dönemde iş ve aş talebinin hürriyet talebiyle birleştiği yeni hareketlerin ortaya çıkacağını düşünüyorum. İktidarın kendini güçlü göstermesine aldanmamak gerekir; çünkü şiddeti artıran rejimler, genellikle güçlü oldukları için değil, zayıf oldukları için böyle davranırlar. Gelecek için umutsuz olmaya gerek yok.

∗∗∗

YILLAR SONRA YENİDEN ÖTK

Kökü 1976’ya dayanan Öğrenci Temsil Kurulu (ÖTK), 12 Eylül darbesinin ardından tüm demokratik oluşumların tasfiye edilmesiyle birlikte ilk olarak kapatıldı, daha sonrasında merkezi kontrolün bir aracı haline getirildi. 19 Mart sürecinde ise en çok tartışılan kavramlardan biri oldu. Çünkü süreç, demokratik ve özerk üniversite talebini, öğrencilerin üniversite yönetiminde söz sahibi olma isteğini yeniden gündeme taşıdı.

Eylemleri kampüs içinde örgütlemek isteyen öğrencilerin aklına ilk olarak ÖTK’nin gelmesi tesadüf değildi. Bu süreçte kurulan boykot komiteleri, sürecin ÖTK rolünü üstlenmeye çalıştı. Akademik boykotun sürmesi ve öğrenci kolektivizminin güçlenmesi için “boykot kafeler” kuruldu; ekonomik krizle birleşen talepler doğrultusunda pek çok üniversitede uzun süre devam eden takas pazarları düzenlendi.

Öğrenci hayatının iktidar ile YÖK tarafından kontrol edilmesine, üniversitelerin ticarethaneye dönüştürülmesine, kampüs içerisinde polis ve ÖGB şiddetinin artmasına karşı olan öğrenciler için örgütlenmek talep haline geldi.  Boykot komitelerinin etkinliğini yitirmesi, bazı üniversitelerde ÖTK talebinin hatırlanmasını sağlarken bu konuda henüz örgütlenmiş bir öğrenci hareketi yok. Yine de koşullar ne olursa olsun, ÖTK fikri üniversite koridorlarında dolaşmayı sürdürüyor.

∗∗∗

GENÇLER SİYASAL YAŞAMDAN DIŞLANDI

Öte yandan gençler yalnızca akademide değil siyasal süreçlerde de sistematik bir dışlanmayla karşı karşıya. GoFor Gençlik Örgütleri Forumu’nun Nisan ayında yayımladığı rapora göre Türkiye’de gençlerin parlamentodaki temsili yüzde 0,83 seviyesinde. Yerel yönetimlerde bu oran yüzde 0,82’ye düşüyor. Siyasal partilere gençlerin üyelik oranı ise yüzde 5’in altında.

Kendini sosyal medyada ifade etmek isteyen gençler ciddi sansür ve baskıyla karşı karşıya. Rapora göre 2023 itibarıyla 712 bin 558 alan adı, 150 binden fazla içerik ve 73 bin X (Twitter) hesabı erişime engellendi.