1970’lerden bugüne Duben
1970’lerde üretilip sergilenmemiş desenler, İpek Duben’in mekân, zaman ve boşlukla kurduğu ilişkinin erken izlerini taşıyor. Sanatçının “Boşluğu çiziyorum” sözü, mekânın her odasında karşılığını buluyor.

Deniz Burak BAYRAK
Passage Petit Champs’ın merdivenlerinden Galerist’e çıkınca, yapının ağır tarihini hemen arkamda bırakıp bambaşka bir sessizliğe geçiyorum. Bu sessizlik, İpek Duben’in 1970’lerde ürettiği ve bugüne dek gösterilmemiş desenlerinin sessizliği. Mekânın eski yüzü ile Duben’in erken dönem işleri arasında belirgin bir zaman farkı var ama bu fark bir kopuş yaratmıyor; tam tersine, sanatçının yıllar boyunca sürdürdüğü mekânla ve boşlukla kurduğu ilişkinin nasıl başladığını görünür kılıyor.
Sergi, ’70- adını taşıyor ve bu adın da işaret ettiği gibi, 1970’lerden açılıp bugüne doğru uzanan bir çizgiye sahip. Küratörler Farah Aksoy ve Amira Arzık, işlerin ağırlıklı olarak Duben’in New York dönemine işaret ettiğini söylüyorlar. 1972 tarihli bir leke etüdüyle açılan sergide, yerleştirmede yapılan küçük bir oyun bu zamanı kırıyor: İlk işin karşı duvarındaki delikten baktığınızda en yakın tarihli çalışmayla karşılaşıyorsunuz. Serginin lineer akışını kıran bu müdahale, Duben’in mekân, zaman ve bakış üzerine düşünme biçimine de uygun düşüyor.
Duben’in 70’lerde yaptığı desenler, figürü bir insan bedeninden çok bir varlık, bir kütle ya da bir hareket izi olarak ele alıyor. Cezanne ekolünün mekân anlayışının Türkiye’deki yankıları bu işlerde belirgin: Figür, temsil olmaktan çıkıp yüzeyin bir parçası hâline geliyor. Sanatçının sözleri bunu doğruluyor: “Benim için temel olan mekânın analizi. Üretimlerim hiçbir zaman mimetik bir temsil olmadı.” Işık, hareket ve zaman da bu analizin ayrılmaz parçaları.
İPEK DUBEN’İN MEKÂNLA İLİŞKİSİ
İlk odadaki buruşuk kâğıt üzerindeki leke etütleri, yerini siyah mürekkebin daha bedensel bir hareketine bırakıyor. Yirmi iki parçalık bu seri, kalın fırça darbeleriyle çizginin hem kontrol edildiği hem de bırakıldığı bir alan açıyor. İzleyicide kaligrafiyi çağrıştıran bir ritim bırakıyor. Galerist’in katmanlı mimarisiyle serinin mekândaki yerleşimi birlikte düşünüldüğünde, Duben’in el ve beden hareketinin mekânla kurduğu ilişki daha da belirginleşiyor.
Bu işlerin en çarpıcı yanı ise, Duben’in sonraki yıllarda tanıdığımız pratiğinin burada kendini belli etmeye başlaması. 80’ler sonrası resimlerinde ve yerleştirmelerinde figürü şablon olarak kullanan, 90’larda minyatürden aldığı ilhamla rengi ve malzemeyi öne çıkaran, daha sonra yüzey araştırmalarını yoğunlaştıran sanatçı tüm bu katmanlı pratiğin tohumlarını 70’lerin bu sade, deneysel desenlerinde gösteriyor. Sanatçının “Boşluğu çiziyorum” sözü, serginin her odasında karşılığını buluyor.
Serginin sonunda yer alan duvar enstalasyonu ise, Duben’in yöntemlerine dair ipuçları taşıyan bir alan. Farklı türde objeler, çizimler ve malzemeler bir araya gelerek sanatçının yıllardır sürdürdüğü düşünsel ve fiziksel araştırmanın küçük bir haritası gibi duruyor. ’70-, Duben’in erken dönemini yalnızca bir başlangıç olarak göstermiyor; bu başlangıcın, sanatçının bugün hâlâ sürdürdüğü üretimin hem yönünü hem ritmini nasıl belirlediğini açığa çıkarıyor. Çekmecelerde unutulmuş desenlerin, bir sanatçının düşünme biçiminin en çıplak hâli olduğu nadir karşılaşmalardan biri bu.
Sergi, 3 Ocak 2026’ya kadar salı-cumartesi günleri saat 11.00-19.00 arasında Galerist’te görülebilir.


