2018 biterken
Javier Solana 2018 maalesef siyasi ve diplomatik başarılarla anılmayacak. Uluslararası düzen 2017’den beri sallantıda olsa da, siyasi iklim bu sene düpedüz kaotik, çalkantılı ve hasım bir hal aldı. Bu tesadüf değil ve belki de Donald Trump yönetimindeki ABD’yi en iyi tarif eden kelimeler de bunlar. 2018’in ocak ayında Trump’ın güneş paneli ve çamaşır makinelerine uygulayacağı […]

Javier Solana
2018 maalesef siyasi ve diplomatik başarılarla anılmayacak. Uluslararası düzen 2017’den beri sallantıda olsa da, siyasi iklim bu sene düpedüz kaotik, çalkantılı ve hasım bir hal aldı. Bu tesadüf değil ve belki de Donald Trump yönetimindeki ABD’yi en iyi tarif eden kelimeler de bunlar.
2018’in ocak ayında Trump’ın güneş paneli ve çamaşır makinelerine uygulayacağı gümrük vergilerini duyduk ve senenin geri kalanı da ABD’nin Çin’e yönelik ‘ticaret savaşıyla’ geçti. Süregelen gümrük vergisi tartışmaları Dünya Ticaret Örgütü’nün savunduğu değerlere gölge düşürdü ve Çin-ABD ilişkilerinde güvensizliği tırmandırdı.
Kontrolden vazgeçiş
Çin de geri kalmadı ve yasa değişikliği ile başkanın iki dönemlik seçilme sınırını kaldırdı. Bu yüzden Xi Jinping başkanlığında Deng Şiadoping reformlarınca getirilen ‘kolektif liderlik’ döneminin kapandığı endişeleri oluştu – ki bu reformlar Mao’nun ‘kişi kültü’ dönemini sonlandırmak üzere tasarlanmıştı. Yaşanan gelişmeler Deng’in ‘kontrollü dış politika’ anlayışından da uzaklaşmaya yol açabilir.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’de Mart ayında seçimleri bir kez daha kazandı. Sonuç şaşırtıcı değildi. Putin yönetimindeki Rusya jeopolitik bir aktör olarak tekrar ön plana çıktı. Fakat Rusya’nın hidrokarbon kaynaklarına bağımlı ekonomisi oldukça durağan. Büyümeden yoksun ekonomik ortamda Putin popülaritesini korumak için dış politika hamlelerinden istifade ediyor.
Örneğin, Putin’in kampanya yöneticisi, Skripallerin zehirlenmesi olayına İngilizlerin verdiği tepkiden hoşnut kalmıştı çünkü bunun başkanlık seçimlerine giden süreçte seçmenleri konsolide etme gibi bir etkisi oldu. Keza Azak Denizi’ndeki Ukrayna limanlarını ablukaya almak da Putin’in ülke içindeki desteğini arttırmak için tasarlamış olabilir. Şu anki tehlike ise ABD ve Rusya arasında imzalanan 1987 Orta Menzilli Nükleer Güçler anlaşmasının feshedilecek olması. Bu da özellikle Avrupa’yı doğrudan tehdit ediyor.
Bu esnada Orta Doğu dünyanın en kanlı çatışmalarına sahne olmaya devam etti. IŞİD toprak kaybetmeyi sürdürse de Trump’ın iddiasının aksine yenilmiş değil ve Suriye Savaşı da can almaya devam ediyor. Benzer şekilde Yemen de yaşanan trajedi derinleşti. ABD tarihinin en uzun savaşı kabul edilen Afganistan savaşı ise devam ediyor. Taliban’ın kontrol ettiği bölgelerin, hükümetin 2001 yılında düşmesinden bu yana en geniş alana ulaştığı düşünülüyor.
Yukarıda bahsettiğimiz krizlerde bazı iyileşmeler yaşanmış olsa da Trump yönetiminin Orta Doğu stratejisi çizgisini 2018 boyunca korudu. ABD İran’a karşı kullandığı İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirleri üçlüsüne verdiği desteği sürdürdü. Trump yönetimi İsrail’deki ABD konsolosluğunu Mayıs ayında Kudüs’e taşıdı. Yine aynı ay İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekildi ve yaptırımları tekrar yürürlüğe koyduğunu duyurdu. Bu da ABD dolarını silah olarak kullandığı izlenimini pekiştirdi.
Dahası, Kaşıkçı cinayeti sürecinde kendi istihbarat birimlerine karşı Suudi hükümetiyle taraf oldu. İran karşıtlığının ve ABD’den silah almanın kalbine giden en kısa yol olduğunu gayet net ortaya koymuş oldu. Orta Doğu’daki bu yaklaşımın bir sonucu da askeri çözüm yanlılarının güçlenmesi oldu. Bu esnada, İsrail ve İran’ın askeri kuvvetleri bu sene ilk defa doğrudan karşı karşıya geldi.
Sağ popülizmin yükselişi
Trump ayrıca o ya da bu şekilde dünyada popülizmin yükselişine katkıda bulundu. Latin Amerika’da Meksikalı Başkan Andres Manuel Lopez Obrador (AMLO) ve Brezilyalı Başkan Jair Bolsanaro ‘popülizmin’ farklı ideolojileri kapsayabildiğini gösterdi. Her iki lider de ‘elitlere’ karşı ‘milleti’ temsil ettiklerini söylese de, AMLO’nun seçilmesi Trump’a tepki niteliğindeydi. Diğer yandan Bolsonaro’nun sağcı milliyetçiliği Trump’ınkini andırıyor ve Brezilyalı elitlerin geniş desteğine sahip.
Kremlin’in önde gelen ideologlarından biri olarak görülen Rus filozof Aleksandr Dugin ‘popülizm sağın değerleriyle sosyalizmi, toplumsal adeleti ve kapitalizm karşıtlığını bir araya getirmelidir’ savını öne sürüyor. ‘Tümleşik Popülizmin’ mükemmel örneğinin düzen karşıtı Beş Yıl Hareketi ve milliyetçi Kuzey Ligi partilerinden oluşan İtalyan koalisyonunda yakalandığını savunuyor.
İtalyan hükümeti Ekim ayında AB para politikası kurallarıyla çelişen bir bütçe teklifi hazırlayarak AB ile bir kriz yaratmaya girişti (neyse ki uzun sürmedi). İtalyan liderler politikalarını ‘egemenlik’ kavramının eski moda bir yorumundan yararlanarak savunmaya çalıştılar. İngiltere’nin Brexitçileri de buna benzer bir yorumdan yararlanmışlardı ve İngilizler’in geleceği şu an belirsizliklerle dolu.
2018 de bazı iyi gelişmeler de olmadı değil. ABD ile Kuzey Kore arasındaki gerilimlerin dinmesi ve Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki yakınlaşma hoşnut karşılanmalı. Burada Güney Koreli Cumhurbaşkanı Moon Jae-in’in hakkını vermek lazım. Pyeongchang’daki kış olimpiyatlarını fırsata çevirdi ve Kuzey Koreli lider Kim Jon-un’a el uzattı. Peşinden Trump da yüzünü diplomasiye çevirdi ve tarihi zirvede Kim ile bir araya geldi. Bu da alkışlanması gereken bir gelişme ancak Kore Yarımadasında nükleerden arınma namına sembolik kazanımlardan başka bir şeye henüz şahit olmadık.
Trump’ı zayıflatma olanağı
ABD ara dönem seçimlerinin sonuçları da iyi haberler getirdi. Temsilciler Meclisi’nin kontrolünün Demokratlara geçmesi, Trump’ın politikalarının denetime alınabilmesi anlamına geliyor. Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Senato’dan da iyi haberler geldi. Senato’da alınan karara göre Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Kaşıkçı cinayetinden ötürü kınandı. Senato bunun yanında iki partinin de destek verdiği bir süreçle Yemen’deki Suudi operasyonlarında Amerikan rolünü sonlandırmayı kararlaştırdı. Avrupa’da 2019’un tonunu üç faktör belirleyecek: Brexit, Merkel-Macron ikilisinin AB reformlarına yönelik hamleleri ve Mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimleri. Bu üç başlığın her biri için de aynı şeyi umuyoruz; demokrasi, hukukun üstünlüğü, Avrupa içi entegrasyon ve çok yönlü işbirliği değerlerinin galip gelmesini… Bu değerlere karşı duranlar iyi bir yıl geçirdiler. Ancak bunlara inananların işbirliği ve uyum ruhuna olan inançlarını, mücadele becerilerini yitirdiklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar.
Kaynak: Project Syndicate’den
Çeviren: Fatih Kıyman


