Google Play Store
App Store

İnfaz düzenlemeleri, nitelikli dolandırıcılık suçunun yargılanması gibi hususlarda birçok değişiklik öneren "Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi", TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlandı. Komisyon başkanı AKP'li Yüksel, düzenlemelerin 'sadece bugünün sorunlarını çözmeyi değil, yarının güçlü ve adil Türkiye’sinin hukuki altyapısını kurmayı hedeflediğini' iddia etti. Komisyondaki CHP, DEM Parti ve İyi Parti vekilleri, teklife tepki gösterdi.

Kaynak: DHA-ANKA
38 maddeden oluşan "'11. Yargı Paketi" komisyonda: Muhalefet vekillerinden tepki
Fotoğraf: DHA

TBMM Adalet Komisyonu, kamuoyunda '11'inci Yargı Paketi' olarak bilinen, "Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"ni görüşmek üzere AKP İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel başkanlığında toplandı. Yüksel, "Çağın getirdiği yeni suç tiplerine karşı savunmasız kalan, dijital dünyanın tehditlerini görmezden gelen veya mağduriyetleri etkili bir şekilde gideremeyen bir hukuk sistemi, idealimizdeki 'güçlü toplum, güçlü devlet' ilkesiyle asla bağdaşmaz. Siber suçlardan organize suçlara, toplumsal huzuru bozan eylemlerden ekonomik düzeni tehdit eden girişimlere kadar her alanda, mevzuatımız vatandaşımızı koruyacak güçte ve yeterlilikte olmalıdır. Değişen ve gelişen toplumsal dinamikler, teknolojik yenilikler ve ekonomik hayatın gereksinimleri gözetilerek, ceza adalet sisteminin etkinliğinin ve caydırıcılığının tahkim edilmesi amaçlanmaktadır. İşte bu vizyonla hazırlanan düzenlemeler, sadece bugünün sorunlarını çözmeyi değil, yarının güçlü ve adil Türkiye’sinin hukuki altyapısını kurmayı hedeflemektedir" ifadelerini kullandı.

HAT SAYISINA SINIRLAMA GETİRİLİYOR

Yüksel, teklifle GSM aboneliklerinde değişikler yapıldığını kaydederek, "Vatandaşların bilgisi dışında açılan ve suçlarda kullanılan 'sahte ve açık hat' sorunu çözüme kavuşturulmaktadır. GSM aboneliklerinde çipli kimlik veya biyometrik doğrulama zorunluluğu getirilmekte, bir kişi adına açılabilecek hat sayısına sınırlama konularak, hat kullanımı disipline edilmektedir. Bu kurallara uymayan işletmecilere ağır idari para cezaları öngörülmekte ve dolandırıcılık gibi suçlarda kullanıldığı tespit edilen hatların bağlantısının derhal kesilmesi sağlanmaktadır. Benzer şekilde ödeme ve elektronik para kuruluşlarında da hesap açılışlarında biyometrik yöntem veya çipli kimlik kullanımı zorunlu hale getirilmektedir" diye konuştu.

"NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK" SUÇU AĞIR CEZADAN ASLİYE CEZA MAHKEMELERİNE ALINIYOR

Dolandırıcılık suçunun engellenmesi adına yeni düzenlemelerin hayata geçirileceğini vurgulayan Yüksel, "Nitelikli dolandırıcılık suçunun yargılaması, ihtisaslaşma sağlanması amacıyla ağır ceza mahkemelerinden asliye ceza mahkemelerine alınmaktadır. Covid-19 düzenlemesi kapsamında; 31 Temmuz 2023 tarihi ve öncesinde işlenen suçlar bakımından hükümlülerin 3 yıl daha erken açık cezaevine ayrılabilmesi ve 3 yıl daha erken denetimli serbestlikten yararlanabilmesi imkanı getirilmektedir. Böylelikle teklifle, aynı veya daha önceki tarihte işlenmiş suçlar dolayısıyla yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar bakımından hükümlüden kaynaklanmayan nedenlerle meydana gelen gecikmelerin sonucundan hükümlünün olumsuz etkilenmemesi ve infaz adaletinin sağlanması amaçlanmaktadır" dedi.

1 OCAK 2016 ÖNCESİ GSS BORÇLARI TAHSİL EDİLMEYECEK

Yüksel, teklifle suç işleyen tam akıl hastalarının toplum içine karışmadan önce yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında geçirecekleri asgari sürelerin belirlendiğini öne sürerek ve kısmi akıl hastalarının ise cezalarını infaz kurumunda geçirmesinin sağlanacağını ekledi. Yüksel, "Ayrıca, vatandaşların üzerindeki yükü hafifletmek adına, 1 Ocak 2016 öncesine ait ödenmemiş Genel Sağlık Sigortası prim borçlarının tamamının tahsilinden vazgeçilmektedir. Bu teklif; suçlunun cesaretini kıran, mağdurun hakkını koruyan, siber dünyada vatandaşını yalnız bırakmayan ve yargısal süreçleri hızlandıran bir reform paketidir" dedi.

"SUÇ ÖRGÜTÜ YÖNETİCİLERİNE VERİLEN CEZALAR ARTIRILIYOR"

Teklifin ilk imza sahibi olan AKP Tokat Milletvekili Mustafa Arslan, teklifin 38 maddeden oluştuğunu belirterek, "Suç örgütleri; gençlerin ve ailelerin düzenlerini bozan, toplumun birlik duygusunu hedef alan karanlık odaklardır. Bizler gençlerimizin suç örgütlerinin gölgesine teslim olmaması için bu zamana kadar ne gerekiyorsa yaptık, yapmaktan imtina etmiyoruz" ifadelerini kullanarak ‘23 yıl boyunca suç örgütlerine karşı yürüttükleri kapsamlı mücadeleyle birçok suç örgütünü çökerttiklerini’ iddia etti. Arslan, "Bugün suç çetelerinin başta gençlerimiz olmak üzere vatandaşlarımıza yönelik toplumsal huzur ve güvenliği bozucu faaliyetler içerisinde olduklarını görüyoruz. Teklifte; suç örgütleriyle mücadele bakımından önemli adımları atıyoruz. Bu kapsamda örgütlerin faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde örgüt yöneticilerine verilecek cezanın yarısından bir katına kadar artırılacağı öngörülmektedir. Ayrıca örgütün silahlı olması halinde ceza dörtte birisinin yarısı oranında artırılacaktır. Dün olduğu gibi bugün de kararlılıkla hareket edeceğiz ve suç çetelerinin başını ezeceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın" diye konuştu.

"MESKUN MAHALDE ATEŞ AÇMAYA 5 YIL HAPİS"

Arslan, suç işlenmesinin önlenmesi ve toplumsal huzurun güçlenmesine dönük adımlar attıklarını öne sürerek, "Bu kapsamda meskun mahalde silahla ateş etme suçunun cezası 6 aydan 3 yıla kadar hapisken 1 yıldan 5 yıla kadar hapis olarak düzenlenmektedir. Ayrıca ses ve gaz fişeği atabilen silahlar da suç kapsamına alınmakta ve bu suçun cezası 6 aydan 3 yıla kadar hapis olarak düzenlenmektedir. Bu suçun; düğün, nişan, asker uğurlaması gibi kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi halinde verilecek cezaların yarı oranda artırılması sağlanmaktadır. Bu nitelikli hal bakımından seri muhakeme usulünün uygulanmayacağı ve doğrudan kamu davası açılacağı da kabul edilmektedir. Bazı sorumsuz davranışlar, ne yazık ki her yıl masum canların yitirilmesine, yaralanmalara ve ocakların sönmesine neden olmaktadır. Sevinç günlerinde havaya ateş açmak ne gelenektir ne de eğlencedir. Bizim sevincimiz başkasının acısına dönüşmesin" dedi.

"TRAFİKTE ARACI DURDURANA 3 YIL HAPİS"

Trafikte yol kesmenin müstakil bir suç olarak düzenlendiğini ve bu kapsamda işlenen fiillere ağır yaptırımların uygulanacağını söyleyen Arslan, "Hukuka aykırı bir davranışla bir aracı durduran veya hareket etmesini engelleyen kişiye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülmektedir. Böylelikle kişilerin can ve mal güvenliğine kasteden şehir eşkıyalarının trafikteki saldırganlık fiilleri bakımından caydırıcı cezalar verilmesini sağlıyoruz. Teklifle taksirle yaralama suçunun ceza miktarlarını artırmak suretiyle kişilerin davranışlarını gerçekleştirirken gerekli dikkat ve özeni göstermeleri sağlanması amaçlanmaktadır. Buna göre cezalar 3 yıldan 1 yıla kadar hapisle, 4 aydan 2 yıla kadar, birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma halinde verilecek ceza 6 aydan 3 yıla kadar hapisken 9 aydan 5 yıla kadar hapis cezası olarak değerlendirilmektedir" değerlendirmesinde bulundu.

Arslan'ın teklif üzerine yaptığı değerlendirmelerin ardından toplantıda, milletvekilleri teklifin tümü üzerine değerlendirmelerde bulundu.

"NERESİNDEN TUTSAK, NE YAPSAK ELİMİZDE KALIYOR"

CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, teklifin Anayasa'ya aykırı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Anayasa 2, 7, 9, 10, 11, 13, 20, 22, 25, 26, 34, 35, 36, 38, 88, 153; o kadar çok aykırılık var ki neresinden tutsak, ne yapsak elimizde kalıyor. Anlatamadığımız mesele şu: Anayasa'ya aykırı olduğu için daha önce getirmiş olduğunuz yargı paketindeki maddeleri çekiyorsunuz, daha sonra bir bakıyoruz, sekizde çekilen on birde geliyor, dokuzda çekilen on beşte geliyor. Niye ısrar ediyorsunuz? Anayasa Mahkemesi karar vermiş 'BTK konusunda bir idareye siz yargı yetkisi veremezsiniz' demiş, 'Anayasa’nın 9'uncu maddesine aykırı' demiş, açık ve net söylemiş, siz gene 30, 31, 32'yi getiriyorsunuz.

"CAN ATALAY, SELAHATTİN DEMİRTAŞ, FİGEN YÜKSEKDAĞ, OSMAN KAVALA NEREDE?"

Anayasa Mahkemesi iptal ediyor 'Hakaret suçlarındaki eşitlik konusunda ön ödeme konusunda ayıramazsın' diyor, bir bakıyoruz, kamu görevlisine hakarette hemen uzlaşmayı da kaldırıyorsunuz, ön ödemeyi de kaldırıyorsunuz. Neden, neden? Nedeni şu: Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğine, Cumhuriyet Halk Partisinin belediye başkanlarına, Cumhuriyet Halk Partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun önünü kesmek amacıyla çıkarıyorsunuz.

Kendisine mazbata verilen, danışman verilen, oda verilen ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda Komisyon üyesi seçilen Can Atalay nerede? 'İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18'inci maddesine göre siyasetin yargıya yönelik müdahalesiyle tutukluluk ve yargı süreci kabul edilmiş' diye karar verilmiş AİHM'de. Nerede Demirtaş? Cezaevinde. Figen Yüksekdağ nerede? Cezaevinde. Kavala nerede? Cezaevinde. 19 Martta kumpas İBB davasıyla, 15,5 milyon kişinin oyuyla Cumhuriyet Halk Partisinin adayı olan Ekrem İmamoğlu nerede? Boş iddianamelerle cezaevinde 15 belediye başkanımızla beraber."

"11 paket geldi. 11 pakette de hiçbir şey yok" diyen Bülbül, şunları kaydetti:

"Yokları sayalım mı? İBB iddianamesi nasıl boşsa bu paket de boş. Bu getirdiğiniz paketlerle toplumsal barışın inşaası için ifade özgürlüğünü mü genişletiyorsunuz? Hayır. Kürt sorununun çözümünü demokratik siyasetle mi çözüyorsunuz? Hayır. 19 Mart Darbesi kapsamında CMK ve TCK'ya aykırı savunma hakkı ihlallerine ilişkin, tutuklanmış siyasetçi ve bürokratların tutukluluğuna çözüm mü getiriyorsunuz? Hayır. Gezi Davası'nı kafaya takmışsınız. Tayfun Kahraman'dan tut pek çok kişi cezaevinde. Terörle Mücadele Kanunu'nda hukuki belirlilik ilkesini mi getiriyorsunuz? Hayır. Hakkını arayan her yurttaş terörist. Sizden olmayan herkes terörist. Ne diyor AİHM içtihatlarında? Terör konusunda kapsamın geniş tutulması insan hakları sözleşmesine aykırıdır. Bunun dahi düzenlemesini getirmiyorsunuz. Cumhurbaşkanı'na tehdit diye suç ihdas ediyorsunuz.

Gazetecilere 'susun' diyorsunuz.

'Kadına ve çocuğa şiddetle etkin mücadele' diyordunuz. Getirdiğiniz infaz kanunuyla ne yapıyorsunuz? Kadın cinayeti işleyenler, istismar, tecavüz gibi suçları işleyenler, gasp, yaralama, kaçırma suçları ve en önemlisi ne biliyor musunuz, iki gün önce beni üç çocuğunu depremde kaybeden bir anne aradı. Daha sonra firar eden kişiler bir AK Parti milletvekilinin damadının evinde yakalanmış. Kadın bağırıyor 'Adalet istiyorum' diyor. Düşünebiliyor musunuz? Daha dün gelen bir vatandaşın oğlu da Maraş Depremi'nde avukat oğlu vefat etmiş. Biz adalet arıyoruz. Siz bu infazda 'eşitlik-adalet' yok diyorsunuz. Onlarca gazetecinin yargılandığı davalar, örgüt suçları adı altında kapsam dışında. Yani burada da adalet yok."

"6 ŞUBAT DEPREM DAVALARINA İLİŞKİN YARGILANAN SANIKLAR BU DÜZENLEMEDEN MUAF TUTULSUN"

DEM Parti Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan da 11. Yargı Paketi teklifinin Anayasa'ya aykırı olduğunu belirterek, paketin yasalaşması halinde ceza ve infaz adaletinde ciddi sorunlar yaratacağını söyledi. Aslan, "Tıpkı diğer paketler gibi, bu paketin de Türkiye'deki hukuk, yargı, ceza ve infazda ne adalet ne eşitlik bağlamında gerçekten bir derde deva yaratıp yaratmayacağı tartışması halen sürüyor çünkü bize göre Türkiye'nin ceza ve infaz yasalarının tamamı oluşturulurken daha en başından eşitlik sistemine, ilkesine aykırı bir biçimde incelendiği için paketlerle, reformlarla, strateji belgeleriyle belli noktaları sıkışınca, toplumsal baskı artınca getirilen değişikliklerle gerçek anlamda ne Anayasa'ya uygun bir sistem ne insan onuruna ne de hukukun üstünlüğünü esas alabilecek bir ceza ve infaz adaleti sağlamak mümkün değil" dedi.

Teklifin 27. ve 32. maddelerine de karşı olduklarını belirten Aslan, şöyle konuştu:

"Belirli suç tiplerinde infaz indirimi ya da örtülü bir af görünümü sağlarken ve bunun ileriye dönük kapsamını da genişletirken daha peşinen, düzenleme itibarıyla, yazımsal itibarıyla kapsam dışı bırakılmasını ve dışlama mantığının ne şekilde gerçekleştiğinin açıklanmamasının, daha en başından Anayasa'daki eşitlik ilkesine aykırı olduğunu düşünüyoruz. 'Örgütlü suçlar kapsam dışıdır' cümlesinin altında gizlenen gerçek neden, fiilin niteliği ve toplum üzerindeki etki meselesi midir yoksa iktidarın tercihen tercih ettiği ikili hukuk sistemini bir devamı mıdır diye sormak lazım. Eğer bir toplumsal etkiden söz edeceksek asıl toplumdaki en büyük kırılma, en derin yara teklifte kapsam içerisine dahil edilerek ifade etmiş olduğunuz kadına yönelik şiddet, kadın katliamları, cinsel saldırı suçları, çocuğa yönelen istismar ve diğer suçlar bakımından toplumun adalet duygusunu ortadan kaldıran, zedeleyen, cezanın caydırıcılığını hedef aldığınızı söylediğiniz ama bu yönüyle caydırıcılığı ortadan kaldıran hükümler olacaktır."

DEM Partili Aslan, 6 Şubat deprem davalarına ilişkin yargılanan sanıkların bu düzenlemeden muaf tutulmasını talep ederek, şunları kaydetti:

"2023 Temmuz öncesinde, depremde yakınlarını kaybeden aileler -ki bununla ilgili hem çokça sosyal medyada hem de hepimizi mail yağmuruna tuttular, tek tek aradılar da bizleri- kadın cinayeti mağdurlarının aileleri, işçi ölümleri cinayetlerindeki sorumluları arayan emekçiler, kamu görevlisi ihmalleri nedeniyle adalet talep eden herkes açısından gerçekten caydırıcı bir toplumsal zedelenme ve etkiyi düşünmek gerekir. Bilhassa 6 Şubat depreminde binlerce insanın ölümüne yol açan müteahhitlerin, fenni mesul ve denetim sorumlularının bu düzenlemede... Yargılamalar devam ediyor olduğu için belki de hiç hapishaneye girmeyecek ya da bir ay, iki ay, üç ay gibi çok kısa süreler içerisinde içeri girip tamamlayabilecek bir etkiden ve sonuçtan söz ediyoruz. Bu, açıkça adaletin sağlanması değil, tam tersine, cezasızlık politikası diye sistemik olarak eleştirmiş olduğumuz bu kültürün kurumsallaşmasını doğuracaktır."

"YARGI PRATİĞİNİ DÜZELTECEK TEK BİR KÖKLÜ ADIM BİLE YOK"

İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun yaptığı konuşmada, 11. Yargı Paketi'nde Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı'na (HMGS) ilişkin bir düzenleme olmamasına tepki gösterdi. Olgun, şöyle konuştu:

"Adalet Bakanı çıkıyor, '11. yargı paketini tamamladık' diyor. Ardından daha mürekkebi kurumadan, '12. paket de hazır' diye yeni bir açıklama geliyor. Ama asıl sorun şu: Her paket açıklandığında toplumda bir beklenti yaratılıyor, başlıklar pompalanıyor, sözler veriliyor. Sonra paket Meclis’e geliyor, kapağını açıyoruz ve yine aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Yaklaşık 30-35 maddelik bir torba; maddelerin yarısı AYM iptallerinin zorunlu tamiri, diğer yarısı da kim olduğu belli olmayan birilerine özel küçük düzenlemeler. Vatandaşın yıllardır beklediği ne var? Uzun tutukluluk sorunu yok. Bağımsız ve tarafsız yargı yok. HSK düzenlemesi yok. Yargı pratiğini düzeltecek tek bir köklü adım bile yok. Yani Bakan’ın kameralar karşısında verdiği büyük sözlerin, toplumun umut diye tuttuğu başlıkların hiçbiri bu pakette yok. Ve en önemlisi: Bu paketler artık reform için değil, beklenti yönetmek için hazırlanıyor. Basına bir açıklama, birkaç gün umut, sonra hiçbir şey çıkmayınca yeni paket. Bu döngüde vatandaşa muhatap olan biziz; vatandaşın yüzüne bakacak cümleyi bulmak imkansız hale geliyor. Bu paketlerin adı reform olabilir, ama içeriği sadece gündem yönetimi. "

HMGS HATIRLATMASI

Bu paketin içinde, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’na ilişkin tek bir düzenleme bulunmadığını ifade eden Olgun, şunları söyledi:

"Oysa Adalet Bakanı çok açık bir ifade kullandı: 'Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nı daha etkin hale getirmek ve başarıyı daha net ölçen bir sisteme dönüştürmek için çalışmalar yapıyoruz.' O zaman buradan soruyorum: Ne çalışması? Nerede bu çalışma? Kim yapıyor, hangi aşamada, takvimi ne? Bunun cevabını verin. Ama biz çözümü ortaya koyduk, somut adımı attık. Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı mağdurlarının staj yapabilmeleri ve barajı düşürerek hak kaybı yaşamamaları için hazırladığımız kanun teklifini TBMM Başkanlığı’na sunduk. Tabii ki gündeme alınmadı, alınmasını da beklemiyorduk zaten. Şimdi de bu konuda önerge veriyoruz. Geçici bir maddeyle gençlerin staj yapabilmesini sağlayacak, 70 baraj sınırını 60'a çekecek düzenleme hazır.

Buyurun, çözüm burada. Madem çalışıldığını söylüyorsunuz, gelin o zaman gençlerin hayatını ertelemeyelim. Biz burada madde madde düzenleme tartışırken, o gençler hayatlarının en kritik dönemini bekleyerek tüketiyor. Bu mesele bir sonraki pakete, bir sonraki genel kurula, bir sonraki seçim sonrasına ertelenemez. En azından geçiş döneminde, bu karmaşık süreç netleşene kadar, en azından gençlerin stajlarını yapabilmelerine imkan tanıyacak düzenlemeyi bu pakete ekleyelim. Bu ülkenin hukuk fakültesi mezunları bugün ne yapıyorlar biliyor musunuz? Kasiyerlik yapıyor, kargo kolisi taşıyor, motokurye olarak çalışıyor. Çünkü staj yapamıyorlar, çünkü gereksiz ezberle doldurulmuş HMGS sorularını geçemiyorlar.

Geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonu'nda da söyledim: Bu sınavda öyle sorular var ki, bu sorularla ne biz geçeriz, ne bürokratlar. Sayın Bakan’ın geçerli puan alması ise mümkün değil. Bu sorular, hukukla değil; gereksiz bir ezber yarışmasıyla ilgilidir. Gerçek hayatla, hukuk pratiğiyle hiçbir bağı olmayan, sırf insan elemek için hazırlanmış sorular. Ve iddiamı buradan da tekrarlıyorum: Gelin, hep birlikte girelim bu sınava. Ben hazırım. Komisyondaki tüm arkadaşlar hazırsa, buyurun hep beraber çözelim o soruları. O zaman kim haksız, kim haklı hepimiz görürüz."

"CİNSEL SUÇLAR VE KADINA ŞİDDET KAPSAM DIŞINDA BIRAKILMALI"

Covid-19 infaz düzenlemesinin ciddi riskler barındırdığını söyleyen Olgun, şu ifadeleri kullandı:

"Bu paketin mevcut hali, infazda geniş bir iyileştirme alanı bırakıyor ve bu durum, kadına şiddet ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar bakımından çok ciddi bir toplumsal kaygı yaratmaktadır. Çünkü böyle kapsamlı bir infaz düzenlemesi yapılırken, cinsel saldırı, çocuk istismarı, kadına şiddet ve benzeri suçların açıkça kapsam dışında bırakıldığını gösteren tek bir net hüküm yok. Bu suçlar toplumun en ağır suçlarıdır. Çünkü infaz düzenlemelerinde ilk bakılması gereken şey hükümlülerin değil, mağdurların haklarıdır. Kadına şiddet ve cinsel suçlar bu düzenlemenin kesin olarak kapsamı dışında bırakılmalıdır. Burası bizim kırmızı çizgimizdir."

Bugüne kadar çıkarılan yargı paketlerinin gerçek bir reform niteliği taşımadığını söyleyen Olgun, "Eğer bu ülkede adalet işleseydi, biz bugün 11. paketi değil, hâlâ ilk pakette çözülemeyen sorunların tekrarlanan versiyonlarını tartışıyor olmazdık. Bugüne kadar çıkarılan 10 pakette hangi büyük sorun çözüldü? Hangi adalet yarası kapandı" diye sordu.

"ÜLKENİN DÖRT BİR YANINDAN ADALET ÇIĞLIKLARI YÜKSELİYOR"

DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan da pakete ilişkin "Her yargı paketi hukuksuzluk rejimine bir tuğla daha ekliyor" ifadelerini kullandı.

Ayan, "Aslında her yargı paketinden önce süslü cümlelerle, altı doldurulmayan vaatlerle büyük beklentiler yaratıldı fakat gelinen aşamada hepsinin hukuksuzluk rejimine bir tuğla daha eklemekten başka bir şey olmadığını görüyoruz. Sayın Adalet Bakanı ona uzatılan her mikrofona ne diyor? 'Türkiye bir hukuk devletidir' diyor. 'Madem Türkiye bir hukuk devletiyse yapılan anketlerde neden bu ülkenin en büyük sorunlarından birinin hukuksuzluk olduğu söyleniyor? Madem Türkiye bir hukuk devletiyse yapılan anketlerde neden en büyük sorunun adaletsizlik olması en üst seviyeye çıkıyor?" ifadelerini kullandı.

Şimdiye kadar 10 tane paketin Meclis'e geldiğini hatırlatan Ayan, şu ifadeleri kullandı:

"11'incisini konuşuyoruz; 10 tanesinin adalete derman olmadığının göstergesi ortada çünkü neden? Bu ülkede köyündeki ağacını savunandan, hapishanelerdeki sorunlardan, şiddete ve cinayete maruz kalan kadınlardan tutun da politik siyasi mahpuslardan tutun, ülkenin dört bir yanından adalet çığlıkları yükseliyor. Gelinen aşamada 10 tane paket gelmiş bu Meclise, adına da 'yargı reformu' demişsiniz 'yargı paketi' demişsiniz. Neyin yargısı Sayın Başkan, ben soruyorum Adalet Bakan Yardımcısına, neyin reformu? Hiçbirinin yeteri kadar bu ülkenin derdine derman olmadığı ortada. Bakın, bu paketle de getirmek istediğiniz maddelere bakıyoruz, tek tek bakıyoruz. Oysaki biz halkın bu anlamdaki beklentilerini her gün gerek bu Komisyonda konuştuğumuz paketlerde gerekse Genel Kurulda ifade ediyoruz fakat maalesef ki siyasal iktidar noktasından virgülüne kadar hiçbir önerimizi dikkate almıyor. Hadi siyasal iktidar almıyor, Bakanlık da bunu görmüyor. Bakın, defalarca olumlu eleştiriler de yapıyoruz, bunlar düzenlensin diyoruz, maddelere bunlar eklensin diyoruz, belli başlı durumların çıkarılmasını istiyoruz ama maalesef ki çoğunluk sayılarına güvenerek Komisyondan geldiği gibi geçirdiklerini görüyoruz ve hâliyle de bu endeksin her geçen gün yükseldiğini yani bu ülkedeki adalet talebinin karşılanmadığı endeksinin yükseldiğini görebiliyoruz. Oysaki muhalefetin bu anlamdaki önerileri dinlense, bu ülke eğer bir hukuk devletiyse, Meclis de eğer halkın iradesinin tecelli ettiği yerse o zaman bu öneriler dikkate alınırsa işte tam da toplumun adalet beklentisi karşılanmış olur.

"HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ TEKRARDAN DARALTIYORSUNUZ"

11'inci yargı paketinde neyi getirmeye çalışıyorsunuz? Hak ve özgürlükleri tekrardan daraltıyorsunuz. En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Bu yargı paketleri aslında antidemokratik uygulamaları daha çok antidemokratik hale getiren, otoriter rejimi daha çok otoriterleştiren bir hâle getirmiş durumda. Bakın, maddeleri tek tek sıralayacağım ben size. Bu paketle, yine, hak ve özgürlüklerin daraltıldığını görüyoruz; bu paketle, yine, hiçbir gerçekçi etki analizi yapılmadan cezaları artırma yoluna gidildiğini görebiliyoruz. İktidar mensupları açıklama yapıyor 'Etki analizleri yaptık' diyor, hatta ve hatta Milliyetçi Hareket Partisi'nden etki analizinin sonuçları olarak cezaevinden çıkacak kişi sayısına kadar da ortaya konuyor ama biz maalesef ki etki analizinin ne olduğunu göremiyoruz. Yine, soyut ve keyfî gerekçelerle suç kapsamlarının tekrardan genişletildiğini görüyoruz. İnternet ve sosyal medya üzerinde daha görünmez bir sansür algısının olduğunu görüyoruz. Yine, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na 'kamu güvenliği' adı altında keyfî bir takdir yetkisi getirildiğini görüyoruz fakat bunun getirilme sebebini ortaya koyacak trafikten bir muhatabı da burada göremiyoruz. Yine, savunma mesleğinin yani avukatlığın bağımsızlığını zayıflatan bazı düzenlemeler olduğunu da görüyoruz. Her ne kadar 'Türkiye Barolar Birliğiyle bu konuda görüştük, konuştuk' demiş olsalar bile bunun bazı maddeler yönünden yine keyfî olarak uygulandığını, yine iktidarın savunmayı susturma aracı olarak kullandığını görebiliyoruz. Yine, kişisel veri, bankacılık ve ekonomik yaşam üzerinde de gözetim rejimlerinin kuvvetlendirildiği bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görebiliyoruz."

Ayan, yıllardır beklenen Covid-19 infaz düzenlemesinin yine eşitsiz şekilde ele alındığını söyledi. 2020'deki düzenlemeyle getirilen sürelerin bu pakette eşitlenmediğini, ayrıca "örgütlü suçların" keyfi biçimde kapsam dışı bırakıldığını ifade etti. Ayan, şöyle konuştu:

"Biz şunu çok iyi biliyoruz ki kadına yönelik şiddet ve cinayet suçlularının tamamı cezaevinden çıktıktan sonra bu suçları tekerrür ettirdiklerini çok iyi biliyoruz, bu suçları tekrardan işlediklerini biliyoruz çünkü Türkiye hapishanelerinin gerçekten de kişiyi -cezalandırma yöntemini- aslında orada rehabilite etmek üzerine kurulmamasından kaynaklı olarak bu suçun tekerrür ettiğini görüyoruz. Yani aslında yıllardır beklenen kovid düzenlemesinde de yine bir eşitsizliğin giderilmediğini, daha öncekiler gibi yapılmadığını, daha önceki 2020'deki olan gibi eşitlenmediğini, aynı zamanda bir ayrımcılığı da örgütlü suçları kapsam dışı bırakarak yaptılar.

"KAPSAMININ GENİŞLETİLMESİNİ İSTEYECEĞİZ"

Peki, nedir bu örgütlü suçlar aslında? 'Kapsam dışı bırakılan örgütü suçlarda, Türkiye'de 314'e (2)'den yargılananlar kimler?’ diye elbette ki sormak gerekiyor. Gerçekten de 'Devletin birliğine karşı işlenen suçlar mı yoksa kişilerin kendilerini ifade etme biçiminden kaynaklı aldıkları cezalar mı?' diye bakmak gerekiyor. Bunların en somut örneklerinden biri elbette ki önceki dönem Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'la ilgili Kobani kumpas davasında verilen kararlar ortada. Bunların hangi birine biz örgüt diyebiliriz? Bunların tamamı aslında siyasi faaliyetlerin yürütüldüğü siyasi saiklerle ortaya konan durumlar olduğunu çok iyi biliyoruz ama maalesef ki yargıdan siyasal iktidarın bu konudaki baskısıyla 'örgüt üyeliği' adı altında ceza alan siyasetçiler. Bir diğeri ise bu Mecliste olması gereken kişi, kimdir? Can Atalay. Bu da yine 'örgüt üyeliği' adı altında aslında iktidarın sopa olarak kullandığı 314'ün bir gerekçesi olarak şu an cezaevinde. Bir diğer örgütlü suç olarak adlandırılan nedir? Osman Kavala ve sayabileceğimiz belki binlerce insanın ifade özgürlüğünden kaynaklı aslında kendisini siyaset yapmak anlamında bu halkın, kadının, çocuğun sesi olan kişilere dair yargının 'örgüt' adı altında devlete karşı işlenmiş bir suçmuş gibi gösterip aslında böylesi bir algıyı ortaya koyan bir yerde olduğunu çok iyi biliyoruz ve nihayetinde getirilen bu taslakta da aslında, az önce sıralamış olduğum suçları kapsam dışı bırakan, 'suç' adı altında olanları kapsam dışı bırakan ve örgüt üyeliğinden ceza almalarından bahisle böylesi bir kanundan, böylesi bir tekliften yararlanması konusunda kapsam dışı bırakılması Anayasa'daki eşitlik ilkesini zedeleyen bir yerde.

Özetle, buradaki iki eşitsizlik var: Bir, daha önce getirdiğiniz gibi getirmiyorsunuz, süreyi kısıtlıyorsunuz yani az önce de ifade ettiğim üzere 2020'deki 7242 sayılı Kanun'la bir yapmıyorsunuz. Bir diğeri ise örgütlü suçları ayrı tutuyorsunuz. Üçüncü ise toplumda infial yaratan suçlara dair hiçbir düzenlemeyi buraya eklemiyorsunuz. Elbette ki bu teklifin bu haliyle bu şekilde gelmemesi için elbette ki önerge vereceğiz, kapsamının genişletilmesini isteyeceğiz."