55 senelik gazeteciyim ve sustuğumuz için utanıyorum
Ahmet Şık ile Nedim Şener'in tutuklanmalarıyla birlikte cezaevindeki gazeteci sayısının artması, tepkileri güçlendirdi.
ZEYNEP KURAY
Ahmet Şık ile Nedim Şener'in tutuklanmalarıyla birlikte cezaevindeki gazeteci sayısının artması, tepkileri güçlendirdi. Gazeteci ve yazarlar yaptıkları değerlendirmede, basın üzerindeki tehdidi, 12 Eylül dönemiyle kıyasladı. Görüştüğümüz gazeteciler, Şık ve Şener'in tutuklanmalarının, geniş çevrelerde duyarlılık kazanılmasına yol açtığına dikkat çekti.
»BÜLENT ŞIK: 10 gündür yazılanlar zaten Ahmet’in nasıl bir gazeteci, nasıl bir insan olduğunu epeyce anlatıyor. Ahmet yıllarca bu kirli yapılandırmalara karşı yazmış bir gazeteci. Ergenekon sürecini anlatan bir kitabı da var, biliyorsunuz. İnsanlara yönelik çok çeşitli ihlalleri, Ergenekon davasının esasını oluşturan pek çok konuyu bu kitapta ele almıştı. Ertuğrul Mavioğlu ile yazdığı bu kitaptaki temel iddia; Ergenekon davasının kesinlikle gerçek suçlar ve suçlularla yüzleşmediği şeklindeydi ve zaten kendisinin de bu dava kapsamında alınması, iddiasının doğruluğunu ispatlamış oldu. Son hazırladığı İmamın Ordusu kitabını ise temmuz-ağustostan beri yazıyordu, Ahmet zaten kendini kaybedercesine çalışır yıllardır.
»METE ÇUBUKÇU: Ben bunun bir kırılma noktası olduğunu düşünüyorum. Ahmet ile Nedim’i bu işe dahil etmek akıl karı bir şey değil. Yani iki gazetecinin tüm geçmişine ve arşivlerine bakmaları yeterli diye düşünüyorum. Mutlaka bunların üzerinde bir korku duvarı oluşturmayı düşünüyorlar. Bir haftadır o söyledikleri gizli belgelerin ortaya çıkmamasının da yeni kanıt oluşturma çabaları olabileceğini açıkçası düşünüyorum. Bu bir sindirme harekatı!
»LEYLA UMAR: 55 senelik gazeteciyim ve utanıyorum. Bu susturma eylemine çoktan başladılar ama çoğu gazeteci sustu ancak şimdi akıllandık. Ben 1950 yılında girdim gazeteciliğe ve böyle bir dönemi 12 Eylül’de bile yaşamadık diyebilirim. Gazeteciler daha önce de davranabilirlerdi bu noktaya getirmemek için diye düşünüyorum.O konuda biraz hayal kırıklığı yaşadım ancak hiç olmamasından geç olması da tabii iyi bir gelişme. Karşı çıkmak illa da kavga-gürültü değildir; yazılar, davranışlar da tutumu belirler.
»YALÇIN BAYER: Yürüyüşümüzde zincir vardı, bu da her şeyi ifade ediyor. Demokrasi de, insan hakları da, özgürlükler de zincirlenmiş durumda. Zincir çok şey ifade ediyor anlayana. Türkiye karpuz gibi ikiye bölündü! Bir grup basın burada ama öbürleri beslendiklerinden, parasal olarak ekonomik bir bakış güttükleri için utanırlar, buraya gelemezler. Siyasi irade toplumu da, basını da, üniversiteleri de kendi amaçları doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor. Devletin gücü zaten gazetecilere, Kürtlere ve kasabada köylülere yeter!
Ahmet Şık ile Nedim Şener'in tutuklanmalarıyla birlikte cezaevindeki gazeteci sayısının artması, tepkileri güçlendirdi. Gazeteci ve yazarlar yaptıkları değerlendirmede, basın üzerindeki tehdidi, 12 Eylül dönemiyle kıyasladı. Görüştüğümüz gazeteciler, Şık ve Şener'in tutuklanmalarının, geniş çevrelerde duyarlılık kazanılmasına yol açtığına dikkat çekti.
»BÜLENT ŞIK: 10 gündür yazılanlar zaten Ahmet’in nasıl bir gazeteci, nasıl bir insan olduğunu epeyce anlatıyor. Ahmet yıllarca bu kirli yapılandırmalara karşı yazmış bir gazeteci. Ergenekon sürecini anlatan bir kitabı da var, biliyorsunuz. İnsanlara yönelik çok çeşitli ihlalleri, Ergenekon davasının esasını oluşturan pek çok konuyu bu kitapta ele almıştı. Ertuğrul Mavioğlu ile yazdığı bu kitaptaki temel iddia; Ergenekon davasının kesinlikle gerçek suçlar ve suçlularla yüzleşmediği şeklindeydi ve zaten kendisinin de bu dava kapsamında alınması, iddiasının doğruluğunu ispatlamış oldu. Son hazırladığı İmamın Ordusu kitabını ise temmuz-ağustostan beri yazıyordu, Ahmet zaten kendini kaybedercesine çalışır yıllardır.
»METE ÇUBUKÇU: Ben bunun bir kırılma noktası olduğunu düşünüyorum. Ahmet ile Nedim’i bu işe dahil etmek akıl karı bir şey değil. Yani iki gazetecinin tüm geçmişine ve arşivlerine bakmaları yeterli diye düşünüyorum. Mutlaka bunların üzerinde bir korku duvarı oluşturmayı düşünüyorlar. Bir haftadır o söyledikleri gizli belgelerin ortaya çıkmamasının da yeni kanıt oluşturma çabaları olabileceğini açıkçası düşünüyorum. Bu bir sindirme harekatı!
»LEYLA UMAR: 55 senelik gazeteciyim ve utanıyorum. Bu susturma eylemine çoktan başladılar ama çoğu gazeteci sustu ancak şimdi akıllandık. Ben 1950 yılında girdim gazeteciliğe ve böyle bir dönemi 12 Eylül’de bile yaşamadık diyebilirim. Gazeteciler daha önce de davranabilirlerdi bu noktaya getirmemek için diye düşünüyorum.O konuda biraz hayal kırıklığı yaşadım ancak hiç olmamasından geç olması da tabii iyi bir gelişme. Karşı çıkmak illa da kavga-gürültü değildir; yazılar, davranışlar da tutumu belirler.
»YALÇIN BAYER: Yürüyüşümüzde zincir vardı, bu da her şeyi ifade ediyor. Demokrasi de, insan hakları da, özgürlükler de zincirlenmiş durumda. Zincir çok şey ifade ediyor anlayana. Türkiye karpuz gibi ikiye bölündü! Bir grup basın burada ama öbürleri beslendiklerinden, parasal olarak ekonomik bir bakış güttükleri için utanırlar, buraya gelemezler. Siyasi irade toplumu da, basını da, üniversiteleri de kendi amaçları doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor. Devletin gücü zaten gazetecilere, Kürtlere ve kasabada köylülere yeter!


