6 soruda elektrik sektörünün krizi

11.09.2019 21:18 EKONOMİ
Elektrik şirketleri borcunun faizini dahi ödeyemez hale geldi. Batık riski bulunan 12 milyar dolarlık kredinin bu yıl yapılandırılması planlanıyor. Yüzde 85'i özel şirketlerin eline geçen enerji sektöründe plansızlık ve yandaş kayırmacılığı halkın omzuna fatura zamları ve sürekli yaz saati uygulamasını yükledi. Artan vergiler ise cabası.

OZAN GÜNDOĞDU

Son 14 yılda kredi borçları 74 kat artan enerji sektörü, bankaların en önemli stres kaynaklarından biri haline geldi. Üstelik mevcut borçların ödenemeyecek hale gelmesi hem finansal piyasaları zorluyor hem de sektörü batırmamak adına enerji fiyatlarına zam üstüne zam yapılıyor. Artık masada ödenemeyen milyarlarca dolarlık borç yapılandırması var. Türkiye Bankalar Birliği’nden (TBB) yapılan açıklamaya göre “Elektrik üretim ve dağıtım sektörünün mevcut borç stoku 47 milyar dolar, yapılandırma ihtiyacı 12-13 milyar dolardır” denerek batık riski olan borçlar resmi ağızlardan da ifade edilmiş oldu.

Peki ne oldu da bu aşamaya gelindi? Elektrikte, özelleştirmelerin rekabeti artırarak enerjiyi ucuzlatacağı düşünülürken nasıl oldu da Türkiye’de meskenler 2017 sonuna göre yüzde 50 daha pahalı elektrik tüketmeye başladı? Ne oldu da milyar dolarlık teşviklere rağmen elektrik şirketleri borcunun faizini dahi ödeyemez hale geldi?

Türkiye enerjiyi ve elektriği nasıl temin ediyor?

1990 yılında Türkiye ihtiyacı olan enerjinin yüzde 51,6’sını ithal ederken, 2017 yılında bu oran yüzde 75,7’e kadar yükseldi. Başka bir ifadeyle Türkiye’de teşvik ve kayırmalarla büyüyen enerji sektörüne rağmen Türkiye, ihtiyacının sadece yüzde 24,3’ünü yerli kaynaklardan elde ediyor. İthal enerji de ise başat rol Rusya ve İran’ın. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETBK) verilerine göre Türkiye’nin tükettiği toplam enerjinin yüzde 27,8’i Rusya tarafından karşılandı. Yani Türkiye yurtiçinde ürettiği enerjiden daha fazlasını sadece Rusya’dan satın aldı. Peki daha özelde elektrik enerjisini nasıl temizn ediyoruz? Makine Mühendisleri Odası (MMO) Enerji Çalışma Grubu’nun Türkiye’nin enerji görünümü raporuna göre 2018 yılı itibariyle Türkiye’nin elektrik tüketiminin yüzde 48,8’i yerli, yüzde 51,2’si ithal kaynaklardan elde edildi. 1980’li yıllarda yerli üretim yüzde 80’ler civarındayken, 90’lara gelindiğinde yüzde 70’lere geriledi. 2014’te ise yerli üretim toplam üretimin sadece yüzde 37,4’ünü oluşturuyordu.



Elektriği devlet mi üretip dağıtıyor?

Geçmişte elektrik üretiminin hemen hemen tamamı kamu sermayeli Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) tarafından üretiliyordu. İSO500 verilerine göre 1993 yılında Türkiye’nin en büyük ikinci sanayi kuruluşu Türkiye Elektrik Kurumu’ydu. (TEK) Türkiye’nin elektrik dağıtımı ve üretimini üstlenen kamu şirketi TEK, 1994’de üretim ve dağıtım olmak üzere ikiye bölündü. Bu yıldan itibaren Türkiye’de elektrik üretimini Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) elektrik dağıtımını ise Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ) üstlenmeye başladı. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında toplam elektrik üretiminin yüzde 60’ı kamu şirketi EÜAŞ tarafından gerçekleşirken, bugün bu oran yüzde 15’e kadar geriledi.

TEDAŞ’ın dağıtım hizmeti ise 2009-2011 yılları arasında özelleştirildi. Bugün elektrik dağıtımının tümü, borca batık elektrik dağıtım şirketleri eliyle yürütülüyor.

Milyarlık yatırımlar nereye gitti?

2009 yılından itibaren devletin elektrik şirketlerine verdiği olağanüstü teşvikler özellikle inşaat şirketlerinin elektrik üretim ve dağıtım sektöründe üretim yapmasına neden oldu. 2009’dan itibaren elektrikte kurulu güç artarken elektrik üretimi yerinde saydı. Örneğin MMO’nun enerji görünüm raporuna göre 2007’de doğalgaz santrallerinde 14,5 MW olan kurulu güç ile 95 bin GWH üretim yapılırken, 2018’de kurulu güç 26,1 MW’ye çıktı, ancak üretim 90 bin GWH’ye kadar düştü. Enerji görünüm raporundan derlenen bilgilere göre elektrik üretiminde kurulu güç kapasitesi kullanılamıyor. Tüm sektörde kapasite kullanım oranı yüzde 65 seviyesindeyken, hidro elektrik ve doğalgazdan elektrik üreten santrallerde bu oran sırasıyla yüzde 62 ve yüzde 46 olarak gerçekleşti. Mevcut atıl kapasite maliyetleri beraberinde getirirken Türkiye’nin yaşadığı ekonomik durgunlukla beraber elektrik talebi azaldı. Şu an sektörün mevcut temel sorunu arz fazlası olmuş durumda.

Neden borca battılar?

2000’li yılların sonlarına gelindiğinde elektrik sektörünün hızla ve plansızca özelleştirilmesi bu sektörü yağlı kapı olarak gören inşaat şirketlerinin hızla borçlanarak piyasaya girmesine neden oldu. Öte yandan borçların büyük bölümü ise döviz cinsindendi.

Enerji sektöründe 2003-2018 döneminde 95 milyar dolarlık yatırım yapıldığı, yatırımlar için alınan kredilerin büyük kısmının döviz cinsinden olduğu biliniyor. 2005’te 485 milyon dolar olan sektörün nakdi kredi borcu 2019 Temmuz itibariyle 36,3 milyar dolara çıkarak 74 kat arttı. Dolar kurunun ve faizlerin bu süre içinde fahiş biçimde artacağını hesap edemeyen sektör, 2018 yazında yaşanan kur şokuyla büyük bir krize girdi.

BDDK verilerine göre, 2017 sonunda 637 milyon tl olan enerji sektöründeki (elektrik, gaz, su kaynakları üretim ve dağıtım sanayi) takipteki kredi miktarı, 2018 sonunda 6 milyar 322 milyon TL’ye yükseldi. 2019 Haziran ayına gelindiğinde ise takipteki kredi borcu 8 milyar 532 milyon liradır.



Borçlarını neden ödeyemiyorlar?

Dövizle borçlanıp lira ile gelir elde eden şirketler için sonun başlangıcı döviz kurunun yükselmesiyle başladı. Bu süreçte faizlerin yükselmesi ise sektöre son darbeyi vurdu. Sektörün çoğu bugün borcunun faizini dahi ödeyemiyor. Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Dildar Edin enerji sektörünün bankalarda yarattığı strese ilişkin 21 Şubat 2019 tarihinde Anadolu Ajansı’na önemli açıklamalarda bulunmuştu. Açıklamadan satırbaşları sektörün halinin nedenlerini ortaya koyuyor.

“Elektrik üretim sektörüne 2002'den bu yana 85 milyar dolarlık yatırım yapıldı, bu yatırımın 25 milyar dolarının öz sermayeden karşılandı. Yatırımın kalan 60 milyar dolarlık kısmı ise kredilerle gerçekleştirildi. Bu 60 milyar dolarlık kısmın 20 milyar doları ödendi, 40 milyar dolarlık mevcut risk söz konusu”

“Bu santrallardan bazıları şu an faiz ödemelerini yapabilecek kadar bile para kazanamıyorlar, o yüzden bu santralleri piyasa toparlayana kadar 3-4 yıl bir platforma taşıyıp yaşamlarını sürdürmelerini sağlamak gerekiyor. Bankalar bir fon kurarak bu varlıkları değerli hale getirebilir. Enerji sektöründe bu şekilde bankaların devralabileceği bazı gaz santralleri mevcut”

Bu sürecin halka bedeli ne oldu?

a- Vergi

b- Fatura zamları

c- Sürekli yaz saati uygulaması

d- Enflasyon

Elektrik şirketlerini ayakta tutabilmek için son 10 yılda 30 milyar dolardan fazla teşvik verildiği tahmin ediliyor. Bu teşvikler halkın vergilerinden finanse edildiği gibi, elektrik fatura bedellerine de sürekli zam geldi. Bugün 2017 aralığına göre yüzde 50 daha pahalı faturalar ödüyoruz. Üstelik ticarethane ve sanayide bu zam oranı çok daha yüksek. Üretim maliyetlerinde de artışa sebep olan bu kriz aynı zamanda enflasyonu da yukarı yönlü tetikliyor.

Enerji sektöründe borçluluğun bir krize dönüşmeye başladığı 2016 eylül ayında yaz saati uygulaması sürekli hale getirildi. Dönemin enerji bakanı Berat Albayrak uygulamanın enerji tasarrufu sağlayacağı için getirildiğini iddia etse temel amaç arz fazlası olan sektörde tüketimi artırmaktı. Arzulanan gerçekleşti, ilkokul çocukları karanlıkta okula gittiler ama uygulamadan sonra Resmi verilere göre elektrik tüketiminde 7.1 milyar kilovat saatlik artış yaşandı.

ELEKTRİĞİ NEREDE KULLANIYORUZ?

TEDAŞ verilerine göre 2017 yılı itibariyle Türkiye’nin toplam elektrik tüketimi 249 milyar kWh oldu. Bu elektriğin,

  • Yüzde 46,8’i sanayide
  • Yüzde 26,9’u ticarethane ve kamuda
  • Yüzde 21,8’i meskenlerde
  • Geri kalanı ise tarımsal sulama, aydınlatma ve diğer faaliyetler için kullanıldı.