birgün

22° PARÇALI AZ BULUTLU

GÜNCEL 30.06.2020 06:55

70’li yıllar: Madımak’ı anlamanın anahtarı

Egemen güçlerin kendilerini ‘huzursuz’ hissettikleri dönemlerle toplumdaki farklı etnik ve dini/mezhepsel kimlikleri birbirine düşürmeyi amaçlayan katliamlar ve siyasi cinayetler arasında paralellik vardır

70’li yıllar: Madımak’ı anlamanın anahtarı

Oğuzcan Ünlü

2Temmuz 1993 tarihinde Sivas’taki Madımak Oteli’nde yaşanan katliam, sadece bir gün içinde gerçekleşen birtakım olaylar zincirinin sonucu değildi. Oysa Türkiye’de özellikle İslamcılar, Türkçüler ve bazı ana akım siyasi yaklaşımlar, katliamı hâlâ bu şekilde meydana gelen münferit olaylara bağlıyor. Tıpkı o dönemin ve bugünün egemen siyasetçileri gibi…

KATLİAMLAR VE İKTİDARLAR

Türkiye’de toplumsal muhalefet dinamizminin yükseldiği ve emek hareketlerinin kendisini gösterdiği dönemlerde bazı odaklar tarafından katliamlar, suikastlar düzenlendiğini unutmamalıyız. Ülkemizde egemen güçlerin kendilerini “huzursuz” hissettikleri dönemlerle toplumdaki farklı etnik ve dini/mezhepsel kimlikleri birbirine düşürmeyi amaçlayan katliamlar ve siyasi cinayetler arasında paralellik vardır. Bu yolla siyaset şekillendirilmek istenmiştir. Türkiye’de muktedirler kimi toplumsal fay hatlarını kendi iktidarlarını korumak amacıyla daima kullanmıştır.


MHP VE ALTIN HİLAL

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi öncesinde yaşanılanları hatırlayalım. Türkiye’de devrimci hareket ve örgütlü işçi sınıfı mücadelesi düzenin gündelik hayatta dahi kendini yeniden üretmesini zorlayan bir gelişkinliğe ulaşmıştı. Buna karşın Türk-İslam sentezine dayanan faşist saldırılar, düzene itiraz eden halk kesimleri üzerine yoğunlaşmıştı. MHP’lilerin düzenlediği bu saldırıların bir bölümü, Alevi-Sünni çatışması yaratmak amacı taşımaktaydı.

1978 yılının başında MHP’nin ortağı olduğu Milliyetçi Cephe hükümeti düştü. Özellikle bu tarihten itibaren, Alparslan Türkeş’in “Altın Hilal” ismini verdiği Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Malatya ve Maraş gibi şehirlerin bulunduğu bölgede MHP’liler her türlü etnik ve dinsel çatışmayı körükleyen cinayet, sabotaj ve bombalama gibi saldırılarda bulundu.

Bu şehirler özellikle seçilmişti. Düzen karşıtı halk hareketinin güçlü olduğu yerlerde MHP varlık göstermekte zorlanıyordu. Ancak “Altın Hilal” bölgesindeki şehirler “milli ve manevi” duyguların kullanılarak bir kargaşa yaratılmasına daha müsaitti. O bölgede yaşayan Alevilere faşist çeteler tarafından sistemli saldırılar başlatıldı.

MHP’nin amacı toplumda dini/mezhepsel kimliklere dayanan bir yarılma yaratarak infial oluşturmak ve neticesinde sıkıyönetim ilan ettirebilmekti. MHP hiçbir zaman bugün genel başkanı olan Devlet Bahçeli’nin açıklamalarında iddia ettiği gibi darbe karşıtı bir parti olmadı; tam tersine, tarihi boyunca yükselen devrimci halk muhalefetine karşı askeri müdahaleleri mümkün kılmak için siyasi provokasyonlar peşinde koştu.

70-li-yillar-madimak-i-anlamanin-anahtari-750591-1.
Gericilerin Madımak Oteline saldırdığı an.


MARAŞ KATLİAMI

1978’in aralık ayında düzenlenen Maraş Katliamı, yukarıdaki koşullar içinde gerçekleştirildi. Maraş’tan önce Sivas, Elazığ ve Malatya gibi şehirlerde katliam denemeleri oldu. MHP’liler hem o şehirlerde hem de Maraş’taki katliamda doğrudan yer aldı.

Bir ülkücü olan Ökkeş Kenger’in (sonradan soyadını Şendiller olarak değiştirdi) yine ülkü ocaklarının gösterdiği bir filmin sinema salonuna provokasyon amacıyla bombalı saldırı yapmasıyla olaylar başladı. Böylece planlı kurguyla şehirdeki Sünni halkın öfkesi Alevilere, devrimcilere ve solculara yöneltilecekti. Aynı günün akşamı Ökkeş Kenger’in Ankara’daki Ülkü Ocakları Genel Merkezi’ne telefon ederek, “Görevin tamamlandığını” söylediği daha sonra ortaya çıktı. Katliamın gerçekleştiği günler boyu Maraş ve Ankara arasında yoğun bir telefon trafiği oldu.

Kendi etkinliklerini kendilerine bombalattıkları provokasyon sonrası gelişen olaylarda MHP’liler, “Müslüman Türkiye”, “Zafer İslam’ın” ve “Komünistlerin ve Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” sloganlarıyla halkı sürekli tahrik etti. MHP’liler tarafından Alevilerin evleri ve işyerleri tespit edildi, katliamın gerçekleştirileceği mahallerin sorumluları belirlendi. Katliam için gerekli mühimmat sağlandı. Tüm bu tertipler sonunda Maraş’ta vahşice işlenmiş cinayetlerin olduğu bir katliam düzenlendi.


12 EYLÜL’E GİDEN SÜREÇTE MHP

120 insanın öldürüldüğü, 200 civarı evin yakıldığı Maraş Katliamı, 12 Eylül 1980 öncesinde düzenlenmiş, oldukça sistemli ve planlı bir şekilde uygulanmış faşist katliamlardan sadece bir tanesiydi. Maraş’ın, 12 Eylül’e giden yolda etkisi büyük oldu. Maraş Katliamı sonrası Alparslan Türkeş’i memnun edecek şekilde birçok ilde sıkıyönetim ilan edildi. Birkaç ay sonrasında ordu içerisinde darbe planlaması yapmak için gizli bir “Çalışma Grubu” oluşturuldu. Sıkıyönetim ilanıyla beraber hükümetin de içinde yer aldığı “Sıkıyönetim Eşgüdüm Başkanlığı” kurulduysa da güç zamanla ordunun tarafına geçti ve 1979’da Kenan Evren sıkıyönetim komutanlıklarının artık bu başkanlığa bağlı olmadığını belirtti.

Ayrıca MHP’nin o dönemde Özel Harp Dairesi’nin sivil kanadı gibi çalıştığı hatırlanacak olursa, Maraş Katliamı’nda kontrgerillanın ve CIA’in parmağı olduğuna da dikkat çekmek gerekir. Bu güç merkezlerinin ortak amacı orduyu müdahaleye teşvik etmektir.

70-li-yillar-madimak-i-anlamanin-anahtari-750592-1.


12 EYLÜL DARBESİ

1978 yılından sonra da MHP’nin saldırıları artarak devam etti. Devrimcilere, aydınlara, sendika yöneticilerine ve tüm devrimci-demokratik kitle örgüt mensuplarına yönelik şiddet kendisini gösterdi.

24 Ocak 1980 Kararları’nı o dönemde uygulayamayacağını anlayan egemen güçler, “Canı sıkıldığı için adam öldürdüğünü” söyleyen ülkücülerin saldırılarını tırmandırdı. 1980’in ortalarında Çorum’da Maraş benzeri bir katliam yaşandı. Ve neticede 12 Eylül 1980’de ordu yönetime el koyarak Türkiye’yi Türk-İslam sentezli bir karanlığa mahkûm etti.

Bu karanlığın neoliberal iktisadi ve kültürel dönüşümünü gerçekleştirmek ise 1980’li yıllarda Turgut Özal’a ve ANAP’a ‘nasip oldu’.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız