Google Play Store
App Store

Sazlıdere'nin çevresinde 250 bin konutluk dev inşaat, 750 bin kişinin suyunu ve halkın geçim kaynağını tehdit ediyor. Halk “Perişan olacağız” hukukçular ise “Her yanlış adım, Anayasa’daki çevre hakkının ihlalidir” diyor.

750 binin su kaynağı çekilirken beton şehir yükseliyor: Sazlıdere yok ediliyor
Fotoğraflar: BirGün

Ebru ÇELİK

Bir tarafta 750 bin kişinin su ihtiyacını karşılayan Sazlıdere Barajı havzasının eşsiz manzarası, diğer yandan “halk için” denilerek Körfez ülkelerinin medyasına sunulan 250 bin konutluk ‘beton şehir’. Geçtiğimiz günlerde Kanal İstanbul Proje alanını İstanbul Barosu Yönetimi ile keşfe gittik. Kanal İstanbul Projesi alanına gitmeden Hacımaşlı Mahallesi'ne uğradık. Kahvehanede bir tost yerken köyü incelediğimizde doğal peynir, organik yumurta, keçi sütü, manda yoğurdu satan küçük dükkânlar ve onları üretmeleri için besledikleri ahırlar gördük. Besicilik yazan tabelalar da bulunuyor bu köyün içerisinde.

İstanbul’dan çıkıyormuşçasına geçtiğimiz ağaçlı yolların ardından bizi karşılayan Sazlıdere Barajı’nın etrafında gezindik. Büyük ve küçükbaş hayvanların da su içtiği Sazlıdere Barajı’nın su oranın düştüğünü ise yerinde gözlemledik. İSKİ’nin açıkladığı verilerden de bildiğimiz üzere geçtiğimiz yıl mayıs ayında yüzde 50,1 doluluk oranına sahip Sazlıdere Barajı’nın 1 yılda yüzde 13,48 azalarak hızla yok oluşuna biz de şahit olduk.

HALK İÇİN YAPILMADIĞI HER HALİNDEN BELLİ

Görüş alanımızda olan şeyler ise Sazlıdere’nin manzarası, büyükçe tarım arazileri ve mera olarak kullanılan boş arazilerde otlatılan hayvanlar oldu. Bir de iş makinelerinin sesiyle yükselen en az 250 bin konutlu, TOKİ inşaat alanı. Barajın etrafında gezerken sizi ne güneş ne de çayır çimen rahatsız ediyor. Tek rahatsızlık veren iş makinelerinin sesleri ve hunharca yapılan inşaatın kaldırdığı toz bulutları. Sazlıdere’yi fotoğraflayıp, o güzel manzara insan eliyle yok olmadan önce kazıdık aklımıza. Ardından barajın sağ tarafına doğru yola koyulduk. Yaklaşık 2 dakika sonra ‘beton şehrin’ yanına vardık. Saat 19.00. İşçiler harıl harıl çalışmaya devam ediyor. İş makineleri ise bir dakika susmak bilmiyor. 2025 yılının sonuna kadar tamamlanacak en az 250 bin konutlu, içerisinde ticarethane merkezleri ve camilerin bulunacağı bu proje için işçilerin ve iş makinelerinin bir dakika durmaması gerekiyor. Gözüme bir reklam yazısı çarpıyor “Albayrak Beton”, onlarca beton aracı kocaman beton kentin aralarında dolanıyor.

Bu kentin halk için inşa edilmediği her halinden belli. Yandaş şirketlerin aldığı kocaman şehrin ihaleleri, Körfez ülkelerinin medyasına servis edilen konut reklamları, Türk Gayrimenkul firması olan Dünyan Emlak’ın 2022’den bu yana Arapça olarak sunduğu Sazlıdere Barajı havzası mevkiisi.

KÖYLER VE KÖYLÜLER NE OLACAK?

Yıllardır barınma hakkı için mücadele eden Başakşehir Şahintepe ve Arnavutköy İmrahor halkının elinden arsalarını alınıp, e-Devlet üzerinden Sazlıdere Barajı’nın bulunduğu Hacımaşlı Mahalle’si-Köyü’ne atmışlardı. Bu hukuksuz plan neden yapıldı? Bu beton şehir inşa edildikten sonra Hacımaşlı ve Şamlar köyü kalacak mı? Bu köylerde yaşayan halk ne yapacak? Rant uğruna çalışan gayrimenkulcüler ve AKP’li Belediyeler Şahintepe ve İmrahor halkının evlerini ellerinden almak isterken arsaları ne olacak? Bu soru işaretiyle izliyorum etrafımı. Daha net fotoğraflar almak için proje alanına girmek istediğimde polis araçları kapatıyor önümü. 4-5 polis aracıyla tek başımayım şantiyenin girişinde. Geri çekiliyorum. Uzaktan çekiyorum fotoğraflarımı. Uzaktan çekmek de yeterli oluyor çünkü ne kadar uzaklaşırsanız uzaklaşın yükselmeye devam ediyor beton yığınları. Son kalan doğal alanlarımızın içerisindeki beton şehre bakıyoruz son kez uzaktan, sonrasında yola koyuluyoruz 'İstanbul'a dönmek için.

HAYVANCILIK KÖYLÜLERİN GEÇİM KAYNAĞI

Yolda uzunca süre betonların yanından geçiyoruz. Ardından boş bir mera çıkıyor önümüze. Bir yanında Sazlıdere, hemen sağında sesi uzaklardan dahi bastırılamayan, onlarca işçinin akşam saatlerine kadar çalıştığı o beton şehir. Merada bir çoban görüyoruz, yaklaşık 100 koyunu otlatmaya çıkmış. 68 Yaşındaki Hayvancılık yapan Halis isimli yurttaşa soruyoruz "Ne düşünüyorsunuz bu işinizi, evinizi elinizden alacak görüntü için?" Yurttaş "Buranın halkı hayvancılık yapıyor. Bu inşaat tamamlandığında bu halk nereye gidecek. Bir sanatları bir ticaretleri yok yalnızca hayvancılıkla uğraşıyorlar. Nasıl bir çare bulunulur bilmiyorum. Burada yaşayan köylüler, alışmışlar buraya” diyor. Proje tamamlandıktan sonra hayvanlarınızı ne yapacaksınız sorumuza ise “Hayvanlar satılır. Biz de bir köşeye sığınırız. Ya memlekete ya da İstanbul içine. Ben memleketime giderim ama buradaki halk İstanbul içinde de yapamaz, memleketlerine de dönemez. Sadece benimle olmuyor. Şamlar köyü halkının tümü hayvancılıkla uğraşıyor. Büyük hayvancılık yapan için çok zor. Perişan olacaklar. Geçimini hayvandan sağlayan insanı İstanbul içine gönderirlerse ne uyum sağlayabilirler ne de yaşayabilirler” diye yanıtlıyor.

Hayvanların otladığı meralarda şimdi TOKİ'ler yükseliyor.

DEVLET ELİYLE SU HAVZASI TALAN EDİLİYOR

Bölgede 3 ay arayla ikinci inceleme gezisini yapan İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu yeniden Kanal İstanbul Proje alanını keşfe geldi. Şantiyenin toz bulutundan dolayı zor anlar yaşayan üyeler, 19 Mart operasyonu sonrasında hız kazanan TOKİ inşaatının sürdüğü Sazlıdere havzasının kenarında yürüyüşlerinin ardından açıklama gerçekleştirdi.

Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu iş makinelerinin durmak bilmediği proje alanının karşısında yaptığı konuşmada çevre hakkını Anayasa ve uluslararası sözleşmeler temelinde ele aldı. Türkiye’nin yalnızca hukuk ve sosyal devlet değil, aynı zamanda bir çevre devleti olduğunu söyleyen Kaboğlu, şu vurguyu yaptı: “Anayasamızın değiştirilemez maddeleri, devletin çevreyi koruma yükümlülüğünü güvence altına alıyor. Türkiye’nin ekolojik anayasal düzeni, Montrö, Barselona ve Bükreş sözleşmeleriyle uluslararası düzlemde de destekleniyor. Dünyada başka hiçbir bölgede bu üç sözleşmenin aynı topraklarda birleştiği bir örnek yok. Bu da Sazlıdere’ye özel bir önem kazandırıyor. Burada kesilecek her ağaç, kurutulacak her su damlası, Türkiye’nin ekolojik düzenine karşı işlenmiş bir suçtur. Bu bölge tarihin, kültürün ve coğrafyanın doğal değerlerinin buluştuğu bir yerdir. O nedenle burada atılacak her yanlış adım, Anayasa’da güvence altına alınmış çevre hakkının ihlali anlamına gelir. Çevre hukukunun temel ilkesi olan ‘geriye götürülemezlik’ burada en güçlü şekilde uygulanmalıdır. Paris Anlaşması, Kyoto Protokolü, Birleşmiş Milletler İklim Sözleşmesi… Hepsi çevreyi korumayı taahhüt ederken, aynı devlet eliyle bu havzanın yok edilmesi açık bir çelişkidir.”

Havanın kararmasına yakın olan saatlere rağmen ‘beton kentin’ inşası aralıksız devam ediyor.

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu Yürütme Kurulu üyesi Sinem Şirin Işık ise BirGün’e açıklamada bulundu. Işık, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “2003 yılından itibaren TOKİ eliyle başlayan süreç ve ardından gelen riskli alan ve rezerv alan düzenlemeleriyle çok ciddi bir çevre, kent ve imar tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz görülüyor. Bu durum sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin birçok bölgesinde, özellikle deprem bölgelerinde de karşımıza çıkıyor. Çevreye, insanların yüzyıllardır sahip olduğu kültürel ve doğal varlıklara karşı büyük tehditler söz konusu. Sazlıdere su havzası, İstanbul için çok önemli bir yer. Yalnızca insanların su ihtiyacını karşılamakla kalmıyor; aynı zamanda Kanal İstanbul projesinin de bir parçası. Kanal İstanbul çokça tartışıldı; yalnızca çevreyi tahrip etmekle kalmayıp ülkenin güvenliği açısından da riskler barındırıyor. Öte yandan Türkiye, su kıtlığı yaşayan ülkelerden biri. Üç tarafı denizlerle çevrili ve suyu bol bir ülke olarak bilinse de, bugün Sazlıdere örneğinde gördüğümüz gibi İstanbul’un özellikle Avrupa yakasının su kaynağı olan bu bölgenin yapılaşmaya açılması büyük risk taşıyor. Bu yalnızca nüfus yoğunluğunu artırmakla kalmayacak; burada tarım ve hayvancılıkla geçinen insanların da geleceğini belirsiz hale getirecek. TOKİ’nin projelerinde sıkça görüldüğü üzere, amaç insanlara konut sağlamak gibi gösterilse de, projeler tamamlandıktan sonra bölgeler rant alanına dönüştürülüyor ve burada yaşayan insanlar yaşam alanlarından uzaklaştırılıyor. İnsanlara kısa vadeli umutlar sunulurken uzun vadede çok ciddi tehlikeler ortaya çıkıyor.”