80 yıl sonra nükleer tehdit tekrar kapıda
ABD’nin Hiroşima’ya attığı ilk atom bombasının 80’inci yıldönümünde kurbanlar anılırken dünya nükleer savaş tehdidi hiç olmadığı kadar yakın. Küresel çapta nükleer silahlanma yarışı hız kazanıyor, nükleer silahların önüne çekilen kırmızı çizgiler her çatışmada giderek belirsizleşiyor.

Haber Merkezi
İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık yüzü olan ilk nükleer bombanın kullanılmasının üzerinden 80 yıl geçerken dünya, bir nükleer savaşa hiç olmadığı kadar yakın.
ABD emperyalizminin on binlerce can pahasına küresel hegemonyasını ilan ettiği Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 80. yıldönümünde, felaketin merkez üssünde anma gösterileri düzenlendi. Törende kayıplar anılırken nükleer silahsız gelecek çağrısı yinelendi.
Hiroşima’da her yıl olduğu gibi bu yıl da Barış Anıtı Parkı’nda, atom bombasının şehri yok ettiği saat olan 08.15’te “Barış Çanı’nın” çalınmasının ardından bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
Japonya Başbakanı Shigeru Ishiba, dünyanın dört bir yanından gelen yetkililer ve Hiroşima Belediye Başkanı Kazumi Matsui ile birlikte bugün düzenlenen törene katıldı.

DERSLER ÇIKARILMADI
Matsui, törende yaptığı konuşmada “Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’daki kaos nedeniyle küresel çapta askeri yığınağa doğru hızlanan eğilim ve nükleer silahların ulusal savunuma için gerekli olduğu fikrine” karşı uyarıda bulundu. Matsui, bunu “uluslararası toplumun tarihindeki trajedilerden çıkarması gereken derslerin göz ardı edilmesi” olarak niteledi.
Matsui, nükleer silahların yayılmasını önlemeyi ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımını teşvik etmeyi amaçlayan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nın (NPT) “işlevsizliğin eşiğinde” olduğunu söyledi.
Matsui ayrıca, Japon hükümetine 2021'de yürürlüğe giren NPT’yi onaylaması çağrısında bulundu.
70'ten fazla ülke, anlaşmayı onayladı ancak ABD ve Rusya gibi nükleer güçler, nükleer cephaneliklerin caydırıcılık işlevine işaret ederek buna karşı çıktı. Japonya da ABD'nin nükleer silahlarının kendi güvenliğini artırdığını savunarak anlaşmayı onaylamayı reddetti.
YÜZ BİNLERİ ÖLDÜREN YIKIM
ABD ordusuna ait “Enola Gay” isimli B-29 bombardıman uçağı, 6 Ağustos 1945’te dünyanın ilk nükleer silah saldırısını “Little Boy” adı verilen atom bombası ile Hiroşima’ya gerçekleştirmişti. Bunun ardından 9 Ağustos’ta Nagazaki, “Fat Man” isimli ikinci atom bombasıyla yerle bir edildi. Japonya, Nagazaki saldırısının ardından koşulsuz teslim oldu.
Saldırılarda toplan 160 binden fazla kişi anında yaşamını yitirdi. İlerleyen zamanda ise radyasyona bağlı hastalıklar nedeniyle yüz binlerce kişi hayatını kaybetti. Japon yetkililere göre ise iki saldırı sonucunda doğrudan ve dolaylı etkilerle yaklaşık yarım milyon insan yaşamını yitirdi.
Nükleer silahların yıkıcılığı Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombalarla gözler önüne serilse de son yıllarda jeopolitik gerginlikler ve çatışma ortamının artmasıyla dünya, nükleer silahların tekrar kullanımına adım adım ilerliyor.
O tarihten bu yana nükleer silahlar “caydırıcılık” gerekçesiyle üretilmeye devam edildi. Ancak ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki “Küba Füze Krizi” gibi her kriz döneminde, bu silahların yeniden kullanılabileceği ihtimali gündeme geldi. Son yıllarda ise nükleer tehdidin önüne çekilen kırmızıçizgi giderek belirsiz hale gelmeye başladı.
NÜKLEER RESTLEŞME
Bunun son örneği, sadece günler önce Rusya’nın eski devlet başkanlarından Dmitriy Medvedev ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki restleşmenin ardından görüldü. Trump’ın Medvedev’in nükleer silah tehditlerine kızarak Rusya yakınlarına iki nükleer denizaltı konuşlandırdığını açıkladı.
Ardından Moskova, ABD ile Sovyetler Birliği arasında 1987 yılında imzalanan Kısa ve Orta Menzilli Nükleer Silahların Yasaklanması (INF) anlaşmasından tamamen çekildiklerini duyurdu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in hâlihazırda 2019’da askıya aldığı anlaşmadan çekilmesi, Rusya’nın kendi ve müttefik topraklarında istediği yere 2 bin 500 km menzilli nükleer başlık taşıyabilen füzeler yerleştirebileceği anlamına geliyor.
Nisan ayının sonunda ise tartışmalı Kaşmir bölgesinde yaşanan saldırı, iki nükleer güç olan Hindistan ve Pakistan’ı savaşın eşiğine getirdi.
∗∗∗
NÜKLEER SİLAHLAR ARTIYOR
Dünya genelinde silahlanma artarken Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) raporu, küresel çapta nükleer silahlanma yarışının yeniden hızlandığını ortaya koydu. Rapor, küresel çapta nükleer savaş başlığı sayısındaki azalma eğiliminin sona ermek üzere olduğunu gösterdi.
SIPRI verilerine göre 2024’te 12 bin 405 olan nükleer başlık sayısı 12 bin 241’e geriledi. Bunların yaklaşık yüzde 90’ı ABD ve Rusya’nın envanterinde. Rusya toplamda 5 bin 459 başlık ile liderliğini sürdürürken, ABD 5 bin 177 başlık ile onu takip ediyor. Ancak konuşlandırılmış savaş başlığı sayısında ABD bin 770’e karşılık bin 718 ile Rusya’nın önünde. SIPRI’ye göre Çin, nükleer kapasitesini yılda ortalama 100 yeni savaş başlığı artırarak küresel silahlanma yarışında en hızlı ilerleyen ülke konumunda.
Soğuk Savaş sonrasında ABD ve Rusya öncülüğünde başlatılan silahsızlanma süreci, son yıllarda büyük ölçüde sekteye uğradı. SIPRI uzmanlarına göre, bu trend artık tersine dönüyor. Özellikle Yeni START Anlaşması’nın 2026’da sona erecek olması ve yerine yeni bir anlaşmanın ufukta görünmemesi, yeni bir silahlanma yarışı ihtimalini güçlendiriyor.

∗∗∗
TESİSLER DE ARTIK SAVAŞIN PARÇASI
Ukrayna ve İran gibi jeopolitik gerilimlerde yaşananlar, nükleer tesislerin de artık savaşlarda birer hedef ve tehdit unsuru haline geldiğini ortaya koydu. Nükleer tesisler artık yalnızca enerji üretim merkezleri değil; savaşta baskı ve tehdit unsuru olarak kullanılan yeni cephe hatlarına dönüşmüş durumda.
Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali birçok kez hedef alındı. Elektrik kesintileri, topçu saldırıları ve soğutma sistemlerindeki riskler, santrali potansiyel bir felaket bölgesine dönüştürdü.
Ortadoğu’da da son aylarda benzer bir tablo yaşandı. İsrail ve ABD, haziran ayında İran’daki bazı nükleer tesisleri “nükleer silah ürettiği” gerekçesiyle hedef aldı. Natanz, Fordow ve İsfahan tesislerine yapılan bu saldırılarda altyapı zarar gördü, bazı bilim insanları hayatını kaybetti. Washington yönetimi, bu operasyonların İran’ın “nükleer programını birkaç yıl geriye ittiğini” açıkladı.


