birgün

22° AÇIK

author

Acı reçeteye hayır

EKONOMİ 17.12.2021 04:00
Abone Ol google-news

Üç uzun yıldır, her gün daha da büyüyen sarsıcı bir kriz yaşıyoruz. 2018 yılında, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında kurlardaki hızlı yükselmeyle başlayan kriz, aradan geçen 3 yılda büyük bir kasırgaya dönüştü.

Bizzat Cumhurbaşkanı’nın bile kabullenmek zorunda kaldığı, bizlere sabır ve metanet telkin ettiği bir kriz içindeyiz.

Kriz öncesinde 5 lira bile olmayan dolar kuru, bugün 15 liraya dayandı. Paramız, 3 yılda tam 3 kat değer kaybetti. Dışa bağımlı ekonomik yapımız nedeniyle paramızın değeri düştükçe üretim maliyetleri hızla arttı ve tüm ürünlerin fiyatları kontrolsüz biçimde yükselmeye başladı.

Tüm bu süre zarfında ücret ve gelirlerimiz, mal ve hizmetlerle aynı oranda artmadığı için de ülke olarak kitlesel bir yoksullaşma yaşadık.

Yıllardır uyguladığı politikalarla bizleri bu büyük yıkıma sürükleyen iktidar, yarattıkları bu yoksulluk üzerinden kendilerine yeni bir hikaye yaratmaya çalışıyorlar. “Ekonomik kurtuluş savaşı” dedikleri bu hikayede, halkın yoksulluğunu silah olarak kullanmayı amaçlıyorlar.

Sözüm ona, paramız değersizleştikçe, ithal ürünleri alamaz hale geldikçe dış borçlarımız azalacak, işçi ücretleri azaldıkça üretim maliyetleri düşecek, değersiz paramız nedeniyle dış ticarette rekabet gücümüz artacak ve buradan yeni bir çıkış yakalayacağız.

Halkını yoksullaştırmayı, halkını dünyanın geri kalanından koparmayı ekonomik öncelik olarak gören, parasını değersizleştirmeyi rekabetçi ekonomi olarak tanımlayan bir iktidarın bu ülkeye verebileceği hiçbir şey kalmamış demektir.

REKABETÇİ EKONOMİ

Rekabet yoksullukla olmaz, zenginlikle olur. Rekabet paranın alım gücünün düşmesiyle değil, tüm dünya çapında güç kazanmasıyla olur. Rekabet emeğin değersizleşmesiyle değil, emekçilerin refahıyla olur. Bize sunulan bu reçete rekabet ekonomisi değil, sefalet ekonomisidir.

Çiçeği burnunda Maliye Bakanı bu yeni ekonomi modelinde emekçilerin sadece maaşlarının değerinin düşeceğini, kaybedecek başka bir şeyleri zaten olmadığını söylüyor.

Oysa bu ülkede yoksulluk nedeniyle insanlar sağlıklarını kaybediyorlar, aile huzurlarını kaybediyorlar, ailelerini kaybediyorlar, çocuklarının geleceğini kaybediyorlar. Bu ülkede yoksulluk nedeniyle insanlar hayatlarını kaybediyorlar.

Marketlerde çiçek yağı tenekelerinin, mama kutularının zincirlerle bağlandığı bir ülkede yoksulluğun maliyetinin düşen ücretlerden ibaret olmadığı herkes için çok açık olmalıdır.

Ülkeyi bu duruma getiren iktidarın yıllardır uyguladığı üretime dayanmayan, yatırıma dayanmayan, sanayileşmeye dayanmayan, teknolojiye dayanmayan ekonomi politikalarıdır.

Yurtdışından gelen sıcak paraya dayalı ekonominin, o para akışı kesildiğinde işleyemez hale geleceğini defalarca dile getirdik.

Ülke kaynaklarının sadece hizmet, finans, inşaat ve gayrimenkul sektörlerine ayrılmasının dengeli bir ekonomik büyümeyi engellediğini defalarca dile getirdik.

Rant yaratmak için gerçekleştirilen çılgın projelerin bu ülkeye yük olacağını defalarca dile getirdik.

İstihdam yaratmayan büyümenin bu ülke halkına bir faydası olmadığını defalarca dile getirdik.

Sermaye çıkarlarının halkın ortak çıkarlarının önüne geçirilmesinin toplumsal bir felaketle sonuçlanacağını defalarca dile getirdik.

Şimdi bu felaketin içinde yaşıyoruz. Ve bu felakette siyasi iktidarın bize vaat ettiği tek şey, daha fazla yoksulluk…

HALK SOKAKTA

Bu ülke halkı bunu hak etmiyor. Bunu kabullenmeyeceğiz de. Siyasi iktidarın tüm baskı ve zorbalığına rağmen ülkenin dört bir yanında geçinemiyoruz çığlıkları sokaklara taşmış durumda.

Öğrenciler geçinemedikleri, barınamadıkları için seslerini yükseltiyor. İşçiler insanca yaşayabilecekleri bir ücret için meydanları dolduruyor. Kamu emekçileri TÜİK’in şaibeli rakamlarına endekslenmiş maaş artışlarına karşı alanlara çıkıyor. Sağlık çalışanları ve hekimler alın terlerinin karşılığını alabilmek için iş bırakıyorlar.

Mühendisler, mimarlar, şehir plancıları ülkenin dört bir yanında emeğine, mesleğine, haklarına sahip çıkmak, sorunlarına çözüm bulmak için eylem yapıyorlar.

Bu ülkenin emeğiyle geçinen kesimleri seslerini yükselttikçe, yan yana geldikçe kendilerine dayatılan bu yoksulluk reçetesini de yırtıp atacaklardır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun