Acılardan umut devşirmek
32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Yarışması filmleri izleyiciyle buşuşmaya başladı. Festivalin ilk gününde “Gündüz Apollon, Gece Athena” ve “Ev” adlı filmler vardı.

Emrah KOLUKISA
Memleketin siyasi gündemi ne kadar izin verir bilmiyoruz ama sinema denince akla ilk gelen kentlerden olan Adana’da festival başladı. Bu yıl 32. kez düzenlenen Altın Koza Film Festivali’nde uzun metraj kategorisinde yarışan 10 filmin ikisi ilk gün izleyiciyle buluştu ve genel olarak olumlu eleştiriler aldı. Her iki film de gerek tür gerek üslup açısından ayrıksı özellikler taşıyordu ama ikisinin de bu topraklara özgü acılardan yola çıkan ve umuda şans tanıyan anlatılar olması dikkat çekiciydi.
“SON 20 SENEYİ KABUL ETMEK ZORUNDA DEĞİLİZ”
Emine Yıldırım’ın ilk uzun metrajlı yönetmenlik çalışması olan “Gündüz Apollon, Gece Athena” (ki 26 Eylül’de vizyona da giriyor film) içinde fantastik unsurlar barındıran ve mizahla örülmüş yapısıyla izleyicinin hızlıca ısındığı bir film oldu Adana’da. Kendisiyle daha önce yaptığımız söyleşide neredeyse tamamı Side Antik kenti ve çevresinde çekilen filmle ilgili olarak Emine Yıldırım “Türkiye sinemasındaki bu sosyal gerçekçilik sevdasında çok sıkıldım, saygı duymama rağmen. Biraz fantastik ama komedisi ve dramı da olan bir film yapmak istedim. Bu yüzden de böyle enteresan bir hikâye çıktı diye düşünüyorum.” demiş ve eklemişti: “Benim için önemli olan travmalar, toplumsal hafızamızda yer eden, yok edilmeye çalışılan birçok meselemiz var filmde. Side’yi de o yüzden seçtim, çünkü bu topraklarda o kadar eskiye dayanan medeniyetler yaşamış ki, o kadar çok halk, o kadar farklı dil… Çok kadim bir tarihi var bu ülkenin, dolayısıyla kucaklayıcı olmak istedim.”
Adana’da filmin gösteriminin ardından filmin yapım ekibi ve oyuncu kadrosuyla sahneye gelerek soruları yanıtlayan Yıldırım yukarıda alıntıladığımız sözlerindeki kadim medeniyetler konusuna yeniden vurgu yaptı ve “Bizim çok köklü bir tarihimiz var bu topraklarda ve bu tarihi biraz günümüze taşımak istedim.Biraz aslında şunu hatırlatmak istedim izleyiciye; yani bizim çektiğimiz acılar ve korkunç son 20 senemizden öte bizim 1000 senelik tarihimiz var. Biz bu son 20 seneyi kabul etmek zorunda değiliz. Beslenebileceğimiz çok büyük bir kültürel miras var, bunu unutmayalım.” dedi.
“DEVLET YOK MAALESEF”
İlk gün izleyiciyle buluşan bir diğer film de daha önce “İki Dil Bir Bavul” (Özgür Doğan ile birlikte), “Babamın Sesi” ve “Taş” adlı filmleriyle tanıdığımız Orhan Eskiköy’ün son filmi “Ev” oldu. Eskiköy 2008 tarihli belgesel filmi “İki Dil Bir Bavul”u anımsatan bu yeni belgeselinde Hatay’da depremde evlerini kaybetmiş ve çadırkentte yaşayan bir ailenin hayatına odaklanıyor ve onların yaşadığı zorluklar, gündelik uğraşlar ve yeni bir eve kavuşmak adına verdikleri mücadeleden hareketle bizi uzaktan bilip duyduğumuz bir acıya yakından ortak ediyor. Hiçbir ön hazırlığın ya da senaryo kurgusunun olmadığı (örneğin “İki Dil Bir Bavul” bu anlamda daha belirgin bir çerçevesi olan, yola çıkarken gideceği finali kestimeyi başarmış bir filmdi) “Ev”, yönetmenin de belirttiği üzere yaklaşık 200 saati bulan bir görüntüler bütününden nedredeyse tamamen montaj masasında kotarılmış ve son kertede dramatik değişimlerin olmadığı, karakterlerin çok temel bazı ihtiyaçlar dışında basit hayallerle (örneğin İbo’nun bisikletle okula gitmekte diretmesi gibi) zaman doldurduğu bir ‘araf’ manzarası sunuyor sanki. Filmde o çok arzuladıkları eve kavuştuklarını görmüyoruz gerçi ama Adana’daki gösterim için kente gelen 5 kişilik ailenin anlattıklarından anladığımız kadarıyla bu yılın sonuna doğru başlarını nihayet bir çatının altına sokabilecekler.
“Ev”’in asıl güçlü tarafı izleyiciyi duygusal olarak manipüle etmeden, çok gerçek ve kaçınılmaz bir acıyı umutsuzluğa sürüklenmeden (ve izleyiciyi de sürüklemeden) anlatabilmesinde. Film sonrası yapılan söyleşide Orhan Eskiköy yaklaşık 8 yıl sonra onu sinemaya döndüren bu filme dair konuşurken “Ben Kıbrıs’ta yaşıyorum ve depremin birinci ayı daha dolmamıştı, evde battaniyenin altında ağlayorduk. Bir şeyler yapmam gerektiğine o gün ikna oldum artık, battaniyeyi kaldırıp çıkmam gerektiğine, film yapmayı bırakmıştım çünkü. Oraya gidip ne yapacağıma karar vermeye çalıştım, biraz eskide kalmış film yapma serüveni… Hülya’yla tanıştım bir gün ve ‘Seni çekebilir miyim?’ dedim ve o da ‘Tabii çekebilirsin’ deyince o gün başladık. Hülya bu filmin olmasını sağlayan kişidir aslında.” dedi ve ekledi: “Tabii çok mağduriyet var ve o maüduriyetlerden kaçmak istedim hep. Karasu ailesini seçme nedenim de buydu, onlar mağduriyetle değil de umutla, ‘nasıl başa çıkacağız biz bu durumla’ diyerek güçlü bir şekilde beraber duruyorlardı. Ağlayan insanları göstermek, felaketleri öne çıkarmak yerine ‘şimdi ne yapacağız?’ diyen insanlarla yola decam etmeyi istedim. Sonuçta bir felaket filmi tabii ki ve ben de bir belgesel sinemacı olarak, geleceğe olan sorumluluk gereği bu filmi yapmak istedim, çünkü daha büykleri gelecek ve seyircinin başına neler geleceği ile ilgili bir fikri olsun istiyorum.”
“Ev” bir yanıyla da izleyiciyi bölen, kimi tartışmalara Zemin hazırlayan bir film oldu Adana’da. Kimi izleyiciler filmde hiçbir şeyin olmadığı eleştirisini yaptılar ki, belki de haklılardı. Daha doğrusu, filmde hiçbir şeyin olmadığı, hikaye anlamında yürüyen bir akışın olmadığı konusunda haklılardı ama zaten Eskiköy biraz bunu vurgulamak için de böyle bırakmıştı filmi. Onun yine söyleşi sırasında söylediği şu sözler buna dair ipuçlarını da barındıyordu: “Maalesef devlet yok, sadece bir arada kalan insanlar var. Onlar hayatta kalabilecekler ve kendilerine bir gelecek kurabilecekler. (…) Filmin süresi anladığım kadarıyla biraz fazla geldi izleyiciye, salondaki fısıltılardan, filmi terk edenlerden biraz süzebildim. Ama bunu bir depreme hazırlık filmi gibi çektim ben, seyirci çok sıkıcı bulmuş ya da ‘hiçbir şey olmuyor bu filmde’ demiş olabilir, ama gerçekten hiçbir şey olmuyordu arkadaşlar. Devlet yıkmak için bile Samandağ’a en son geldi. Gerçekten hiçbir şeyin olmadığı, hiçbir şeyin hareket etmediği bir sene geçirdik. Ve bunun mislisini yaşadı orada insanlar ve bu hiisin seyircide de açığa çıkması bana iyi geliyor.”
Altın Koza gösterimleri devam ededursun, “Gündüz Apollon, Gece Athena” 26 Eylül Cuma günü salonlarda izleyiciyle buluşacak. “Ev”in ise akıbeti henüz meçhul.


