birgün

24° PARÇALI AZ BULUTLU

SİYASET 14.05.2020 04:00

Adını koyalım muhalefet yok!

Tarihe, ülkemizde yaşanan en büyük iş cinayeti olarak geçen, 301 madencimizin yaşamını yitirdiği Soma maden faciasının üzerinden 6 yıl geçti. Yandaşları kazandıran bir anlayışla TKI’den özele verilmiş ve iş güvenliği sağlanmamış bir maden ocağında yüzlerce emekçi adeta katledildi.

Acı olan, başta dönemin iktidarı olmak üzere sorumluluğu olan yetkililerden hiçbiri, bu faciadan dolayı yeterince hesap vermedi... Dün olay birkaç haberle geçiştirildi. Iktidar ise; yaşananları, ihmallerini ve olay sonrası mağdur ailelere yaptığı saygısızlığı hatırlamadı! Yani aileler ve Soma faciası, kaderine terk edilmiş durumda… Bugüne kadar Soma mağdurların beklentileri karşılanmadığı gibi ülkedeki maden ocaklarında çalışanların iş güvenliği konusunda da yeterli adım atılmadı.

Ailelere verilen sözler, madencilerin hakları, sorumluların cezalandırılması unutuldu. Ancak sokak ortasında emekçiyi tekmeleyen başbakanlık danışmanının resmi hala hafızalarda! Hele sonraki süreçte adeta emekçilerle alay edercesine tekmeçi danışmanın taltif edilmesi Soma’nın anısına yapılan büyük saygısızlık! Dönemin başbakanının göçük altından henüz işçilerin naaşları çıkarılırken Soma Belediyesi’nde yaptığı açıklamada; “Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Madenciliğin fıtratında bunlar var.” sözlerinin unutulması asla mümkün olmamalıdır!.

Bu sözlerin altında yatan sorumluluktan kaçmaktan öte, emek ve emekçiye verilen değerin düzeyi görülmektedir!

Gerçek sorumlular yargılanana, verilen sözler tutulana kadar, Soma’nın acıları hafiflemeyecektir.

Hafiflemesi de mümkün görülmüyor!

Bakınız tam da dün Soma faciasının anıldığı günde, Milas’ta 3 madencinin öldüğü maden kazasına ilişkin davada, Mahkemenin, Istanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi’nden istediği bilirkişi talebine “bölümümüzde bilirkişilik yapacak öğretim üyesi yoktur!” cevabı verildi. Bu ne aymazlık! Dahası mahkeme; 301 işçinin can verdiği Soma Katliamı Davası’nda 8 yıl 4 ay hapis cezası alan sanık mühendis Fuat Ünal Aydın’ın da aralarında bulunduğu 7 kişiyi davada bilirkişi olarak görevlendiriyor! Ülkemizin en köklü bilim kurumu, koskoca ITÜ, maden kazasında bilirkişilik yapacak, maden ocağından ve maden kazalarından anlayan bir akademisyen bulamıyor! Dalga geçer gibi…

Sormak gerekiyor: Acaba Maden Fakültesinde ne öğretiliyor?

Mahkeme ise; “zaten maden kazasında suçu sabit olan bir kişiye bu kazasındaki ihmalleri araştır.” Diyebilme garabetini gösterebiliyor! Bu durumda ölenlerin hakkı nasıl korunacak? Adalet nasıl oluşacak? Ülkeyi yöneten ne diyor! “madenciliğin fıtratında ölmek vardır.”

Kısaca; madem madendesin, o zaman öleceğini bileceksin ve ölene kadar da maden sahibine hizmet edeceksin!

Önce şu iyi anlaşılmalı! “Madencinin kaderinde ölüm var!” düşüncesi, insan ve emek düşmanlığının pervasızca dışavurumudur! Yani “Iş güvenliği, can güvenliği, maske, kaçış odası ve madencinin hayatta kalmasını sağlayacak tüm enstrümanlara gerek duyulmadığının” ilanıdır!

İktidarın, sermayeyi emeğe tercih ettiğinin, paranın insandan daha değerli olduğunun ifşasıdır! Bu anlayışta olan AKP, yurttaş yerine kulluğu öne çıkaran bir politika izliyor!

Toplumun dinamik gücü olan Kürtleri, Alevileri, devrimcileri, çağdaşları dışlıyor.

Kendi gibi düşünmeyen, yaşamayan ve biat etmeyen herkesi aşağılıyor.

İnançları kullanıyor, yetmediği yerde hile, baskı ve zorla insanları korkutup sindirmeye çalışıyor.

Tehlike işte burada!

Korku, akıl ve nizamı yok ediyor.

Kimse doğru bildiğini söyleyemiyor.

Toplumu koruması gereken muhalefet, mezalime karşı durması, yanlışlara karşı çıkması, cesaretle kral çıplak demesi gerekirken olayların etrafında dolanıp duruyor!Örneğin; gerçekleşmesi mümkün olmayan darbe söylemi ve ancak erken seçim kararını tek adamın verebileceğini bilerek muhalefet yapıyormuşçasına duruş sergilemek, AKP’nin ekmeğine bir kez daha yağ sürmekten başka işe yaramıyor!

Bir kez daha yinelemekte yarar var!

Türkiye’nin Laik demokrasiye dönememesindeki en temel neden zayıf muhalefettir!!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız