Aforizma: An’ın göz kırpması
HAYDAR ERGÜLEN HAYDAR ERGÜLEN
Şimdi aforizmalar yazabilecek bir dil hünerim ve yazı yeteneğim olmasını ne çok isterdim! Kendimi ve sizi eğlendirmek için değil, sadece biraz ruhumuzun acısını, gönlümüzün yangınını dindirmek için! Yapabilen durmasın, ben size yenilerde okuduğum, bir kitaptan söz edeceğim: Cümleler.

Ey Ot’çular, Bavul’cular, Kafa’lar, Tuhaf’lar ve diğerleri ve sosyal ağları sosyal dağlara çeviren bilcümle aforizmikler hepinize pazar ola! Şairleri de yabana atmıyorum elbette, dil, söz ve kelime oyunlarına sıkça başvuran şairlerimize de güzel bir Pazar günü dilerim. 1 hafta sonra pek çoğu eylülün getirdiklerini yazmaya başlayacak olan bu arkadaşlarımızın, gazel, sararmış yapraklar, güz akşamüstleri, hafif üşümeler, ürpermeler, geçmişe bakmalar, dalıp gitmeler, bulup çıkmalar, bir zaman derinlerde kalmalar ve her hüzünden tıpkı inci avcıları gibi şiir avlamalarla açacakları ‘av sezonu’nun bereketli olmasını dilerim.

Mayakovski’nin dilimize ‘Şiir Nasıl Yazılır?’ diye çevrilen, Rus Dili ve Edebiyatı okuyan şair Alper Çeker’in doğrusunun ‘Şiir Nasıl Yapılır?’(6.45 Yayın, 2018) olması gerektiğini belirterek yeniden çevirdiği kitabı okuyanlarınız vardır. Elbette her şaire lazım! Ama kitabın kapağında “Şiirin nasıl yazılmayacağını öğreten yegâne kitap” yazdığını da unutmadan!



Mayakovski’nin kitabı yanımda yok, ama hatırladığım kadarıyla, ‘şiir yazarken yanımızda neler olmalı’ gibi bir bölüm de vardı: Daktilo, tütün, pipo, kahve, çay, votka var mıydı bilmiyorum, kalem, divit, kağıt vs… Edip Cansever’in de “Neler Almalıyım Yanıma 1,2,3,4” diye giden şiir dörtlemesi vardır: “Mevsimler için: portakal, böğürtlen, ayçiçeği/Aşk için: unutkanlık ya da/dikkatle kullanılan ve değiştirilebilen birkaç anı/Öfke için: Marx, Lenin, vb./ Okumak için: Dostoyevski Marquez, Sait Faik/-başkaca kim olabilir düşünmeli/Şiirse, elbet/ Akdeniz şairleri”.

Bugünlerde bu şiire ne eklenebilir, sabır elbette, ya sabır! Öfke var, öfkeye de Torlak Kemal, Börklüce Mustafa, Pir Sultan Abdal, Baba İshak, “o yapraklar, o çocuklar, o şarabi eşkıyalar” da eklenmeli ki, Can Yücel’in “Benim öfkem gecelerin beyidir” dediği olsun. Bu yazıyı Ağustos’un 20’sinde yazıyorum, şairlere bereketli bir eylül dilemeye kalmıyor, yaz bitmeden güzü de aradan çıkaranlar başımıza kış yağdırıyorlar! Seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor, yerine ‘kayyum’ atanıyor, insan hakları savunucusu yazar arkadaşımız Ayşegül Tözeren gözaltına alınıyor. Diyarbakır, Mardin, Van’da halka, İstanbul’da avukatlara müdahaleler, ‘sıra başka kentlere de gelecek!’ gözdağları. Sıranın İstanbul, Ankara, İzmir belediyelerine gelmesine gerek yok ki, Diyarbakır’a geldiyse hepimize gelmiş sayılır! Neden bu ‘ya bize de gelirse korkusu ve söylemi?’ Oradakiler de ‘biz’ değil mi yoksa? Onlar ve biz miyiz? Öyleyse geçmiş olsun hepimize!

Yazarları, şairleri, gazetecileri, aydınları için hapishanenin üniversite olduğu bir ülkenin güzelliği! Arabesk tınılı da olsa, ‘seviyoruz abi!’ Ölümüne mi öldürülesiye mi, ne deseniz olur! 40 yılda bir güzel günler yaşıyoruz, 40 gün sonra ‘bu kadar şaka yeter!’ diyorlar, aslımıza mı desem özümüze mi ne, dönüyoruz! Dön baba dönelim!
Şimdi aforizmalar yazabilecek bir dil hünerim ve yazı yeteneğim olmasını ne çok isterdim! Kendimi ve sizi eğlendirmek için değil, sadece biraz ruhumuzun acısını, gönlümüzün yangınını dindirmek için! Biraz da kalemi sivriltip bazılarına batırmak için! Yapabilen durmasın, ben size yenilerde okuduğum, daha doğrusu artık hep açıp bakacağım, yanımdan ayırmayacağım, üstüne gül koklamayacağım bir kitaptan söz edeceğim. Şu gül mazmunu biraz fazla oldu ama gelenekte var diye çok takılmazsınız umarım! Kitabımızın adı Cümleler (Turkuaz Y.,Haziran 2019), yazarları: Franz Josef Czernin ile Hans-Jost Frey. Çevirense benim sevgili arkadaşım Erhan Altan. Kendisinin Viyana’da yaşadığına bakmayın, ortalama 3 ayda bir Cihangir’de ‘Bikahve’de buluşuruz, memleketteki, yani Türkiye’deki edebiyat, sanat, kültür, yayınevi ve dahi cemiyet haberlerini kendisinden alırım. İçinde olunca bilemiyor insan, biraz mesafe şart! Daha kitaptan söz etmeye başlar başlamaz, farkındasınız değil mi, dilime de bir neş’e geldi! Erhan Altan, kimsenin ilk bakışta gereksinimi yokmuş gibi duran konularla uğraşıyor, kitaplar yazıyor. Orhan Veli üzerine yazdığı, Garip şiiriyle ilgili tezlerinden oluşan Bu Gece Neden Uyuyamıyorum Evimdeki Yatağımda(2016) adlı özgün yapıtıyla 2017 Mehmet H. Doğan Şiir İnceleme Ödülünü kazandı. Turgut Uyar üstüne Tomris Uyar’la söyleşti, kitap yaptı. 50’li Yıllar Ankara’sında sanatı inceledi, yakın dönem şiirimiz üzerine çalıştı. Bu kitabının da kapağında yer alan “Avusturya Kitaplığı” ibaresi aynı zamanda onun Avusturya deneysel şiiri, Avusturyalı yazarlar ve şairlere olan ilgisinin de bir göstergesi.

Aforizma üzerine yazacakken, sıcak ülkemizin ateşli gündemi nedeniyle, aforoz sözcüğü geldi aklıma. Sıcaktan olmalı ya da ateş basmıştır! Aforizma ile aforoz sözcüklerinin aynı Yunanca kökten geldiğini okudum. ‘Sınır’ anlamına gelen ‘horos’ ile ‘-den, öte’ anlamına gelen ‘apo’ öneki ile birini bir şeyin dışına atmak, sınırdaşı etmek anlamındaki ‘aforoz’ ile ‘aforizma’ sözcüğü kardeşmiş meğer! Erhan “Sadece Türkçede değil Almancada da bir vecizeye indirgenmiş olan aforizma formu, kendisine uygun görülenden çok daha fazlasını taşıyacak niteliğe sahip. Nihayetinde şiire özgü birçok biçimsel araç, aforizmalarda da mevcut.” diyor. İşte bu son cümlenin kışkırtıcılığıyla kitabın kapağını araladım. İki yazarın mektuplarıyla ortaya çıkan bu dil, edebiyat ve şiir müzesinde dolaşmaya başladım.

Hemen tadımlık olarak bazılarını alıyorum buraya. Czernin’e göre Diyalektik: “Kap ancak kırık parçası da çatlayınca kendini bulur.” Şiir, “Kap ancak kırılınca taşar”. Peki, Adorno’ya göre, “Kap, ancak kırılma anında kendini içerebilir.” Cümle nedir? “Şiirde dünya, çatlakların bir düzeni olarak görünür.” Ya Çatlak, Frey’e göre; “Gündelik hayatta dünya, cümlelerin bir düzeni olarak görünür.” Öyleyse Kuyu da “Dipsiz bir şiir, içerdiğinden hep daha fazla dünyaları kurar” demektir.

Şiirle ilgili olan aforizmalardan bazıları şöyle: Şiir: “Tekinsiz bir sözcük evsizlerin evi olur”, “Sözcüklerle dilsiz eşyalar sanki eşanlamlılarmış gibi”, “Susulan anlam ses, gizli ses anlam olur”, “Gizli yıkımdan kamusal toplantıya”, “Seste dili, dilde sesi ileri sürmek”, “Hafiflik sesin tuzağıdır, ağırlık anlamın”…

Kitap hakkında başka ne yazabilirim diye düşündüm. Czerin 8 ciltlik bir aforizmalar kitabının da yazarı, Almanca’nın önde gelen şairlerinden, şiirlerinde bir ‘gelenek onarıcılığı ile deyimlerin ve dilbilgisinin kırıldığı bir yıkıcılık içiçe ya da karşı karşıya’ geliyor. Erhan Altan’sa gerek kendi yapıtları gerek çevirileriyle zihin açıcı işler yapıyor. Bu zekâ ürünü, müthiş aforizmaların hayranlık uyandıracak denli sıkı çevirisi de Erhan Altan’ın ilgisinin, emeğinin bir sonucu. Bizi “benim iki Zeus’um” dediği iki edebiyatçı, Czernin ile Frey’in ‘poetolojik’ dünyasına yaklaştırmak için hayli çaba harcamış belli ki. Bu 100 sayfalık, küçük ama içinde 1000’den fazla aforizmanın yer aldığı kitabı, Cümleler’i cep kitabı gibi gezdireceğinize eminim, ben de 1 aydır öyle yapıyorum. Dayanamadım sonunda bir de yazıyla teşekkür edeyim istedim hem yazarlarına hem de kitabı bize kazandıran sevgili Erhan Altan’a! “Hangi dil sürçmesi neyle yasak bir uyaktır?” diye soruyor aforizmanın biri. Bugünlerde yanıtı hepimizin ama hepimizin dilimizin ucunda değil mi?