birgün

17° AÇIK

GÜNCEL 09.02.2021 16:36

Akademide AKP’yi konuşmak yasak

İnsan Hakları Okulu bünyesinde hazırlanan bir rapora göre OHAL sonrası akademide AKP’yi eleştirmek adeta yasak hale geldi. AKP eleştirisi ve Türkiye gerçekleri raporda ‘akademinin yeni tabuları’ olarak değerlendirildi.

Akademide AKP’yi konuşmak yasak

Mustafa KÖMÜŞ

AKP’nin akademide yarattığı tahribat İnsan Hakları Okulu bünyesinde Demet Sayınta tarafından hazırlanan raporla bir kez daha ortaya çıktı. “OHAL Sonrası Akademik Özgürlük İhlalleri İzleme” başlıklı rapora göre akademide AKP eleştirisi yapmak veya herhangi bir çalışmada Türkiye’den örnekler vermek dahi baskıya, sansüre ve bu gerekçelerle otosansüre neden oluyor.

Raporda, akademiye baskının Gezi döneminde başladığına dikkat çekildi: “Türkiye’de akademiye yönelik baskı, sansür ve ihlaller özellikle Gezi Parkı Eylemleri sonrasında başlamıştır. Gezi Parkı eylemleri sırasında akademisyenlerin karşı karşıya kaldıkları soruşturmalar OHAL dönemi hak ihlallerinin haksız, hukuksuz ve hesap verilemez biçimde gerçekleşmesinin önünü açmıştır.”

ÖZGÜRLÜKTEN BİHABER

Raporda üniversite yönetimlerine ilişkin görüşlerini aktaran akademisyenler akademik özgürlüğe ilişkin bilgisizliğe dikkat çekti. Bazı üniversite yönetimlerinin bu konuda hiçbir çalışma yapmadığından bahseden akademisyenlerden biri akademik özgürlüğün bir hak olduğunu ancak kendi aralarında düzenledikleri toplantılar vasıtasıyla öğrendiğini aktardı.

CÜZZAMLI MUAMELESİ

Raporda, Barış Akademisyenleri’ne dair de değerlendirmeler yer aldı. Bir akademisyen kendilerine alenen cüzzamlı muamelesi yapıldığını aktarırken şu değerlendirmelere yer verildi: “Barış imzacısı öğretim elemanını işten atmayan üniversite yönetimlerinin devlete bağlılığı sorgulanmış, yönetimler teröre destek verip vermedikleri suçlamalarıyla uğraşmak zorunda bırakılmış, kurumu tarafından ihraç edilmeyen akademisyenler de imza bahane edilerek dışarıdan yapılan şikâyetler sonucu birçok soruşma ve hak gaspıyla karşı karşıya bırakılmıştır.”

OHAL dönemini en belirgin biçimde tarif eden duygunun korku olduğu belirtilen raporda “KHK listelerine adlarının yazılması ya da sözleşmelerinin yenilenmemesi korkusu, öğrencilerin BİMER şikâyetlerinden korku… Korkuya eşlik eden ahlaki çöküntü ise akademideki çürümeyi derinleştirmiştir” dendi.

PROJELER İPTAL EDİLDİ

Raporda imzacı akademisyenlerin veya onlarla çalışan kişilerin projelerinin çeşitli bahaneler üretilerek iptal edildiği ifade edildi. Bir akademisyen neredeyse bitme aşamasında olan projesinin iptal ediğini aktarırken imzacıların TÜBİTAK jürilerine çağrılmadığı da aktarıldı. Bir örnek de tez çalışmasını neredeyse bitiren bir kişinin çalışmasında yer alan bir gazetenin kapatılması nedeniyle imha edilmesinde yaşandı.

KİMLİK MESELERİ

Kürt, Ermeni, Alevi ve LGBTİ+’ların sorunlarının akademide yer bulmadığı da raporda yer aldı. Rapora göre bir akademisyen doktora tez çalışması Kürt sorunu ile ilgili olduğu için Türkiye akademisinde çalışma olanağının elinden alındığını ifade etti. Kimisi defalarca danışman değiştirmek zorunda kaldığını ifade ederken kimisi LGBTİ+’lar üzerine çalışan kişilere hem akademiden hem de öğrencilerden homofobik tepkiler aldığını anlattı.

İKTİDARA SÖZ SÖYLETİLMİYOR

Raporun en dikkat çekici kısmı ise ‘akademinin yeni tabuları’ olarak değerlendirilen AKP eleştirisi ve Türkiye örnekleri başlıklı bölüm. Raporda “AKP döneminin toplumsal, siyasal ya da iktisadi eleştirisini yapmak OHAL dönemi ve sonrasının yeni tabusu haline gelmiştir. Söz konusu çalışma alanlarını kapsayan tezlerin başlıklarının,YÖK kurullarının dikkatini çekmeyecek biçimde değiştirilmesi, derslerde Türkiye üzerine örnek vermekten kaçınma ve tartışma konularını yurtdışından örneklere yönlendirme, OHAL sonrasının en sık yaşanan sansür, oto-sansür uygulamalarındandır” ifadeleri kullanıldı.

BİMER/CİMER ŞİKÂYETLERİ

Özellikle güncel politik meselelere ilişkin düşüncelerin belirtilmesinden kaçınılması da raporda yer aldı. Bu konuda BİMER ve CİMER’e yapılan şikâyetlere değinilirken derslere konuk olarak çağrılan kişilerin derslere müdahale ettiği aktarıldı. Özellikle BİMER ve CİMER konusunda muhbir öğrenciye dikkat çekildi. Polisin de öğrencileri kullandığı ifade edilirken “Bu durum öğrenci-hoca ilişkisinin olmazsa olmazı karşılıklı güven ve saygı ilişkisini de zedelemiştir. Fikirlerin özgürce tartışıldığı alanlar olması beklenen sınıflarda ders anlatmak, ağızlarından çıkan her söze, her kavrama azami dikkat göstermek zorunda kalan akademisyenler için neredeyse işkenceye dönüşmüştür” dendi.

İHRAÇLAR VE SORUŞTURMALAR

Raporda ihraç ve soruşturmalara da özel bir yer ayrıldı: “OHAL dönemi ve sonrasında çalışma hakkı kapsamında kimi akademisyene bir röportaj nedeniyle, kimine imzacı olması nedeniyle, kimine Gezi Parkı eylemleri sürecindeki faaliyetleri nedeniyle soruşturmalar açılmış ya da ihraç edilmişlerdir.” Etnik kimliğin doğrudan olmasa bile soruşturmada bir unsur haline geldiği aktarılan raporda “Akademisyenlere etnik kimlikleri nedeniyle doğrudan adli ya da idari soruşturma açılmamış olsa da siyasi görüşleri nedeniyle açılan soruşturma süreçlerinde, etnik kimliklerine suç unsuru muamelesi yapılmış ve sorgulamaya dahil edilmiştir” dendi. Mobbingin de akademinin ‘yeni normali’ olduğu raporda aktarıldı.

POLİSİN VARLIĞI

Polisin üniversitelerdeki varlığının üniversitelerde ciddi bir akademik özgürlük ihlaline neden olduğu da ifade edildi: “Polisin istediği zamanlarda kampüslerde bulunması da akademik özgürlük ve özerklik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. OHAL’den sonra gittikçe normalleşen bu uygulama akademisyenlerin kampüs içinde dahi polis tarafından takip ve taciz edilebilmelerinin yolunu açmıştır.” Raporda, basın ya da sosyal medya aracılığıyla da görüş verirken akademisyenlerin kullandığı dilde değişiklikler olduğu ifade edildi.

NORMALLEŞEN CİNSİYETÇİLİK

Cinsiyet ayrımına özellikle dikkat çekilen raporda “Kadın akademisyenler maruz kaldıkları cinsiyetçi ayrımcılığı küçük küçük ve her alanda yaşanılan olaylar olarak, ‘ciddi bir şey yaşanmadığı’ sözleriyle dile getirmişlerdir. Oysa normalleşen ve artık garipsenmeyen bu tür cinsiyetçilik biçimleri cinsiyet eşitliğine duyarlı bir eğitim anlayışı olasılığını da tehlikeye sokmaktadır” dendi.

***


DENETLEME VE GÖZETLEME
Raporda Covid-19 nedeniyle başlayan uzaktan eğitimdeki sorunlara da değinildi: “OHAL dönemiyle başlayan ve sonrasında da devam eden derslerde sansür ve otosansür uygulamaları, öğrencilerin BİMER/CİMER şikâyetleriyle sınırlanan ifade özgürlüğü, uzaktan eğitim derslerinin kayıt altına alınması, kayıtlara bölüm başkanları ve dekanlarca erişilebilmesi nedeniyle daha kapsamlı sınırlamalara maruz kalmıştır.”

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol