birgün

27° PARÇALI AZ BULUTLU

DÜNYA 07.12.2019 00:07

Alman faşistlerden ‘cambaza bak’ hilesi

Alman faşistlerden ‘cambaza bak’ hilesi

ÖZGÜR ÇOBAN oocoban@gmail.com

Almanya’da şu aralar sosyal demokratların yeni eş genel başkanları gündemi en fazla meşgul eden konuların başında geliyor. Özellikle sosyal medyada yeni başkanlar Norbert Walter-Borjans ve Saskia Esken’in siyasi kimlikleriyle ilgili anlamsız, birbirleriyle örtüşmeyen iddialar dolaşıyor.

Ancak Borjans ve Esken’e ilişkin bu tartışmalar tüm hararetiyle sürerken neofaşist parti Almanya için Alternatif’te de (AfD) lider değişimi oldu. Parti, bir süre önce gerçekleştirilen kongrede görevi bırakan kıdemli faşist Alexander Gauland’ın yerine söylemlerinde muhafazakâr politikalara sıkça atıfta bulunan Tino Chrupalla’yı seçti. Esasında Gauland’ın adayı olan Chrupalla, güya partinin “muhafazakâr” yüzünü ön plana çıkarmak için göreve getirildi. AfD önde gelenlerinin, aynı zamanda duvar boyacısı olan Chrupalla ile ırkçı/faşist söylemin dışında bir alana geçiş yapılıyormuş görüntüsü vermek istedikleri ifade ediliyor.

Biz şimdi bu Chrupalla’nın ne kadar muhafazakâr olduğuna bir bakalım. Millete “muhafazakâr” diye yutturmaya çalıştıkları adam daha ilk adımda açık veriyor. Parti içerisindeki Neonazi kanadın hamisi durumunda olan Alexander Gauland’ın kendisini desteklemesi şüphe işaretleri uyandırıyor. Zaten Chrupalla’nın da seçilir seçilmez, “ırkçı kanat da bizim bir parçamız” mealinde açıklamaları kamuoyunda tepkiyle karşılandı. AfD bünyesindeki Neonazi kanadın gayrı resmî lideri durumundaki Björn Höcke’nin de Chrupalla’nın “çok iyi bir adam” olduğunu söylemesi şüpheleri köpürttü. Yani sürekli olarak “muhafazakâr” bir bakış açısına sahip olduğu öne sürülen yeni liderin tüm referansları onun, aksine Neonazi kanada daha yakın olduğu izlenimini uyandırıyor.

Neonaziler partinin merkezine taşındı

Chrupalla parti içerisindeki ırkçı kanada resmi olarak dâhil değil ve ülke kamuoyu önünde –şimdilik- ırkçı/faşist jargonu kullanmaktan özellikle kaçınıyor. Bu arada ilginç şeyler de olmuyor değil tabii ki. Chrupalla çok iyi bir muhafazakâr olduğunu kanıtlamaya çalışırken partinin diğer lideri Jörg Meuthen’in Chrupalla’nın seçilmesini ve parti içerisindeki ırkçı kanadı değerlendirirken, “Her hâlükârda AfD ortaklaşa yönetilmeli işte biz bunu yaptık” demesi pazarın yeniden karışmasına neden oldu. Ülkede 3’ü de doğu eyaletlerinde yapılan son parlamento seçimlerinden partinin oldukça güçlü bir şekilde çıkmasının bazı değişikliklere neden olacağını önceden belirtmiştik. Örneğin, doğu eyaletlerindeki parti örgütlerinde Nazi eğilimli üyelerin ağırlıkta olduğunu ve yönetimde giderek daha fazla söz sahibi olmaya başlayacaklarını, bu yolla partinin daha da radikalleşeceğini daha önceki yazılarımda vurgulamıştım. İşte Chrupalla’nın seçilmesiyle bu Neonazi kanadın periferiden partinin merkezine taşındığını görüyoruz. Chrupalla’nın şu görünen yüzü tam bir aldatmaca. Zaten Almanya’da aklı başında kimse bu sahte görünüşe kanmıyor.

AfD için sorunun ne olduğu ortada. Parti neredeyse 2 yıldır ülke genelinde oyunu yükseltemiyor. Neofaşist tabanın zaten güçlü olduğu doğu eyaletlerindeki 3-5 parlamento seçiminde aldıkları yüksek oy oranları parti için tatmin edici olmuyor. Batıda beklentilerin bir hayli altında kalıyorlar. Bu nedenle, Meuthen ile birlikte partinin bir diğer muhafazakâr eğilimli lidere teslim edildiği görüntüsü verilerek aynı zamanda doğal taban olarak kabul edilen muhafazakâr Hristiyan Birlik’in (CDU/CSU) seçmenlerine mesaj gönderiliyor. Ancak yeni liderin Neonazi kanatla olan gayrı resmî ve/fakat oldukça güçlü bağları buna izin vermiyor. Bir de iç istihbarat birimi Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın partinin Neonazi kanadını gözlem altına alması ihtimali var. Bu ihtimal bile tek başına ırkçı/neofaşist partinin muhafazakâr maskesi takmasını engelliyor.

Seçmen ve üyeleri gerçekleri haykırıyor

Almanya’da ırkçılıkla mücadelede öncü rol oynayan Amadeu Antonio Vakfı Başkanı Anetta Kahane, geçenlerde yazdığı bir makalede, AfD’nin seçmen ve üye profiline ilişkin gerçekleştirilen bir araştırmadan bahsetti. Buna göre, partiye oy verenlerin büyük bir bölümü kendisini “sağcı radikal” olarak tanımlıyor. Ne demek bu? Adam “Neonazi’yim” ya da “nasyonal sosyalistim” diyemiyor da işte “sağcı radikalim” diyerek olayı yumuşatmaya çalışıyor. Yine parti seçmeninin neredeyse tamamı geleneksel Nazi ideolojisindeki ifadesiyle “Yahudilerin ülkenin parasını hortumladığını” düşünüyor. Sırf islamofobik kaygılarla gidip üye olan Yahudi Almanlar ne düşünüyor acaba? 2. Dünya Savaşı’nın sonunda müttefik devletlerin galip gelmesini “kurtuluş” değil de “ağır bir yenilgi” olarak tanımlayanların sayısı da bir hayli fazla. Bu “ağır yenilgi” ifadesini onaylayanların Hitler Almanyası’na özlem duyduklarını söylemek yanlış olmaz. Partililerin önemli bir bölümü holokostu inkâr ediyor ve yabancılar/mülteciler kadar kıymetleri olmadıklarına inanıyorlar. Aşağılık kompleksi katkılı tipik ırkçı duygusallığı yani. Üyelerinin ya da seçmenlerinin içerisinde debelendiği faşizm bataklığına bakarak bu partinin muhafazakâr olduğu söylenebilir mi? Tabii ki bu araştırma aynı zamanda, AfD’nin ırkçı/faşist bir parti olarak geleneksel siyasetin açmazlarından bunalan seçmenin yöneldiği protesto alanı olma kontekstini hızlıca terk ettiğini, güçlü bir ideolojik tabana oturduğunu da gösteriyor.

Özetlersek, vatandaşlara salt nefret ve korku enjekte ederek ayakta kalmaya çalışan, Almanya’nın esas itibarıyla bir göçmen ülkesi olduğu gerçeğini perdelemek isteyen ırkçı parti AfD’nin politikasızlık kıskacından muhafazakâr görünümlü Neonazileri kullanarak kurtulmaya çalıştığını görüyoruz ancak neofaşitlerin vatandaşları aldatma hevesleri her defasında daha yol almadan kursaklarında kalıyor. Chrupalla olayında olduğu gibi insanlar güya ipe çıkardıkları cambaza bakarken bunlar gizli ve oldukça tehlikeli faşist gündemlerini iktidar ortağı yapmak istiyorlar. Sonuç olarak, faşist faşisttir. Ne demişler, “Kırk yıllık kani, olur mu yani” Olmuyor nitekim.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız