birgün

21° PARÇALI BULUTLU

GÜNCEL 25.06.2020 04:00
author

Almanya’da ırkçılık ve basın özgürlüğü

Gürsel KÖKSAL

Almanya‘daki ırkçılık tartışmaları Federal İçişleri Bakanı‘nın polis teşkilatına ağır eleştiride bulunan muhalif bir gazeteciyi hedef almasıyla yeni bir boyut kazandı. Hıristiyan demokrat Bakan Horst Seehofer, sağcı Bild gazetesine verdiği özel demecinde, sol eğilimli gazete TAZ‘ın (Tageszeitung) köşe yazarı Hengameh Yaghoobifarah hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıklamıştı.

“Basın özgürlüğüne ağır müdahale“ olarak görülen bu açıklamanın devamı gelmedi. Konuyla ilgili yorumlara bakılırsa Bakan, koalisyon ortağı sosyal demokratların da karşı olduğu bu girişimden vazgeçebilir. Böylece hükümetin hukuki bir fiyaskodan kurtulma şansı olabilir. Çünkü basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili yasalar açısından böylesi bir girişimin hukuki temelleri çok zayıf. Söz konusu suç duyurusunun yargı tarafından kabul edilmeme olasılığı büyük. Kabul edilse bile açılacak bir davanın, suçlanan gazetecinin ve dolayısıyla basın ve ifade özgürlüğünden yana olanların zaferiyle sonuçlanması sözkonusu.

Seehofer, şu ana kadar kendisini Erdoğan’a ya da Macaristan ve Polonya’nın otoriter başbakanları Orban ile Kaczynski’ye benzeten eleştiriler karşısında bir açıklama yapmadı. Ancak tarihteki yerini “Göç, bütün sorunların anasıdır“ gibi ırkçı içerikli bir ‘vecize’yle daha şimdiden alan bu politikacı, riski göze alıp yandaş gazetesine verdiği sözden dönmeyebilir de. Zaten suçlanan gazeteciye yönelik yoğun karalama kampanyası da kısa bir süre öncesine kadar genel başkanı olduğu partisi CSU tarafından başlatılmıştı. Önümüzdeki günlerde Almanya‘nın muhalif gazetecilerin yazdıklarından dolayı devlet tarafından suçlanıp, cezalandırılmaları talebiyle mahkemeye verildiği, susturulmaya çalışıldığı ülkelere ne kadar yakın olduğunu göreceğiz…

Tabii bu arada gündemdeki asıl konu “polis içindeki ırkçılık”, kısa bir süre için arka planda kaldı. Bir yandan polis sendikalarının, diğer yandan da aşırı sağcı parti ve örgütlerin katılımıyla büyüyen, ana akım medyadaki yayınlarla beslenen ‘kampanya’nın hedefindeki gazeteci, Almanya’daki polis teşkilatına ağır eleştirilerde, kimilerine göre de ağır hakaretlerde, bulunmuştu. TAZ’daki köşe yazısında, ABD’deki ırkçılık karşıtı protestolar sırasında gündeme gelen “tüm polis teşkilatının lağvedilmesi” tartışmalarını Almanya’ya taşıyor, böyle bir durumda işsiz kalacak 250 bin polise uygun “işyeri” arıyor ve önemli bir bölümünü “faşist zihniyetli otoriter kişiler” olarak tanımladığı polislere en uygun işyerinin “çöp yığınağı” olduğunu yazıyordu. Bakan’ın çıkışına kadar, böylesi kışkırtıcı her yazıdan sonra olduğu gibi yoğun bir tartışma yaşandı, yaşanıyor.

Kimileri burada bir meslek grubunun toptan saldırıya ve hakarete uğradığını savundu, ağır eleştirilerde bulundu, yazarı ve gazeteyi protesto etti. Kimileri eleştirinin ötesine gitti, yazara karşı, göçmen kökenli olmasını da öne çıkararak, bir “linç kampanyası” yürüttü. Kimileri de bunun mizahi tarzda yazılmış bir eleştiri yazısı olduğunu hatırlatıp, “basın özgürlüğü” içinde görülmesi gerektiğini, gündemdeki “poliste ırkçılık” konusunda yoğunlaşılması gerektiğini savundu.

Yazının yayınlandığı gazetenin yöneticileri ve çalışanları da tartışmaya katıldı. Kimi yazarları Yaghoobifarah’ı eleştiriyor, kınıyor, kimileri de onu savunuyor, gazetenin sayfaları günlerdir bu tartışmaya ilişkin geniş kapsamlı yazılara ayrılıyordu. Bakan’ın çıkışıyla “gazetecilik etiği ve ilkeleri”yle ilgili bu tartışmaya devlet de taraf oldu. Ama asıl sorun, devletin güvenlik güçlerindeki ırkçılık ve yabancı düşmanlığı...

Federal hükümetin ortağı SPD’nin Eş Genel Başkanı Esken, Amerika’daki protestoların Almanya’ya yansımasını değerlendirirken, “Almanya’da güvenlik güçleri arasında ırkçılığın var olduğu” hatırlatmasında bulunmuştu. Bu sözler önce tepkiyle karşılandı, ancak sonuçta bu konunun bilimsel olarak araştırılacağına dair bir hükümet açıklaması geldi. Bu arada Cumhurbaşkanı Steinmeier ve Başbakan Merkel de ülkede ırkçılık sorunu olduğunu, buna karşı mücadele edilmesi gerektiğini dile getirdiler.

Geçen hafta çıkan Almanya’nın önde gelen barış ve güvenlik araştırma enstitülerinin ortak yayını “2020 Barış Değerlendirmesi”nde de “İstihbarat Teşkilatı, Polis ve Silahlı Kuvvetler içindeki aşırı sağcı eğilimler ve yapılar ortaya çıkarılmalı” denilerek, bu soruna işaret ediliyordu.

Her geçen gün bu kurumlar içindeki ırkçı, yabancı düşmanı, aşırı sağcılarla ilgili yeni bir şey gündeme geliyor. Ardından da “Bunların toplumun aynası olduğu. Toplum içinde olduğu gibi bu kurumlarda da aşırı sağ eğilimlilerin olabileceği. Ancak bunların yüzbinlerce memur içinde küçük bir azınlık olduğu, çoğunluğun anayasaya bağlı kaldığı” açıklaması geliyor her defasında. Öyle olsa, Almanya çok büyük sorunla karşı karşıya...

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız