birgün

18° AÇIK

AVRUPA 22.05.2020 12:06

Almanya’da koronavirüs tedbirlerine karşı protestolar

Protestolar, korona krizinin patlak vermesinden bu yana oy kaybı yasayan aşırı sağcı parti AfD için kaçırılmayacak fırsat oldu. Ülkede gösterilerin aşırı sağcı gruplar tarafından araçsallaştırılıp sağcı şiddetin artmasından endişe duyuluyor.

Almanya’da koronavirüs tedbirlerine karşı protestolar

EGEHAN ÜNLÜ – BERLİN

Almanya’da özelikle Mayıs ayının başından beri birçok şehirde koronavirüsle mücadele tedbirlerine karşı protesto gösterileri düzenleniyor. Salgınla mücadele kapsamında Anayasanın 8. maddesinde yer bulan toplanma hakkı, Anayasanın 2. maddesindeki yaşamın korunması hakkı için kısıtlandırılmıştı.

Bu kısıtlamaların gevşetilmesiyle birlikte ise tedbirlere çeşitli sebeplerle karşı çıkan veya korona krizinin devletin veya başka grupların uydurması olduğunu iddia eden protesto gösterilerinde önemli bir artış gözlemlenmeye başladı. Belirli koşullara uyulduğu takdirde izin verilen gösterilere katılım geçtiğimiz hafta büyük şehirlerde binleri buldu. Bugüne kadar Stuttgart, Münih, Berlin, Frankfurt gibi birçok şehirde binlerce gösterici toplandı. Salgınla mücadele kanunlarının gösterilere katılımla ilgili düzenlemeleri de katılımcı sayılarını sınırlandıran önemli bir etkendi. Polis, bu düzenlemelere göre izin verilenden fazla katılımcının gösteri alanından uzaklaşmalarını sağladı. Bazı göstericiler mesafe kurallarına uyup maske takarken, büyük çoğunluk için bu kuralları reddetmek gösterilerin temel bir bileşeniydi.

KİMLER SOKAKTA?

Göstericileri bir araya getiren temel başlık korona salgınıyla mücadele önlemlerinden rahatsızlık gibi görünse de çok çeşitli grupların gösterilere katıldıkları söylenebilir. Şimdilik tüm gösterileri organize eden Almanya çapında tek bir gruptan bahsetmek mümkün değil. Çeşitli şehirlerde farklı arka planlardan gelen insanların bu gösterilerle ilgili bildirimleri yapıp izin aldığı biliniyor, her gösteri de bu doğrultuda farklı dinamik ve bileşenleri barındırıyor. Bu sebeple tüm Almanya çapında monolitik bir gösteri hareketinden bahsetmek mümkün görünmüyor.

Katılımcıların arasında korona krizinin büyük bir global komplo olduğunu; bunun arkasında da Bill Gates’in basını çektiği aşı lobisinin olduğunu savunanlar, devletin korona krizini kullanarak (hijyen) diktatörlüğü getirmeye çalıştığı tezini destekleyenler, aşı karşıtları, ezoterikler, ‘özgür ruhlu’lar, virüsü inkâr edenler ve anayasal düzenin tepedekiler tarafından ortadan kaldırıldığını iddia eden popülistler gösterilerin temelini oluşturuyor. Ancak tüm protestocuların “bilinçsiz”, “sorumsuz” veya “cahil” olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor.

Korona krizinin sonuçlarından mağdur olan insanlar da azınlıkta olsalar da bu protestolarda görünüyor ya da somut taleplerle ilgili ayrı protestolar düzenliyorlar. Çocuklarını kreşe gönderemeyen aileler, seyahat acentaları ve jimnastik salonu işletmecileri gibi lobisi bulunmayan gruplar da mağduriyet ve taleplerini açığa vuruyor, geçişlerin kısıtlandırıldığı kara sınırlarında ise sınırların açılmasıyla talebiyle gösteriler düzenleniyor. Önlemler neticesine finansal veya psikolojik zorluklara düşen birçok insan da protesto gösterilerine katılıyor.

Doğu Almanya’da Gera kentine ağlayarak bakım evindeki demans hastası eşini ziyaret etmesi yasaklanan ve yaşadığı zor durumu ağlayarak kamu televizyonu muhabirine anlatan 84 yaşındaki Alfons Bluhm son günlerde kamuoyunda büyük yankı yarattı ve destek buldu. Kendisine „kamu kanallarına inanıp seni kandırmalarına izin verme” diye bağıran sağcı popülist başka bir göstericinin laflarını da „makul kalmalıyız” diye cevaplayarak protestolardaki farklı tip katılımcıların varlığına işaret ediyor.

Kamuoyunda huzursuzluğa sebep olan en önemli bir olgu ise aşırı sağcı örgüt ve hareketlerin protestolardaki artan mevcudiyeti. Aşırı sağcı sembol ve sloganlar da birçok gösteride yer alıyor. Hatta protestoları haberleştiren basın mensupları saldırılara uğruyor. Krizin patlak vermesinden bu yana oy kaybı yasayan aşırı sağcı parti AfD de kendisine pay çıkarmak için gittikçe artan oranda benzer protestoların önünü çekmeye ve bu protestolarda boy göstermeye başladı. İstihbarat ve iç güvenlik daireleri yetkililerinin yansıra birçok siyasetçi de bu gösterilerin aşırı sağcı gruplar tarafından araçsallaştırılıp sağcı şiddetin artmasından endişe duyuyor. Bu endişeyi ırkçılıkla mücadele eden gruplar da paylaşıyor. Sol gruplar da özellikle sağcı gruplar karşısında gösteriler organize ediyor.

KOMPLO TEORİLERİ

Birçok gösteride komplo söylemleri içeren ifadeler podyumlarda yer buluyor. Spiegel’in görüştüğü sosyal psikolog Pia Lamberty’e göre belirli ifadelerin komplo teorisi olarak sınıflandırılması için, gerçeklesen olayların arkasında bir plan addedilmesi gerekiyor. Derginin online kanallarda yaptığı araştırmaya göre koronayla ilgili komplo teorilerinin başında Bill – Melinda Gates Vakfı’nın krizin arkasında olduğu yer alıyor. Kriz başladığından beri takipçi sayıları gittikçe artan benzer teorileri yayan Telegram kanalları ve Youtube da bu teorilerin artmasında önemli rol oynuyor.

Osnabrück Üniversitesi’nin sonuçlarını 20 Mayıs’ta açıkladığı araştırmaya göre, nüfusun üçte biri, komplo teorileriyle ilgili ifadeleri destekliyor ve virüsün laboratuvarda üretildiğine inanıyor. Çalışmayı yürüten Prof. Becker bu yaklaşımı, belirsizlikle başa çıkamayanların basit açıklamalarla duyduğu ihtiyaçla açıklıyor. Bunun dışında başkalarında olmayan bir bilgiye sahip olma hissi de komplo teorilerini destekleyenlerin ortak özelliklerinden birini oluşturuyor.

HALK ÖNLEMLER HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYOR?

Her ne kadar uğultulu bir grup meydanlarda bulunsa da Almanya’nın çoğunluğu uygulanan önlemleri destekliyor. Bu destek son zamanlarda azalmaya başlasa da destek oranı hala yüksek. Alman ikinci televizyon kanalı ZDF’in Politbarometer programının geçen haftaki verilerine göre önlemleri abartılı bulanların oranı %17’de kaldı. Bu oran Erfurt Üniversitesi’nin Mart başından beri düzenli olarak halkın korona algısıyla ilgili yaptığı araştırmasına göre %36 düzeyindeydi. Gösterileri destekleyenlerin oranı %16’da kalırken, karşı çıkanların oranı ise %81’i buldu. Benzer oranlara Erfurt Üniversitesi’nin bulgularında da rastlanıyor. Buna rağmen veriler Mart ortasında hızla artan önlemlere verilen destek azalıyor. İnsanların günlük hayattaki davranışları da salgına verilen önemdeki azalmayı gösteriyor. Bu bulgular telekomünikasyon sağlayıcıları ve Google’ın hareket verileriyle de destekleniyor.

PROTESTOLARA SİYASİLERİN YAKLAŞIMI

Protestolardaki çeşitliliğe, siyasetçilerin protestolara yaklaşımında da rastlanıyor. Geçen hafta Avusturya sınırını ziyaret eden Federal İçişleri Bakanı Seehofer sınırda göstericilere yaklaşıp onlara durumu anlatmaya çalıştı. Aynı partiden ve Bavyera Başbakanı Söder ise geride kalmayı tercih etti. Saksonya Başbakanı Kretchmer (CDU) ise, bilinçli olarak göstericilerin yanına gidip onları nafile bir ikna etme çabasına girmiş ve göstericilerin ciddiye alınmamasının daha büyük sorunlar yaratacağını vurgulamıştı. Hristiyan Demokratlar’ın yaklaşımında son dönemde kazandıkları büyük oy artışını koruma isteği yatıyor olabilir. Geçen sonbaharda aşırı sağcı AfD’nin oylarıyla Thüringen Başbakanı seçilip baskılardan sonra istifa eden Kemmerich, göstericilere eşlik ederek onları destekledi. Sonrasında ise Liberal Parti’nin (FDP) başkanlık divanından istifa etti. SPD’li siyasetçiler ise gösterilere daha eleştirel yaklaşıyorlar. Sekreter Klingbeil gösterilere katılanlara “Holocoust inkârcıları, Nazi ve Afd’liler gibi toplumda nefret ve istikrarsızlığı artırmak isteyenlerle beraber gösterilere katılınmamalı” diye eleştirdi. Berlin’in SPD’li İçişleri Senatörü Geisel ise gösterilerde haklı eleştirilerin de dile getirildiğini ancak bunların mücadele edilmesi gereken anayasal düzene karşı saldırılardan ayrıştırılması gerektiğini vurguladı. SPD’li politikacı Lauterbach da sokağa çıkmayan milyonlarca insanın görmezlikten gelinmeyerek küçük bir azınlığa fazla dikkat yöneltilmesine karşı çıktı.

GÜRÜLTÜLÜ AZINLIK, SESSİZ ÇOĞUNLUK

Almanya’nın Güney Avrupa ülkeleriyle kıyaslanınca krizi iyi atlattığı söylenebilir. Ayrıca önlemlerin de yine bu ülkelerden çok daha hafif olduğu, ekonomik daralmanın da kayda değer bir kısmının hükümetin aldığı tedbirlerden değil uluslararası tedarik zincirlerindeki kopmalardan kaynaklandığını unutmamak gerekiyor. Buna rağmen alınan önlemler toplumda büyük mağduriyetler yarattı ve bu bedeli yüksek bulan kesimlerin de sesi gittikçe yükseliyor.

Protestolara katılanların bir kısmi her ne kadar haklı sebeplerle bu mağduriyetlere işaret etse de, mevcut protestoların 2015 mülteci krizinden beri süregelen, aşırı sağcı veya sağcı popülist hareketlerin güçlenmesiyle ilişikli olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu çevreye ait söylemlerin de protestoları domine etmesi bunu kanıtlar nitelikte.

Ancak protestoların malum şüphelilerce taşınıyor olması ve çoğunluk tarafından desteklenmemesi tehlikesiz oldukları anlamına gelmiyor. Özellikle Hristiyan Demokratlar gürültülü bir azınlığın, toplumsal söylemde kaymalara yol açıp oy tabanlarına zarar verebileceği korkusunu 2015 yılından itibaren tecrübe ettiler. Aşırı sağcı gruplar ise bu krizi fırsata çevirip güçlenme çabasındalar. Bu zehirli bileşim, iktidardaki Hristiyan Demokratların protestolara fazla önem biçmeleri tehlikesini barındırıyor. Yani gürültülü azınlığın, normalleşme sürecinde tedbirleri yerinde bulan ve bu sebeple de evde kalan çoğunluktan daha fazla söz sahibi olması kendi içinde bir paradoks oluşturuyor. SPD’nin durumu şu an için rahat görünüyor. SPD sokaklara çıkanların kendi oy tabanına bir tehdit oluşturmadığımı düşünüyor, iktidarda bulundukları için de somut konular dışında muhalefet yükümlülüğünden muaflar. İktidarda bulunmayan Sol Parti ve Yeşiller ise bir başka paradoks bulunuyor: İktidarı eleştirirken, popülist ve aşırı sağın domine ettiği protestocularla ilişkilendirilmemek.

Almanya’da her geçen hafta tedbirler hafifletiliyor, krizin ekonomik ve sosyal sonuçlarıyla başa çıkmak için de birçok karar alınıyor. Protestoların kompozisyonu ve dinamiği üzerinde de bu gelişmelerin önemli etkisi olacağı söylenebilir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız