birgün

9° AZ BULUTLU

author

Almanya’nın “savaş kahramanı” mareşale bir çeşit “tenzil-i rütbe”

DÜNYA 24.11.2022 06:30
Abone Ol google-news

Almanya yeni nazilerle (neo nazilerle) mücadelede zorlanıyor ama eski nazilerle mücadele olumlu örneklerle devam ediyor.

Günümüz Almanyası’nın özellikle göçmenleri, sığınmacıları tabii sadece onları değil, tüm etnik, dinsel, cinsel azınlıkları hedef alan sağ terör, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve ayrımcılık konusunda ciddi sorunları var.

Devletin güvenlik güçleri, istihbarat teşkilatları demokrasiyi, iç barışı tehdit eden bu tehlikelere karşı mücadelede görevlerini yerine getirmemekle, hatta bu konuda yetersizlikle, beceriksizlikle, duyarsızlıkla ve hatta isteksizlikle suçlanıyor. Dahası bütün bunların bu kurumlar içindeki sağcıların aktif varlığından kaynaklandığı eleştirisinde bulunanlar bile var. Federal ve eyalet hükümetlerinin bu konularda kendilerince mücadele içinde oldukları, zaman zaman özeleştiri yaptıkları görülüyor.

Bütün bunlar Almanya’nın demokratik güçlerin bir bölümünün enerjik çabalarıyla ülke gündemine taşınıyor ve zaman zaman da bu mücadele demokrasi, barış içinde yaşam adına önemli kazanımların önünü açıyor.
Bir de “eski” nazilerle mücadele var.

Hitler faşizminin yenilgisinin ardından Almanya’daki “geçmişle hesaplaşma” süreci çok geç başladı. Ancak geç de olsa başladı ve anti faşist kamuoyunun inatla sürdürdüğü mücadeleyle halen devam ediyor. Ve zaman zaman da demokrasi adına, “geçmişle hesaplaşma” adına gerçekten “büyük” başarılarlar da kazanılıyor bu yolda.

Son örneği Frankfurt yakınlarındaki Darmstadt kentinde yaşandı.

Çok sayıda üniversite ve yüksek okula, bilimsel araştırma kuruluşlarına ve dolayısıyla onbinlerce öğrenciye ev sahipliği yaptığı için “bilim kenti” olarak isimlendirilen Darmstadt’ın yerel yönetimi, kenti çağdaş Almanya tarihinin tartışmalı isimlerinden Mareşal Hindenburg’un (1837-1934) gölgesinden kurtardı. Kent merkezindeki bir cadde tam 107 yıldır kimilerince halen I. Dünya Savaşı’nın en "kahraman komutanı" olarak görülen Paul von Hindenburg'un adını taşıyordu.

Şehir yönetimi aldığı kararla sözkonusu caddeye savaş sonrası Almanyası’daki nazi artıklarının korkulu rüyası olarak tarihe geçen, nazi avcısı Başsavcı Fritz Bauer'in (1903-1968)adını verdi. Şehir yönetimi Hindenburg’un yanısıra yedi caddeyi daha nasyonal sosyalist faşist dönemde suçlara ortak olan, ancak savaştan sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nde hiç bir şey olmamış gibi yaşamlarını ve kariyerlerini sürdüren faşistlerin isimlerinden kurtardı.

Böylece Darmstadt’ta yıllar önce Sol Parti’nin girişimleriyle başlayan “kenti nazilerden ve nazi destekçileri”nden kurtarma mücadelesi olumlu bir sonuç verdi. Başlangıçta kabul görmeyen ve tartışmalara neden olan bu girişim, sonunda tartışmalı ve değiştirilmesi istenen isimleri incelemesi içinde tarihçilerin yer aldığı bir bilim komisyonunun kurulmasına yol açtı. Komisyon önerilen 110 ismi inceledi ve kimisi için oy birliğiyle, kimisi için oy çokluğuyla bunların 13’ünün isminin çıkarılması için şehir yönetimine öneride bulunmaya karar aldı.

Aslında bir monarşist ve demokrasi karşıtı olan ve Weimar Cumhuriyeti döneminde sağcı güçlerin ortak adayı olarak devlet başkanlığına (Reich Başkanı) getirilen Hindenburg’la ilgili karar en tartışmalısıydı. Bu durum Hitler iktidara geldikten bir yıl sonra ölen Hindenburg’un aslında nazi partisiyle doğrudan bir ilgisinin olmaması, 1934-45 arasında işlenen soykırım ve savaş suçlarından sorumlu tutulamayacağı tezlerinden kaynaklanıyor. Nitekim bu nedenle onu bir “savaş kahramanı” olarak gören merkez sağ ve liberal kesimlerce korunmaya çalışılıyor. Ancak Hindenburg, 1923 yılında Münih’te Hitler’le birlikte başarısız bir darbe girişiminde bulunan General Erich Ludendorff gibi, hem icraatlarıyla ve hem de siyasi girişimleriyle nazilere iktidar yolunu açan en önemli tarihi kişilikler arasında yer alıyor. Ve Hitler’i başbakanlığa atayan kişi de o. Dolayısıyla başından beri demokrasi güçlerinin hedefiydi.

Son yıllarda zaman zaman iyice kızışan bu tartışma sürecinde ilginç eylemlere de yol açıyordu. Bir keresinde, bir grup anti faşist eylemci sayesinde caddenin adı bir süreliğine de olsa neo-nazi terör örgütü NSU’nun (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) öldürdüğü göçmenlerden Halil Yozgat’ın adını taşımıştı. Eylemciler caddeyi işgal edip, direklerin üzerindeki tabelalardaki Hindenburg’un üzerine Halil Yozgat’ın ismini yapıştırmışlardı.
“Bilim şehri” Darmstadt, sonuçta insanlığa karşı suçlarla ve bunların failleriyle mücadelede örnek bir başarıya imzasını atmış oldu.

Bu konu kapatmadan önce “kahraman” mareşalin yerine adını veren değerli hukukçu Fritz Bauer’den de kısaca söz edelim.

Yaşamı ve mücadelesi çok sayıda belgesele konu olan Bauer’i sinema izleyicileri çok sayıda ödül alan “Devlet Fritz Bauer’e karşı!” (2015) filminden hatırlayacaklardır. 1950’lerde Frankfurt’ta başsavcı olarak görev yapan Bauer, Federal Almanya makamlarının nazi savaş suçlularından hesap sorma konusundaki isteksizliği ve yavaşlığına karşı mücadele etti. Başta adalet mekanizması olmak üzere birçok devlet kurumundan ve kamuoyundan gelen karşı tepkilere rağmen tarihin en büyük katliamlarından birinin gerçekleştirildiği Auschwitz Toplama Kampı’nda görev alan nazi “cellatları”nın izini buldu ve çoğunu mahkeme karşısına çıkartarak, hakettikleri cezaların bir bölümüne çarptırılmalarını sağladı. Bu arada yoğun bir karalama ve itibarsızlaştırma kampanyasına hedef oldu. Yahudi kökeni, eşcinsel olması bu kampanyalarda tabii ki kulanıldı.

Ama savaştan sonra müttefiklerin nazi liderlerini yargıladıkları Nürnberg Mahkemeleri’nden sonra Alman tarihin en kapsamlı ilk hesap sorma operasyonuyla tarihe geçti. Bu arada savaştan sonra bir takım Alman makamlarının gözyummasıyla izini kaybettirip, Arjantin’de yeni bir kimlikle, yeni bir hayat kuran nazilerin üst düzey bürokratlarından, toplam kamplarındaki “soykırımın organizatörü” Adolf Eichmann’ın İsrail’li ajanlar tarafından ele geçirilip, Tel Aviv’de yargı önüne çıkarılması sürecini başlattı. Şimdi sadece Darmstadt’ta değil, Almanya’nın birçok kentinde caddeler, okullar onun ismini taşıyor. Nazi diktatörlüğünün tarihini ve suçlarını araştıran Frankfurt Üniversitesi’ne bağlı araştırma enstitüsü de.

Girişte Almanya’nın “nazi geçmişiyle hesaplaşma sürecinin oldukça geç başladığına işaret etmiştik. Geç olduğu için de kendisini gizlemeyi başaran çok sayıda eski nazi savaştan sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nde sorunsuz bir yaşam sürdürebildi. Nazilerin insanlık dışı suçları uzun süre kamuoyunun gündemine gelmedi, konuşulmadı. Soğuk savaş yıllarında egemen olan “anti komünist” atmosfer de bu durumu besliyordu.

Ancak nazilerin peşini bırakmayan anti faşistlerin, bilim insanlarının, sanatçıların, tek tük hukuçularının çabaları sürdü. Özellikle Amerikan televizyon dizisi “Holocoust”un Almanya’da da yayınlanmasıyla konu gen geçiş kesimlere ulaştı. Savaş suçları işleyen, toplama kamplarındaki işkencelerde, kıyımlarda görev alan ya da bizzat görev almasa da bu suçlara yardımcı olan, tanık olanlardan bir bölümü ileri yaşlarda da olsa yargı karşısına çıkarıldı, çıkarılıyor. Örneğin bugünlerde Hamburg yakınlarındaki Itzehoe kentinde 97 yaşındaki bir nazinin yargılanması sürüyor. İleri yaşı nedeniyle ceza alsa da hapis yatması mümkün olmayan kadın, bugünkü Polonya sonırları içinde kalan Stutthof Toplam Kampı’nda 10 binden fazla insanın öldürülmesine yardımcı olmaktan cezalandırılması isteniyor. O tabii ki “benim haberim yoktu!” diyor, ama binlerce insana mezar olan kampın komutanının tek sekreteri olduğu, ofisinin penceresinin karşısına düşen krematoryuma hergün yüzlerce cesedin taşındığını, bacadan çıkan dumanları görmemiş olmasının mümkün olmadığı kanıtlanmış durumda.
Mahkemenin gelecek hafta sonuçlanması bekleniyor. Bu belki de kendisinden bizzat hesap sorulabilen son “eski” nazi olacak.

Adalet çok gecikmiş de olsa, bu gibi davalar önemli. İnsanlık suçu işleyip, izlerini kaybettirdiğini düşünen, suçlarını unutturduklarını düşünenlerin rahat uyumaması için en azından. İnsanlığa karşı suç işleyenlerin isimlerinin caddelerden, meydanlardan, okullardan, kışlalardan indirilmesi de önemli.

Hindenburg’un adının silinmesi, hükümdarlığı altındaki halklardan onbinlerce insanı din, dil, ırk ayrımı yaparak katleden sultanların, padişahların, kralların, devlet adamlarının adını, o insanların günümüzdeki torunlarıyla alay edercesine köprülere, caddelere, meydanlara ve hatta okullara, üniversitelere, dini kurumlara verenlere de güzel bir mesaj, değil mi?

Bu dünya kimseye kalmaz.

Not: Bu yazıya konu olan Darmstadt şehri 2011 yılından bu yana Yeşiller partisinin ağırlıkta olduğu yerel koalisyonla yönetiliyor. Geçen sene yapılan yerel seçimde Yeşiller yine sandıktan en güçlü parti olarak çıktılar. Sosyal demokratlar da onları takip ediyor. Muhalefetteki Sol Parti de tüm Almanya’daki ortalamasının çok üstünde bir oy oranıyla (% 7,4) belediye meclisinde.
Sol ve sosyal demokrat tabanın oldukça güçlü olduğu Darmstadt’ın bu tarihi adımı Sol Parti’nin girişimleriyle başladı.
Ancak 11 yıldır Belediye Başkanlığı’nı yürüten Jochen Partsch, Yardıcısı Barbara Akdeniz ve Belediye Meclisi Başkanı Yücel Akdeniz’in liderliğindeki Yeşillerin de bu sonucun alınmasında büyük rolü var elbette.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol