Altı ülkede Ali'nin izinde
Rıza Oylum 'Ali'nin İnsanları' belgeselinde 6 ülkeden 12 yaşam öyküsüne yer verdi. Yunanistan Alevi-Bektaşilerinin Seçek Yaylası Pehlivanlık Törenleri'nden İran’da spor ve inanç birlikteliği örneği olan Zorhaneler'e kadar birçok farklı örnek belgeselle kayıt altına alındı.

Tuğçe ÇELİK
Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde Öğretim Görevlisi olan Rıza Oylum, 6 ülkede yaşatılmaya devam eden Alevi-Bektaşi inanç kültürünü, yönetmenliğini üstlendiği 'Ali'nin İnsanları' belgeseliyle kayıt altına aldı. Oylum, Alevi-Bektaşi kültürünün görsel hafızasına kamerasını çevirirken bir yandan da çekim sürecinde ürettiği fotoğrafları Antalya Elmalı Abdal Musa etkinliklerinde bir sergi ile izlenimcilere sundu.
Bu serginin farklı şehirlerde de yurttaşlarla buluşabilmesi için çalışmalar yapan Oylum, "Alevi-Bektaşi inancını tanımlamak yerine hâlihazırda yaşam alanlarında bu inanç silsilesinin varlığını nasıl devam ettirdiğini, ritüellerini, adet ve törenlerini göstermeyi amaçladım. Büyük bir özveriyle korunmaya çalışılan bir inanç motivasyonunun bu şekliyle son demlerine yetiştiğimi düşünüyorum" dedi. Oylum ile 'Ali'nin İnsanları'nı konuştuk.
Belgeseli yapma fikri nasıl ortaya çıktı ve gelişti?
Sinema yazarı olarak Alevi-Bektaşi inanç yapısının görsel hafızasının oluşturulmasıyla ilgili birkaç yıldır yazılar yazıyordum. Ancak bu alanda yeteri kadar çalışma olmadığını üzülerek söylemeliyim. Hal böyleyken ben ilk belgeselimi farklı bir konuda bitirdikten sonra bu alanda bir üretim yapmak istedim. Çalışmamda Alevi-Bektaşi inancını tanımlamak yerine hâlihazırda yaşam alanlarında bu inanç silsilesinin varlığını nasıl devam ettirdiğini, ritüellerini, adet ve törenlerini göstermeyi amaçladım. Temel çıkış noktası olarak da Hz. Ali’nin temsili resmini aldım. Çünkü bu resim hemen her Alevi-Bektaşi yaşam alanında, kurumsal mecralardan sivil mekanlara, köylerden kentlere kadar kendine yer bulmuş bir inanç unsuru artık. Buradan hareketle bu projede; farklı ülkelerde Hz.Ali tablosunu yaşam alanında duvarına asmış insanları fotoğraflayıp hikayelerinin görsel kaydını alarak 12 farklı karakter üzerinden 6 ülkeden zengin bir kültürel çeşitlilik ve benzerlik örneği göstermeyi amaçladım. Finalinde de bu 6 ülkeden 40 farklı portre göstereceğim. Böylece hem çeşitli hem de benzerlikleri içinde barından bir çerçeve çıkarmaya çalışacağım.
Türkiye içinde ve çevre ülkelerde Alevi-Bektaşi zümrelerinin toplanma etkinliklerini, yaşam alanlarını ve ikonik karakterlerini baz alan bir yol haritası çıkardım. Bu planlama çerçevesinde lokasyon olarak Kırklareli Topçular köyündeki Topçu Baba Türbesi, Antalya Elmalı Abdal Musa Türbesi, Nevşehir Hacı Bektaş Velî Dergâhı, Adıyaman Apaziz Türbesi, Hatay Samandağ Hz. Hızır Türbesi ve çevre türbeler, Kuzey Makedonya’nın Kalkandelen şehrindeki Harabati Baba Tekkesi, Arnavutluk’ta Berat Tomor Dağı Abbas bin Ali Türbesi, Yunanistan Sofulu İli Ruşenler Köyü yakınında Seyyid Ali Sultan Dergâhı, Bulgaristan Kırcaali şehrindeki Elmalı Baba Tekkesi, İran’ın farklı şehirlerine yayılmış Ehli-Hak toplulukları ve Hz. Ali resminin asılı olduğu farklı lokasyonlar, ayrıca İstanbul’daki Osmanlı Devleti dönemindeki Bektaşi dergahlarının günümüzde Alevi- Bektaşi zümreleri tarafından halen kullanılan örneklerinden Şahkulu Sultan Dergâhı, Karacaahmet Sultan Türbesi, Erikli Baba Tekkesi, Garip Dede Dergâhı gibi mekanlarda ve çevrelerinde kayıtlar alıp söyleşiler yaptım. Sivas’ta 2 Temmuz Katliamı anma yürüyüşünü takip ettim. Bunların dışında büyükşehirlerde Alevilerin köylerden göç ederek oluşturdukları semtlerde görsel çalışmalar yaptım. İstanbul’da Küçük Armutlu, Nurtepe, Okmeydanı, Gazi Mahallesi gibi semtler, Aydın Didim gibi gibi lokasyonlarda duvar yazılarından evleri ziyaret etmeye kadar uzanan bir çizgide görsel hafıza çalışmaları yaptım. 2 yıla yayılan bir çalışmanın sonunda sadece Arnavutluk’taki Berat Tomor Dağı Abbas bin Ali Türbesi’ne gidemedim. Oraya da ağustos ayında yapılan etkinlik sırasında gideceğim.
Bu kapsamlı projenin desteği var mı?
Çekimleri 5 ülkede yapılan bu proje için hiçbir kurumsal desteğim yok. Kendi imkanlarımla yollara düşüp çekimler yaptım, yapıyorum. Yılda bir yapılan özel toplanmaları kaçırmamaya çalışıyorum. Gittiğim yerlerdeki canlar sağ olsunlar bana yardımcı oluyorlar. Konuk olduklarım, sofrasına buyur edenlerin dışında bir desteğim olmadı. Etnik çeşitlilik içeren inanç belgeselleri ister istemez politik bir zeminde, mayınlı alanlarda dolaşmak zorunda olunan yapımlar. Böyle işleri de destekleyecek kurumsal yapılar oldukça sınırlı. Herhangi bir devletin desteğini beklesek, bu kadar geniş bir sahada ve yüzyıllardan beri birçok sıkıntıya maruz kalmış, hâkim inanç yapısının dışında kalan bir inanç dünyasına odaklanan belgeselin doğasına aykırı davranmış olurdum. Hangi devlet kurumundan destek alsam içerikle ilgili sıkıntı yaşardım. Alevi-Bektaşi kurumsal yapılarıysa görsel projelerin desteklenmesi noktasında yeteri kadar kurumsal bir fotoğraf vermiyorlar. Destek çağrıları, birimleri, buna dair bir bütçe çalışmaları yok. Gösterim ve fotoğrafların sergilenme süreçlerinde kurumsal yapılardan destek bulmalıyım.
Kameranızı çevirdiğiniz alanı özel kılan nedir?
Bu inanç motivasyonunun bu şekliyle son dönemine yetiştiğimi hissediyorum. Görüştüğüm insanlar, kayıt yaptığım mecralar son demlerindeymişçesine bir his ediniyorum. Çekim yaptığım birçok yer kişisel çekimlerin dışında daha önce profesyonel anlamda görsele alınmış yerler değildi. Büyük bir özveriyle korunmaya çalışılan bir inanç motivasyonu gördüm. İran’da toprak yollardan gidilen bir Ehli Hak köyünde, Adıyaman’da dağ başında uçurumla sınanarak ulaşılan bir dağ köyünde ya da Balkanların olanca modernliğinin arasında sıkışmış bir eski zaman tekkesinde aynı resmin temsilini görmek günümüzden çok uzak bir zamandan seslenen bir inanç motivasyonu.

∗∗∗
Çekim sürecinde karşılaştığınız ilginç durumlar ya da insanlar oldu mu?
İran’dan Makedonya’ya kadar gitmiş haldeyim. İran’da Âşıklar kahvesinde saz aşıklarının sırayla Hz. Ali türküleri söyledikleri anı unutmam mümkün değil. Bulgaristan’da dergâhta uyuduğum geceyi de. Etkinlik olarak da Yunanistan Alevi-Bektaşilerinin yüzyıllardır devam ettirdikleri Seçek Yaylası Pehlivanlık Törenleri beni oldukça etkiledi. Zira bu pehlivanlık törenleri Bektaşilikten bağımsız değil. Bölge insanı pehlivanlık törenlerini Bektaşiliğin inanç çatısından çıkarmadan orijinal halde devam ettiriyorlar. Yunanistan’da pehlivan ağası olmak için önce Bektaşi olmak gerekiyor. Türkiye’de devam eden Kırkpınar Pehlivanlık Törenleri’ndeki ‘Kırklar’ zamanla yok olmuş, hâkim inanç yapısının etkisiyle içeriğindeki Bektaşi akideleri sönümlenmiş. Yunanistan Türkleri ise bu geleneği orijinal haliyle yaşatıyorlar.
Başka bir az bilinen olguysa İran’da varlığını devam ettiren gene bir spor ve inanç birlikteliği örneği olan Zorhanelerdi. Zorhaneler İran’da çok yaygın olan bir spor müsabaka salonlarının genel ismi. Bu mekanlarda Hz. Ali’den aldıkları güç-kuvvet motivasyonuyla spor yapan insanları kameraya aldım. Spor salonları Hz. Ali resimleriyle süslü halde ve Hz. Ali’yi temsilen onun kırdığı Hayber Kalesi’nin kapısının küçük ama oldukça ağır bir temsilini kaldırarak spor yapıyorlar. Bu spor motivasyonlarının temeli Hz.Ali’den aldıkları güç ilişkisi. Bu da sahada gördüğüm en orijinal Hz. Ali ve yaşam ilişkilerinden biriydi.
Belgeselin teaserı için tıklayınız: https://youtu.be/TRb7qpu55KE


