Altın Eldiven: Almanya acı vatan!
Birgün Birgün Birgün Birgün
Yaşadıklarımdan öğrenemediğim bir şey var: Eleştirmenlerin fikirlerine güvenmemeyi öğrenemedim. Bir filmi seyretmeden önce onun Metacritic ya da Rotten Tomatoes gibi film değerlendirme sitelerinde ne puan aldığını hâlâ önemsiyorum. Ve bir filme gidip, gitmemeye bu puanlara bakıp karar verebiliyorum. Oysa o kadar yanlış, o kadar yanıltıcı olabiliyorlar ki bu değerlendirmeler. Tabii, ben de bir eleştirmenim ve […]

Yaşadıklarımdan öğrenemediğim bir şey var: Eleştirmenlerin fikirlerine güvenmemeyi öğrenemedim. Bir filmi seyretmeden önce onun Metacritic ya da Rotten Tomatoes gibi film değerlendirme sitelerinde ne puan aldığını hâlâ önemsiyorum. Ve bir filme gidip, gitmemeye bu puanlara bakıp karar verebiliyorum. Oysa o kadar yanlış, o kadar yanıltıcı olabiliyorlar ki bu değerlendirmeler.

Tabii, ben de bir eleştirmenim ve kendimi ciddiye almamayı da başaramıyorum. Sizden de kendimi ciddiye almanızı talep ediyorum üstüne üstlük. Bu ne yaman çelişki, sayın okur?

FİLMİN ERDEMLERİ VAR

Fatih Akın’ın ‘Altın Eldiven’ öncesindeki son filmi Paramparça (Aus dem Nichts) hem iyi eleştiriler aldı hem de bir sürü prestijli ödül. Bana kalırsa Altın Eldiven’in yanında Paramparça solda sıfır kalır. Ama gelin görün ki aldığı eleştirmen puanlarına göre ‘Altın Eldiven’ neredeyse gelmiş geçmiş en kötü filmlerden biri!

‘Altın Eldiven’in senaryosunun sorunları var. Diğer filmlerinin çoğunda da olduğu gibi. Ama filmin erdemleri de var ve bu erdemler bence filmi, ‘iyi film’ kategorisine sokabilecek nitelik ve nicelikte.

‘Altın Eldiven’ 1970’lerde geçiyor. Çok yönetmenli ‘Sonbaharda Almanya’ filminin ele aldığı yıllarda geçiyor diyebiliriz belki. 1970’lerde benim gibi ilkgençliğini yaşayan ve Almancı dayılara veya amcalara sahip olanlar için Almanya bir özgürlükler ve refah ülkesiydi. Dayım her yaz Almanya’dan ciciler getirir, yıllık blucin ihtiyacım (1 adet) ve müzik ihtiyacım (2 ya da 3 albüm) o sayede karşılanırdı. Ve tabii Pop dergisi alınır, Alman kızların hayalleri kurulurdu.

Oysa Almanya pek de parlak bir dönemden geçmiyordu. Kızıl Ordu Fraksiyonu etkindi. Alman devleti de onları en vahşi şekilde bastırıyordu. Bütün bu vahşetin geri planında çok daha büyük bir vahşet vardı elbette: Nazizm! Hitler faşizminin yaraları irin toplamış, iğrenç kokular salıyordu. Her Almanın, Nazizmle bir alakası olmuştu; ya kurban olarak ya da fail olarak. Kimisi akrabalarını toplama kamplarında kaybetmişti, kimisi onları toplama kamplarına bizzat tıkmıştı. Çoğunluksa itaat etmeyi seçmişti.
‘Altın Eldiven’ bunlara dair birkaç ipucu vermekle yetiniyor ama film boyunca o pis irin kokusunu, o düşkünlüğü, o dönemin üstüne çökmüş karanlığı neredeyse elle tutulacak kadar yoğun bir duyguyla perdeye yansıtıyor. Bravo!

‘Altın Eldiven’, babası komünist olduğu için toplama kamplarına atılmış bir genç manyağın hikâyesini anlatıyor. Adı Fritz Honka. Honka’nın müdavimi olduğu Zum Goldenen Handschuh adlı bar, Hamburg’un kötü şöhretli mahallelerinden birinde yar alıyor. Eski Nazi subaylar, yoksul dullar, her tür lümpen ve lümpen proleter bu bara takılıyor. Bu tipler (eski Nazi subay dışında) bence hiç de -kimilerinin yazdığı gibi- insani olmayan bir biçimde temsil edilmiyor (Screen’de Wendy Ide’ye göre öyle mesela). Tabii ki bir cumartesi akşamınızı bu tiplerle geçirmek istemezsiniz, tercih etme şansları olsa onlar da kendileriyle geçirmez. Ama film onların hayatlarındaki derin hüznü verebiliyor. En azından bu duygu bana geçti.

İKTİDARINI YAŞIYOR

Honka bu barda tanıştığı düşmüş kadınları yatağına atıyor, gerçi iktidarsız olduğu için bir cinsel ilişki kuramıyor onlarla. Nihayetinde iktidarını onları öldürerek yaşıyor. Honka korkunç biri, işlediği cinayetler de korkunç. Hannibal Lecter gibi hayran olacağımız bir seri katil değil o. Doğrusu da bu değil mi? Seri katillere hayranlık duymak sakat bir tutum değil mi?

Film çok kanlıymış. Bence değil ama, hadi öyle olsun. Cinayetler kanlı oluyor maalesef, ne yapacaksınız? Süper kahraman filmlerindeki gibi olmuyor.

HER PSİKOPAT SERİ KATİL DEĞİL

Filmin senaryosunun kusurları arasında Honka’nın alkolle ilişkisi var. Honka alkol aldığında bir canavarken, almadığında neredeyse bir melek. Ve bu iki durum arasında çok kolay bir geçiş var. Honka’nın komşularının yukarda neredeyse deprem olurken, sadece kokudan şikâyet etmeleri; cesetlerden kurtçuklar alt kat komşularının sofrasına düştüğünde bunun sonucunun görülmemesi gibi durumları da senaryonun eksikleri arasında sayabiliriz.

Honka bir psikopat ama her psikopat seri katil olmuyor. Film, bence Honka’nın sapıklığını besleyen ortamı çok başarılı bir biçimde betimliyor. Müthiş bir sahne tasarımı, müthiş bir renk paleti, çok iyi oyunculuklar bu filmi Fatih Akın’ın kariyerinde bence en yukarılara taşıyor.

Sanırım Batı, kendisine tutulan bu aynaya bakmaktan hoşlanmadı. Üstelik Haneke filmlerinde olduğu gibi steril bir şekilde de gösterilmiyor pislik. Fatih Akın’dan beklenen bu değildi sanırım. Benimse tam da beklediğim böyle bir şeydi Akın’dan.

Almanya acı vatan! Sadece gurbetçi Türkler için değil bazı Almanlar için de acı vatan!

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız