Nuriye ve Semih açlık grevinin 111. gününde. Kasları vücutlarını taşımamaya başladı. Yürümekte, duymakta, konuşmakta, su içmekte zorlanıyorlar. Her ikisi de eğitimci, öğretmen. Amaçları sadece yaşamlarını fiziksel olarak devam ettirmekten ibaret değil, düşünerek, yazarak, anlatarak, öğrenerek, öğreterek yaşamaya alışkınlar.

Buraya kadar hepimiz mutabıkız ancak eylemlerinin sonucunun ne olabileceğini konuşurken, amaçladıkları sonucun bu olmadığını unutuyoruz.

Yani; “Açlık grevi bir intihar biçimi değildir. Bir protesto biçimidir. Kişi kendi iradesi ile bilinçli olarak, yiyeceği reddetmektedir. Bu açlık grevi ölümle sonuçlanabilir. Ama temel amaç ölüm değildir.”

Bu açıklama, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) ‘Açlık Grevleri Sırasında Tıbbi Etik İlkeler ve Bunun Pratik Yansımaları’ bildirgesinden.

Aslında doktorlara yazılmış bu açıklama, Nuriye ve Semih’in neden açlık grevinde olduğunu gözardı edenlere de bir hatırlatma gibi. Bildirge, ‘bırakın’ çağrısı yapanlara, kişinin kendi bedeni üzerindeki iradesiyle ilgili kararın kendisine ait olduğunu anlatırken, çağrının muhatabının açlık grevcileri değil, talebin karşılanmasında etkili olabilecek yetkililer olduğunu da hatırlatıyor.

Memleketin direniş tarihi, güvenlik güçleriyle işbirliği içinde olup işkenceyi belgelemeyerek dolaylı yoldan işkenceye katılmış olan hekimlerle dolu. (Hatta ‘Hayata Dönüş’ diye anılan operasyonda bilgisizlik ya da kötü niyet sonucu zorla ve yanlış beslemeyle birçok eylemcinin Wernicke Korsakoff olduğunu biliyoruz.)

Bir de son 30 yılını hapishanelerde açlık grevcileriyle, hasta mahpuslarla geçirmiş olan, kendini sadece tedaviye değil, bu tedaviyi uygularken insanlığın birikimi olan tıbbi etik ilkeleri de uygulamaya adamış hekimler var.

Açlık grevi 111. günündeyken, Nuriye ve Semih’in sağlık durumunu kontrolden sorumlu doktorlara, bu ilkeleri hatırlatmak isterim:

» Açlık grevcisi zihinsel olarak ehliyetli, açlık grevine kendi iradesiyle karar vermiş, bu nedenle belirli bir zaman için yiyecek ve / veya sıvı almayı reddeden kişidir.

» Hastanın tedaviyi reddetmesi temel bir haktır ve hekimin hastanın arzusuna hürmet etmesi, etik olmayan bir davranış sayılamaz.

» Hekim ya da diğer sağlık personeli açlık grevinin sonlandırılması için herhangi bir baskı yapamaz. Tedavi ya da bakım bu amaçla kullanılamaz.

» Eğer açlık grevindeki kişi, başka bir hekimin de görüşünü isterse ya da ikinci bir hekimin tedavisini sürdürmesini arzu ederse, bu sağlanmalıdır.

» Hekim açlık grevindeki kişiyi her gün kontrol eder. Tıbbi takip formunu doldurur. Bu formda tıbbi bilgiler dışında hastanın kendi yazısıyla greve devam edip etmeme isteği ve bilinç kaybı durumunda tedavi kabul edip etmeme isteği mutlaka yer almalıdır. Bütün bu gelişmeler hekim tarafından kaydedilir ve gizliliğinden hekim sorumludur.

» Açlık grevcisinin bilinci bozulur ya da komaya girerse hekim, açlık grevcisinin son kararına saygı göstererek tutum alacaktır. Hastanın rızasına aykırı bir şekilde ‘zorla besleme’ etik açıdan doğru değildir.

» Bilinci açık olan açlık grevcisi beslenmeyi reddettiğinde bu kişiler hekimler tarafından zorla beslenmeyecektir. Bunun aksi, hem tıbbi etik hem de hasta hakları açısından yanlış bir tutumdur.

(Umarım, bu sabah Nuriye ve Semih’in işe dönme taleplerinin kabul edildiği haberiyle uyanırız da tüm yazdıklarım kadük olur.)