birgün

18° AZ BULUTLU

GÜNCEL 01.10.2020 04:00

Aman Osmanlı, canım Osmanlı!

İşbaşına geldiği 2002’de ülkeyi Avrupa Birliği’ne sokma iddiasında olan iktidar partisinin yüzü Batı’ya dönüktü. Aradan yıllar geçtikçe dönüp arkaya bakmalar sıklaştı. Yedi yüzyıllık koca Osmanlı vardı. Son dönemlerinde “hasta adam” unvanını almış olsa da bu işlerin “ustası” gelmişti siyaset sahnesine… Kendisinde “Osmanlı Ruhu” mevcuttu.

Osmanlı eski, ruh ise yeniydi. Bu iki veri gayet güzel harmanlandı. Ortaya yüzyılların imbiğinden geçirilmiş yepyeni bir siyasi akım çıktı:

-Neo-Osmanlıcılık!

Osmanlı üzerine en yaygın bilgiler Emin Oktay’ın orta ve liselerde okutulan tarih kitaplarındaki kadardı. İlk zamanlar “iyi” padişahlar varmış, devamlı olarak fetihler yaparlar, ülkelerinin sınırlarını genişletirlermiş. Sonra “kötü” padişahlar gelmiş, ülkeyi mahf-ı perişan ederek kaçıp gitmişler.

Neo-Osmanlıcılık siyaset sahnesine çıkınca, Osmanlı’nın tarihi şahsiyeti üzerine televizyon dizileri, sinema filmleri, popüler kitaplar furyası başladı.

Görüldü ki, Osmanlı şahaneydi!..

Orduları savaşlar kazanıyor ama kimsenin kılına zarar vermiyorlardı. Padişahların iktidara gelmeleri ve gitmeleri gayet ahlaki ölçüler içinde gerçekleşiyordu.

Sahiden Osmanlı nasıldı?

Nedim Gürsel, Covid-19 salgınında Voltaire’in müze evine kapanıp “Muhteşem Osmanlı” hikâyeleri üzerinden kurguladığı en yeni romanını tamamlayıp okurlarına -imzalı olarak- armağan etti.

Doğan Kitap’tan çıkan “Aşk ve İsyan-Saf Oğlan’ın İstanbul Yolculuğu” Voltaire’in 1759’da yayımlanan “Candide ya da İyimserlik” romanı kahramanı Candide’i İstanbul’a getiriyor.

Osmanlı’nın “renkli yanlarını” birinci tanıkların ağzından anlatıyor. Hepsi de belgelere dayalı olarak takdim edilen gerçekler okurlara “Hadi yaaa, bu kadar da olmaz artık” dedirtiyor.

Mesela Viyana Kuşatmasının pek fazla bilinmeyen detayları kitapta şöyle anlatılıyor:

“Türkleri Viyana kapılarında görmeliydin. Ne yürüyüştü o Tanrım!.. Padişahın iki yanında saf tutmuş solaklarla salaklar. Davullar vurulur, iki adım ileriye, bir adım geriye. En arkada yürüyen ‘Civelek Taburlarında’ gözleri. Padişah dahil iki adımda bir durup kaygıyla arkaya bakmaktalar. Tüysüz oğlanlar geliyorsa yola devam. Yoklarsa kazan kaldırıp, kelle istemeler, istemezükler, Civelekler olmadan savaşmayız demeler. İşte bu ahval üzere şevk ve öfkeyle düz ovaları aşmışlar, Viyana kapılarına dayanmışlardı!”

Osmanlı Padişahı Sultan III. Ahmet, 4 yaşındaki kızı Fatıma ile Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın düğünlerini bütün detaylarıyla romanda anlatıyor. Aynı şekilde sadrazamlarını nasıl idam ettirip kellelerini İstanbul’a getirttiğini de…

Fatih Sultan Mehmet, babası II. Murat’tın ölümü üzerine en küçük kardeşini de babasıyla birlikte toprağa verdiğini Gürsel’in mizahi bir dille anlattığı tarihi romanından öğreniyoruz.

Osmanlı hiç böyle anlatılmamıştı diyor Nedim Gürsel. 19 kardeşini aynı anda katleden padişahlardan, 200 çocuğu olanlara kadar her türlü bilgi belgelere dayanarak okurlara sunuluyor.

Kitap bitince nefes nefese kaldığınızı hissedip derin bir “Oh!” çekiyorsunuz:

-Aman Osmanlı, canım Osmanlı!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız