Amasra Davası bitti mi?

Mehmet TORUN / Maden Mühendisi
14 Ekim 2022 tarihinde Bartın-Amasra`da meydana gelen maden faciasında 43 madenci yaşamını yitirdi. Hukuki süreç şimdilik sonuçlandı ve bazı sanıklara cezalar verildi. Pek çok olayda olduğu gibi adaletin yerini bulmadığı mağdur yakınları başta olmak üzere büyük çoğunluk tarafından dile getirildi. Adalet, “yasaların herkes için eşit bir şekilde kullanılmasının sağlanması, doğruluk, hukuka uygunluk ve insanların hakkını gözetme” olarak ifade edilmekte. Ceza, caydırıcı olduğu sürece anlam kazanır ve toplum vicdanını rahatlatır. Son yıllarda ülkemizde yaşanan iş cinayetlerinde gerçek suçlular yerine günah keçisi gösterilen birkaç kişi ceza almakta ve dosya kapatılmakta.
Amasra’da yaşanan maden faciasını sadece teknik bir olay olarak görmemek gerekir. Havzadaki rezervin bölünmesi ve bu nedenle havza madenciliğinden vazgeçilmesi, yasanın emrettiği kamusal denetim görevinin yerine getirilmemesi, mevzuattaki eksiklikler, örgütsüzlük, teknik noksanlıklar, liyakatsiz kişilerin hak etmedikleri makamlara getirilmesi bu acı sonucu doğurmuştur.
Bir kamu kurumuna ait olan maden işletmesinde meydana gelen bu facianın mahkeme kararlarına bakıldığında olayın kök nedenleri, temel eksiklikler, hayati noksanlıklar dikkate alınmamış sıradan bir kaza gibi değerlendirilerek karar verilmiş. Oysa, facianın temel nedeni özelleştirme ve havza madenciliğinden vazgeçilmesi. Kömür sahasının parçalanması, bölünmesi ve çok büyük bir kısmının özel sektöre verilmesi. Mühendislik bilim ve tekniğine uygun çalışılmaması, tüm bunların sonucunda yapılması gerekli ana yatırımların yapılmaması.
Bu kararı verenlerin, kamuya ait sahayı pazarlayanların, kararın altında imzası olanların mahkeme dosyasında isimleri bile yok. Rutin işleri yürütme dışında hiçbir yetkisi olmayan birkaç alt/orta düzey yöneticiye ceza vererek dosyayı kapatmak, olası olayların önlenmesine hiçbir katkı sağlamaz, bugüne kadar da sağlamadı. Adaleti ise hiç sağlamaz.
Asıl sorumlu olan ilgili bakanlıkların yetkilileri, kamu adına denetim yapanlar, ruhsat sahibi kurumun yönetim kurulu üyeleri ne hikmetse dosyaya dahil edilmedi. Bu konudaki talepler dikkate alınmadı aynı Soma’da, Ermenek’te, Elbistan’da, Kartalkaya’da olduğu gibi.
AKP/Saray iktidarının uyguladığı özelleştirme politikası nedeniyle 2005 yılında sahadaki kömür rezervinin çok büyük bölümü (yüzde 97) bir şirkete önce rödovans (kiralama) ile, 2019 yılında ise ruhsat devri yöntemiyle verilmiş. Kamuda bırakılan çok küçük rezerv için yeraltı kömür madenciliğinin olmazsa olmazı ana yatırımlardan vazgeçilerek üretime devam edilmiş. Sonuç ortada.
Madenler; milyonlarca yılda oluşan, tüketildiğinde yerine konulamayan, hiçbir kişi ve zümrenin emeği olmayan, doğanın insanlığa sunduğu ortak değerler. Bu nedenle insanlığın yararına plânlı ve rasyonel bir biçimde üretilmeleri zorunludur. Ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda bir üretim plânlaması yapılmalı, madenlerimiz şirketlerin ya da kişilerin kâr amaçlı önceliklerine bırakılmamalı.
Maden faciaları sonrası devam eden hukuki süreçlerde yaşananlar sıkıntıyı daha da büyütmekte. Bilirkişilik sistemindeki aksaklıklar, yargıya yapılan siyasi müdahaleler ve hukuk sistemindeki tıkanıklıklar adaletin sağlanmasının önünde ciddi engeller olarak durmakta.
Amasra örneğinden yola çıkarsak; öncelikle faciaların olmaması için gerekli tüm önlemler acilen alınmalı, bu konuda tüm tarafların da görüşleri alınarak uygulamaya geçilmeli. Günübirlik tedbirler yerine kalıcı ve çözüme yönelik uygulamalar hayata geçirilmeli.
Elbette bunların temelinde demokrasinin ve hukuk devletinin uygulanması şartını unutmamak gerek. Mahkeme sonucu ne olursa olsun, gerçek adalet sağlanana dek dava kamu vicdanında devam edecek.


