birgün

23° AZ BULUTLU

DÜNYA 25.05.2020 18:17

Ambargoya karşı direnci Küba’yı Covid-19 krizine hazırladı

İçinde bulunduğumuz şey küresel bir pandemidir ve Küba’nın kapsamlı olarak kavradığı sağlık alanı hakkında söyleyecek çok sözü vardır. Ülkede sağlık hakkı temel bir insan hakkıdır ve Küba anayasasının ilgili maddeleriyle güvence altına alınmıştır. Yoksul bir ülke olmasına rağmen, sağlık bakımı evrenseldir ve zorunlu olmayan veya sadece estetik prosedürler de dahil her yurttaşa ücretsizdir

Ambargoya karşı direnci Küba’yı Covid-19 krizine hazırladı

Natasha Lycia Ora Bannan / İnsan Hakları Avukatı

Kriz zamanlarında kim olduğumuz ortaya çıkar. Bu, insanlar için de böyledir, devletler için de. Covid-19’un ortaya çıkardığı (yarattığı demiyorum) şey ise derin bir şekilde kusurlu ve eşitsiz bir toplum oldu. Sınıf ve ırkın toplumda bazılarımızın ömrünü kısaltacak şekilde nasıl da kesiştiği hakikati gözler önüne serilmiş durumda. Güç bela ayakta duran yapıların çöküşü, ne kadar yetersiz olduklarını ortaya koydu. Çoğu devletin aylardır bilinen bir hastalığı önlenme, kontrol altına alma ve bu hastalığa karşı koruma sağlama noktasındaki başarısızlığı, sermaye kaybına dair kaygıların hayatlarımızdan öncelikli olduğunu gösteriyor. Ve ömrümüzün pandemisine karşı en savunmasız toplulukları perişan eden de işte bu kapitalist yönetim yaklaşımı.

Örneğin yaşadığım kent New York’u ele alalım. New York’taki ölümlerin çoğunu; farklı renkten ve göçmen topluluklarından insanlar, ön cephede çalışan emekçiler ve düşük ücretli işçiler oluşturuyor. Bu insanları (lafta) “temel” kabul ettik ancak onlara geçinebilecekleri bir ücret vermeyi kabul edemiyoruz. Yiyeceklerimizi yapan, servis eden ve dağıtan bu emekçiler, Kongre tarafından bilinçli bir şekilde sağlık bakımı, işyeri ve ücretli izin güvencesinden mahrum bırakılıyor. Çoğu hala yüz binlerce dolar öğrenci kredisi ödemek zorunda olan ve maaş çekiyle yaşayan bu sağlık çalışanları, yeterli koruma ve kaynak olmadan ön cepheye konuldu ve hastaneler morga dönüştü.

Ancak pandemiyle başa çıkmak için hala başka bir yol mümkün: Tüketici korkularıyla felaket istismarı yapmadan tüm yurttaşların sağlık, refah ve güvenliğini merkeze alan bir yol… Bu açıdan, bir insan hakları avukatı olarak, yönetim anlayışlarına insan hakları çerçevesi ve yaklaşımını dahil eden ülkelerin krizle nasıl başa çıktıklarına bakmaktan kendimi alamıyorum. Bu ülkelerden birine yakından tanıklık etme şansım oldu. Zira virüsün dünyada ciddiye alınmaya başlandığı Mart ayının başlarında Küba, Havana’ya yolum düşmüştü.

ambargoya-karsi-direnci-kuba-yi-covid-19-krizine-hazirladi-735802-1.

KÜBA'NIN 60 YILLIK KRİZ HAZIRLIĞI

Küba’ya pek çok kez gittim; devletin en eski ve tek insan hakları baro örgütlenmesi olan Ulusal Avukatlar Odasıyla birlikte karşılaştırmalı hukuk dersleri ve konferanslarına katılmak için avukat ve hukuk öğrencilerini götürdüm. Bu nedenle, son zamanlarda virüs patlak verip sınırlar kapatılıncaya kadar ülkeye inmiştim.

ABD’nin yaklaşık 60 yıldır Küba’ya uyguladığı ekonomik, mali ve ticari ablukaya rağmen, bu küçük ada ülkesinin art arda yaşanan krizlerle karşı karşıya, kendini ve yurttaşlarını nasıl savunduğunu görmek dikkate değerdi. Sovyetler desteğini çektikten sonra Küba ekonomisin neredeyse çöktüğü “özel dönem” anlatılarını hatırlarım. Belki de ironik bir şekilde, Küba'nın bir pandemiye hazırlıklı olmasını sağlayan da tam olarak bu. Küba, ambargo konduğundan bu yana aralıksız ekonomik kriz yaşadı; belki de ABD'nin şu an içine girdiği krizden pek çok açıdan daha kötü krizlerle boğuştu. Krize hazırlıklı olmak (hatta alışkın olmak); ülkenin, toplumun en temel ihtiyaçlarını öngörüp gerekli önlemleri hızlı bir şekilde harekete geçirebilmesi anlamına geliyor. Bu kapsamlı koordinasyon, kabine yetkililerinin hızlı bir yuvarlak masa toplantısının ardından yurttaşlara krize cevaben alınan önlemleri duyuran akşam haberleriyle hemen devreye girebiliyor.

Küba sağlık ve hükümet yetkililerinin gün boyu yaptıkları bir dizi basın açıklamasından süzülen şeffaflık ve karşılıklı hesap verebilirlik duygusu, Küba toplumuna içkin daha derin bir değeri yansıtıyor: Bu ülke, kolektif mücadelenin ne demek olduğunu ve topyekun kurtuluş için ne kadar önemli olduğunu derinden anlayan bir ülkedir. Herkesin karşılıklı güvenlik ve refahını temin etmek için atması gereken adımlar hakkında birbirleriyle diyalog halinde olması Küba’nın günlük rutinidir. İnsanlar her şeyi birbirleriyle paylaşır: bilgiyi, yiyeceği, barınma ve ulaşım araçlarını. Paylaşmak toplumun kumaşına işlemiştir ve Kübalı olmanın esasıdır. Ne demişler, Küba halkı yediğinden artanı değil, sofrasındakini paylaşır.

Hükümetin 21 Mart tarihinde, okulların kapanması, sınırların kapanması ve toplum içinde yüz maskesi zorunluluğu gibi Covid-19’la savaşmak için aldığı önlemleri halka duyurmasıyla, sokakta yürüyen neredeyse her Kübalının ev yapımı yüz maskesi takması, günlerle ifade edilebilecek kadar kısa süre içinde hayata geçti. Bu süre içerisinde yüz maskelerinin nasıl yapılacağı ve maskelerin nasıl steril tutulacağını açıklayan günlük reklamlar televizyonda yayınlandı, bu nedenle kimse evlerinde veya sokaklarda başkalarına hastalık bulaştırmadı. İnsanlar gardıroplarında unutulmuş pantolonlardan, mutfak havlularından veya eski perdelerden kendilerine ve ihtiyacı olanlara maskeler yaptı. Görünen o ki bir gecede neredeyse herkesin bir maskesi vardı; maskeniz yoksa da birinin size fazla maskesini vereceği kesindi. O vakitler ABD’de Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) henüz yüz maskelerini zorunlu kılmamıştı dahi. Bu durum binlerce insanın öldüğü 2 haftanın ardından 3 Nisan’da değişti. (Çn. CDC, yüz maskesi kullanma tavsiyesini 3 Nisan’da yayınladı)

ambargoya-karsi-direnci-kuba-yi-covid-19-krizine-hazirladi-735803-1.

KOLEKTİF KRİZ ANCAK VE ANCAK KOLEKTİF MÜVADELEYLE AŞILABİLİR

Sosyal mesafe gerekli olmasına karşın, (bunu başarabilmek) çok insanın (veya ailenin) genellikle sıkışık koşullarda birlikte yaşamak zorunda kaldığı düşük gelirli topluluklarda veya ülkelerde kolay değildir. Şüphesiz ki Küba, sosyal olmakla birlikte, mesafe korumanın kolay olduğu bir ülke değildir; bu, hem tüm ailelerin bir çatı altında beraber yaşaması nedeniyle, hem de adanın kültürü sosyal ayrılığa değil, sosyal bağlanmaya karmaşık bir şekilde daha yatkındır. Küba’nın ekonomisi dayanışmaya dayanmaktadır; halkın geçimi ise girift bir işbirliğine bağımlıdır. Bir gecede yapılan yüz maskelerinin çoğu hemen aile ve komşularla paylaşılmıştır. Küba’nın dokusunu oluşturan bu yaygın sosyal ağlar ve dayanışma, aslında tam da burada sosyal mesafeyi sağlayan şeydir; çünkü insanlar, özellikle kriz zamanlarında kolektif ihtiyaçların tek kişinin ihtiyaçlarının üzerinde tutulması gerektiğini anlıyorlar. Bu nedenle, komşular arasında aynı balkon sohbetleri devam ederken, çocuklar apartmanın önünde takılıyor, ama maskeleri yüzlerinde ve aralarında en az 2 metre mesafeyle… Ve yine de, Küba’nın bir gün, görünmez bir istilayla bile yenileceğine ihtimal vermesem de, Havana’yı bugünlerde böyle sessiz bulmak oldukça ürkütücü. Zira Küba, dünyada asla boyun eğeceğini düşünemeyeceğim bir yer.

Şüphesiz ki, sürekli evde kalmak herkes için güçtür, hatta bazıları için diğerlerine göre daha zorludur. Buna karşın, birbiriniz için sorumluluk duygusu paylaştığınızda ve bir amacınız olduğunda bu, özveriye dönüşür ve anlam kazanır. Sokaklardaki ve toplu ulaşım araçlarındaki insan sayısını kısıtlamak için alınan önlemlerden günler önce, sokaklarda insanlara yüzlerini ellememelerini hatırlatan Kübalıları görmeye başlamıştık ve konut, işyeri, tesis, restoran ve hatta toplu taşıma girişlerinde şişelerce seyreltilmiş Kloroks solüsyon bulunduruluyordu. Bir gün taksiye binerken saçlarıma dokunduğumda yaşlı bir adam eleştiren gözlerle bana bakmış, saçın ellerin değmemesi gereken yerlerden biri olduğunu söylemiş ve beni paylamıştı.

ABD, Porto Riko ve Kolombiya’daki sevdiklerimle günlük görüşmelerimde, gördüğüm ve duyduğum şeyler farklı gerçekliklerdi. Kuşkusuz çoğu yerde karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma ağları ortaya çıkıyor, insanlar belki daha önce hiç olmadığı kadar (veya olması gerekmediği kadar) birbirleriyle iletişim halindeler, birbirlerini kontrol ediyorlar ve güvende ve sağlıklı olduklarından emin olmak istiyorlar. Ancak büyük bir çoğunluğumuz, insani tepki zincirimizi hatırlayarak bir hakikati ilk kez idrak ediyor: Hayatta kalmak kolektif bir eylemdir. Bu süreçte diğerlerinin yaşam ve ihtiyaçlarını, ille de bizimkilerin üzerine değil, bizimkiyle aynı seviyeye koymaya çalışarak dahi bu hakikati anlayabiliyoruz.

Bugünlerde hayatta kalmak için başka yol olmadığı bize apaçık görünüyor, ancak toplumlarımızda işler daha önceleri hep bu şekilde işlemiyordu. ABD’nin erdemi olarak övülen aşırı bireycilik, artık tehlikeli biçimlerde hata veriyor. Michigan, Virginia ve Minnesota’da insanlar, eyalet merkezlerinde valilerin evde kalma emirlerini “protesto etmek” için sokaklarda toplandı. Ellerinde ağır silahlar, yüzleri maskesiz gruplar halinde bir araya geldiler. Trump, kendi idaresinin ve sağlık yetkililerinin toplum sağlığı ve güvenliği önerilerini boşa düşürerek, bu eli silahlı kimselere eyaletlerini “özgürleştirme” çağrısında bulundu. Hiçbirimizin izole özneler olmadığı ve kolektif varoluşumuzun işbirliği, yardımlaşma ve dayanışmayı gerektirdiği giderek küreselleşmiş bu dünyada; Beyaz Saray tarafından model alınan ve “Amerikanizm” olarak sunulan bu davranış biçimini, Küba’nın nasıl davrandığı ve hayatta kalmayı nasıl algıladığıyla yan yana koyduğumuzda her şey apaçık ortaya çıkıyor. İşte Küba, dünyanın en zengin ülkesi tarafından uzun süredir en yaygın ekonomik ambargo (neredeyse her ülke tarafından reddedilen) altındayken bile bu şekilde hayatta kaldı.

ambargoya-karsi-direnci-kuba-yi-covid-19-krizine-hazirladi-735804-1.

SAĞLIK, KÜBA'DA BİR İNSAN HAKKIDIR

İçinde bulunduğumuz şey küresel bir pandemidir ve Küba’nın kapsamlı olarak kavradığı sağlık alanı hakkında söyleyecek çok sözü vardır. Ülkede sağlık hakkı temel bir insan hakkıdır ve Küba anayasasının ilgili maddeleriyle güvence altına alınmıştır. Yoksul bir ülke olmasına rağmen, sağlık bakımı evrenseldir ve zorunlu olmayan veya sadece estetik prosedürler de dahil her yurttaşa ücretsizdir. Adanın yurtdışında ihtiyaç olan yerlere tıbbi personel görevlendirmeleri ünlüdür. Doktorların görevlendirildikleri yerler, görevlendirilmeye gönüllü tıp personeli bulmanın dahi çok zor olduğu yoksul ve kırsal yerlerdir. Venezüella ve Nikaragua’nın uzak yerlerine, Kübalı doktorların bölgelerinin tek doktoru olduğu yerlere ziyaretlerde bulundum. O doktorlar gönüllü gittikleri bu ücra bölgelerde kahraman olarak karşılanıyorlar. Covid-19 salgınının patlak vermesinden bu yana, İtalya ve İspanya dahil en az 18 ülke Kübalı doktorların ülkelerine gönderilmesini talep etti. New York’ta bile, Küba’da eğitim görmüş ABD’li doktorlar Brooklyn’de Wyckoff Heights Tıp Merkezinde veya Güney Bronx’ta çalışıyorlar ve can kayıplarını önlemek için mücadele ediyorlar.

Sağlık çalışanları, kendilerini ve hastalarını harcayan sağlık sistemleri içinde çalışırken bile hayranlık uyandırıyor. Tam da New York’taki gibi, burada her akşam 9’da Kübalılar camlarını açıyor, balkonlarına, verandalarına çıkıyor ve burada ve yurtdışında sağlık çalışanlarının hayat kurtaran emeklerini alkışlıyorlar. Bu eylem, bize niçin hala evlerimizde olduğumuzu ve umudun hep olduğunu hatırlatan moral verici bir kutlama. Burada insanlar tezahürat yapmak için bir araya gelirlerken, birkaç ada ötede Porto Riko’da, yerel yönetimin salgın yönetiminde sabıkalı bir şekilde ihmalkar tutumunu ifşa etmek için cacerolazos (tencere tavalara vurma) geleneği her akşam 8’de sürüyor. Sömürge Porto Riko’da halk yolsuzluk ve başıboşluğa karşı 2019 yazında başlayan protestolarına devam ederken, bir saat sonra kardeş ada ve en yakın müttefiği ise dünyaya krizin nasıl sorumlu ve koordineli bir şekilde yönetilebileceğini gösteriyor.

Sağlık hakkı güvencesi sadece Kübalılarla sınırlı değildir, sağlık politikası aynı zamanda adanın dış politikasının önemli bir kısmını oluşturmaktadır, zira Küba, dünyanın geri kalanıyla elinden artanları değil, elindekileri paylaşıyor. Covid-19 tedavisinde kullanılan ve Küba’nın elinde bulunan Interferon Alfa-2B adlı bir ilaç, Çin ve İtalya gibi talep eden toplam 72 ülkeye çoktan gönderildi. Interferon Alfa-2B Çin’de olumlu sonuçlar vermiş ve Çin Farmakoloji Derneği tarafından Covid-19’la ilişkili solunum problemlerinin tedavisi için en iyi ilaçlardan biri olarak gösterilmişti. Ülke, aynı zamanda virüse karşı aşı geliştirmeye çalışıyor. ABD Gıda ve İlaç İdaresinin adayla bilimsel işbirliği çalışmalarına izin veren Obama dönemi değişikliklerine rağmen, virüsün merkezi konumundaki ABD’de oturanlar muhtemelen yaptırımlar nedeniyle (aşı çalışması başarıyla sonuçlandığında dahi) bu aşıya ulaşamayacak.

Son zamanlarda BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri bile Küba gibi Covid-19’a karşı savaşan ülkelere karşı yaptırımların kaldırılması çağrısında bulundu. Aksi takdirde, yaptırım altındaki ülkeler sağlık sistemlerinin çökmesi ihtimaliyle karşı karşıya kalacaklarından virüsün zaten korkunç küresel tablosu daha da uzayacak ve kötüleşecektir.

ambargoya-karsi-direnci-kuba-yi-covid-19-krizine-hazirladi-735805-1.

Vakaların erken tespit edilmesi, Küba’nın stratejisinde kritik rol oynadı. Bunda da ev ev gezerek virüs semptomları gösterenleri tarayan adanın ünlü tıp öğrencilerinin katkısı büyük. Onların her gün evlere gelip herhangi bir semptom göstermediklerini mutlulukla bildiren vatandaşlarca selamlandıklarına defalarca şahit oldum. Hastaneye gidemediklerinden veya gitmeye korktuklarından apartman dairelerinde, bakım evlerinde öldüğü tahmin edilen 4.400 New Yorkluyu düşünmekten kendimi alamıyorum. Sadece New York City’ta bulunan 15 tıp okulundan öğrenciler koruyucu ekipmanının kuşanıp risk altındaki bölgeleri ziyaret etmiş olsaydı, belki de Bronx’ta Hart adasında toplu defin görüntülerini görüyor olmazdık.

ABD’den ayrıldığımda, New York’ta henüz Covid-19 vakası yoktu. Buna rağmen, eczanelerde veya marketlerde alkol, el dezenfektanı, aloe vera jeli, tuvalet kağıdı ve kiler malzemeleri kalmamıştı. İnsanlar stok yapmaya başlamış ve uzayan kuyruklarda kalan son kavanoz fıstık yağı için kavgaya tutuşuyorlardı. Evet, Küba’da zaman zaman uzun gıda ve ilaç kuyruklarının olduğu doğrudur. Özellikle Çin vatandaşlarının bağışladıkları tıbbi malzemelerin bir Kolombiya havayolu firmasıyla nakliyesine ABD yaptırımları nedeniyle izin verilmediğinde buna şahit olduk. Ya da Kübalıların yemek yaparken ya da toplu ulaşımda kullanması için başka milletlerce gönderilen dizel ve gazla dolu gemiler, yasadışı ve ahlaksız ambargo altında yaptırım tehdidinde bulunan ABD hükümetinin çağrısıyla limanda durdurulduğunda da benzeri bir durum yaşanmıştı. Bu gibi durumlar kaçınılmaz bir şekilde daha uzun (gıda ve ilaç için) kuyruklara ve çileli günlere sebep oluyor. Zaten ambargonun amacı da bu değil mi? ABD Dışişleri Bakanlığı, ambargonun amacını başından beri “Küba’yı para ve tedarik mallarından (…) mahrum bırakmak, ücretleri parasal ve reel açıdan azaltmak, açlık ve sefalete sebep olarak hükümeti devirmek” olarak tarif ediyor. İşte durumu ironik hale getiren de bu; Küba, ambargonun gerekli tıbbi malzemelerin satın alınmasını kısıtladığına dikkat çektiğinde, ABD Dış İşleri Bakanlığı ise Kübalıların acı çekmesinin sebebinin Küba hükümetinin ekonomiyi yanlış yönetmesinden kaynaklandığını iddia ediyor. Gerçekte ise Küba ekonomisi, ABD’nin Küba halkının sefalet yaşamasını dizayn eden politikalarıyla bilinçli bir şekilde tıkanıyor.

İNSAN HAKLARI ÖRNEĞİ OLARAK KÜBA

Kriz yönetimi açısından ne tür bir insan hakları merkezli yaklaşım olabileceğine dair gözlemde bulunuyorum. Bu noktada bana her zamankinden daha doğru gözüken şey ise; sağlık politikası açısından sağlık felaketlerine, milli güvenlik meselesiymiş gibi veya beyaz ırkçılığını gizleyecek bir bahane olarak değil de, gerçekten sağlık meselesi olarak yaklaşan bir yönetimle hak ettiğimiz dünyayı tasarlamanın, talep etmenin ve hayata geçirmenin tam zamanı olduğu. Evrensel ve makul fiyatlı sağlık, tüm emekçiler için güvenli işyeri, geçinebilecek bir ücret, emekçi merkezli ekonomi ve güvenle yaşayabileceğimiz onurlu barınma…

Bu talepler, politik kampanyaların ötesinde işsizlik kaydı açılan ve sevdiklerini Covid-19 testi olmak için beklerken kaybeden 33 milyon Amerikalının evlerinde yankılanıyor. İnsani taleplerin ağırlığı altında çöken sistemler bize, aslında onların herkesin değil sadece birkaç kişinin asıl ihtiyaçlarını karşılamak için inşa edildiğini göstermektedir. Küba milli bütçesinin üçte ikisi üç alandaki harcamalara ayrılmaktadır: eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik. Şayet anonim şirketlere giden sübvansiyonların, büyük restoran zincirlerine yönelik kurtarma paketlerinin yarısı düşük gelirli emekçilere, sağlık emekçilerine ve göçmen işçilere gitse, taleplerimizin yarısını karşılamış olurduk.

ambargoya-karsi-direnci-kuba-yi-covid-19-krizine-hazirladi-735806-1.

Eşitsizlikler ve hükümetlerin ihmal ve suistimalleri yaşamlarımızın üzerinde kol gezerken hep yaptığım gibi, insan hakları ilkelerine ve taleplerine geri dönüyorum. Bu krizin, halkın hala 2017 Maria ve Irma Kasırgalarının yaralarını sarmaya çalıştığı ve bir dizi depremin birkaç ay önce binlerce insanı sokaklarda bıraktığı Porto Riko’da yarattığı yıkımı düşünmek bile istemiyorum. Ya da Washington Heights’ta, New York’ta Hunts Point’te ve Jackson Heights’ta federal sağlık bakımından, iş güvenliğinden ve ekonomik yardımdan bilinçli bir şekilde mahrum bırakılan göçmen toplulukları… Kapitalizm felaketi hayatta kalma mücadelesi veren en savunmasız topluluklar üzerinde kol gezerken, yaptıkları işler “temel” olarak görülmekle birlikte kullanılıp atılacak emekçilerin sağlık ve refahını merkeze alan kriz yaklaşımı nasıl bir şey olurdu acaba?

Bence yine de Küba, kolektif olarak hayatta kalma mücadelesi açısından neyin mümkün olduğunu gösterecek referans noktası olarak hizmet ediyor. Nihayetinde bu, sadece refahımızı temin eden kent ve eyaletlerin “yeniden açılması” veya teşvik paketi şeklinde olmayacak. İçimizdeki en savunmasız olanların ve en çok marjinalleştirilenlerin ihtiyaçlarını merkeze aldığımızda ve hep beraber daha onurlu hayatlar yaşamak için ne gerektiğini sorduğumuzda gelecektir. Ve Küba’nın bize hatırlattığı en büyük ders şu: Halka ve emekçilere, şirketlere kurtarma paketleri dağıttıktan sonra elimizde kalan artıkları değil, elimizdekileri vermeliyiz.

Truthout’tan çevrilmiştir: Dış Haberler Servisi

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız