birgün

8° PARÇALI BULUTLU

YAŞAM 22.02.2020 07:36

Anadile sığınmak

Hemşince ‘açıkça tehlikede’ olan diller arasında yer alıyor. Bu dili yaşatmak için hikâyeler yazan Asiye Yalçın: Bunu direniş olarak görüyorum ve dilin yok olmaması için herkesi mücadeleye çağırıyorum

Anadile sığınmak

Havva Gümüşkaya

Hemşince, UNESCO’nun ‘açıkça tehlikede’ olan diller listesinde yer alıyor. Açıkça tehlikede olan dillerin çocuklar tarafından anadil olarak öğrenilme oranı oldukça düşük. Bu dilin gelecek nesillere aktarılması için Hemşince öyküler yazan Asiye Yalçın ile konuştuk. Şimdiye kadar üç hikâyesi yayımlanan Yalçın, üzüldüğünde, sevindiğinde anadiline sığındığını söyledi.

Yok olma tehlikesi altında olan bir dilde öyküler yazıyorsun. Nasıl başladın Hemşince yazmaya?

Hemşince’nin yok olma tehlikesi altında olan diller arasında olması beni tedirgin ediyor ve bunun için gerçekten üzgünüm. Hemşince yazılan tek bir şiirin, yazının, öykünün, konuşulan her kelimenin ne kadar önemli olduğunun farkında olmamız gerekiyor. Bu durumun ciddiyetinin farkında olduğum için asla yazmayı bırakmayacağım ve hep ısrarcı olmaya devam edeceğim.

anadile-siginmak-691493-1.Hemşince yazmaya ne zaman başladığım konusunda net bir tarih söylemem mümkün değil. Çünkü kendimi bildiğimden beridir Hemşince konuşuyor, şarkılar dinliyor ve Hemşince dinlediğim hikâyeleri not alıyordum. Bu 5-6 cümlelik notlar zamanla paragrafa birkaç kurgu ile de öyküye dönüşmeye başladı. Hemşince üretmek inanılmaz keyif aldığım bir şey.

Hemşinceyi kullanırken zorluk yaşadın mı, destek aldığın bir yer var mı?

Çok fazla yaşıyorum. Anadilim olmasına rağmen bunun için eğitim almak mecburiyetinde hissediyorum çoğu zaman kendimi. Çünkü Hemşince yazmak ve okumak kolay bir iş değil. Alfabe olarak Latin harfler kullanıyoruz. Fakat Latin alfabesinde olmayan sesler de var, kullanımları değişiklik gösteren sesler de mevcut. Bu konuyla ilgili çok güzel çalışmalar yapılıyor son yıllarda. Türkiye’nin Hemşince üzerine, Latince harfler kullanılarak yazılan ilk dergisi Gor Dergi’ var mesela. Gor Dergisi’ni okumaya başladıktan sonra yazı dilini öğrenmeye başladım diyebilirim.

Biraz öykülerinden bahseder misin?

Şimdiye kadar Gor Dergisi’nde 3 öyküm yayımlandı. İlki ‘Antsu’. Antsu bir keçi. Hikâyede ise bir keçi ve küçük bir çocuğun birbirleri ile kurduğu bağı ve bir o kadar da içten olan ilişkisinden bahsediyor.
İkinci hikâyem ‘Kukku asoğez deyi bedgenim momi.’ Bu öykü kültürümüzde dede ve babaannenin hayatımızdaki önemine değiniyor. Onlarla büyümüş olmanın verdiği gücü anlatmak imkânsız ama burada bu güçlü bağdan benim payıma düşeni elimden geldiği kadar anlatmaya çalışmıştım.

Son öykü ise ‘Pempe.’ O da çay emekçisi güçlü bir Hemşin kadınının öyküsü.

Yazacağım hiçbir şeyi orada yaşadığım şeylerden bağımsız düşünemiyorum. Nasıl büyüdüm ve neler dokundu hayatıma diye dönüp baktığımda; dedem, babaannem, çayımız, fındığımız, bahçemiz, ağaçlarımız, ineklerimiz, keçilerimiz, oyunlarımız, yaylalarımız, düğünlerimiz türkülerimiz, güçlü ve üretken annelerimizi görüyorum... Ve yazmak için bunların hepsine ihtiyaç duyuyorum.

anadile-siginmak-691494-1.

Aslında sen de anadilinde yazarak onu yaşatmak için bir mücadele veriyorsun. Başka neler yapılmalı, Hemşinceyi yaşatmak mümkün mü?

Elbette mümkün. Hemşince için konuşacak olursam, bizim insanlarımız kendi diline sahip çıkıyor, hâlâ daha yörede Türkçeyi iyi bilmeyen yaşlılar mevcut. Bir kere en önemlisi şu, bu dili konuşmak, konuşturmak gerekiyor. Tehlikenin farkında olmamız gerekiyor öncelikle. Genç nesil Hemşince konuşmaya hâkim değil mesela. Okula başladığımda, okulda bu dili konuşmamam konusunda tembihlenirdim. Akşamları dedemle, babaannemle konuşup, gündüzleri okulda arkadaşlarımla Hemşince konuşamama durumu söz konusuydu. Yani özetle düşünüyorum da o dönemde okullarda konuşmamız, yazmamız, kendimizi ifade etmemiz yahut kültürel olarak dahi olsa Hemşince dersler mümkün olsa, bugün yok olmaya yüz tutmuş bir dil olmamız imkânsızdı.

Bir başka söyleyeceğim şey ise eli kalem tutan herkes bir şeyler karalamalı, sesi çıkan herkes bağır çağır söylemeli, anlatımı güçlü olan herkes hikâyelerini tekrar tekrar anlatmalı. Yani bu durumdan, bu dilin içine doğmuş herkes sorumlu hissetmeli kendini, ne yapabilirim demeli, zaten bildiğimiz bir dil ve üzerine herkes ne yapabileceğini, neler katabileceğini düşünürse eminim Hemşince gülümsemeye başlayacaktır.

Önümüzdeki dönem içinde yeni çalışmaların, projelerin var mı?

Yazmanın, söylemenin, konuşmanın bu dilin yok olması karşısında çok büyük bir güç olduğunu anladığımdan beridir daha özenle ve daha istekli yazmaya başladım. Önceleri sadece kendim için yazdığım şeyleri bugün bir dilin yok olmaması için bireysel bir direniş olarak görüyorum. Ve herkesi bunun için mücadeleye çağırıyorum. Halihazırda olan birkaç hikâyem var onları toparlama sürecindeyim. Aynı zaman da yine Hemşince şarkı sözü yazıp düzenlemelerini yapmaya çalışıyorum. Ama belki çok ileriki dönemler için, dili tam anlamıyla kullanmayı öğrendikten sonra, dedemin ve babaannemin anısına Hemşince bir öykü kitabı çıkarmayı çok istiyorum.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız