Anayasa dışı bir adlandırma: Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Bu başlık, şu şekilde de anlaşılabilir: meşruiyet ve mer’iyet gölgesindeki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CBHS).
2019 Bütçesi görüşmeleri vesilesi ile TBMM’de CBHS deyimini kullanan iki gruba üçüncü bir halka eklendi: Külliye temsilcileri.

Bu kavramı, Meclis çatısı altında AK Parti ve MHP temsilcileri kullanıyordu. Bütçe görüşmeleri sırasında, bunu daha sıkça duyacağız.

Oysa, bu kavramın anayasal bir dayanağı yok: Anayasa’da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yazmıyor.
CBHS adlandırmasının anayasal bir gerçekliği yansıtıp yansıtmadığı tartışmasına girmeyeceğim. Buna, önceki yazılarımda değindim; gerekirse ayrıca üzerinde durulabilir.

Sorun şu: Komisyonlarda ve Genel Kurul’da görüşülmekte olan bir yasa önerisinin anayasallığı sorunu gündeme geldiği zaman, AKP ve MHP temsilcilerinin ortaklaşa sarıldığı kavram CBHS. Daha doğrudan deyişle, şöyle bir ortak savunma yapılıyor : şimdi artık cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi var.

Bu söylem ve savunma, anayasaya aykırılıkları örtmek veya meşru kılmak için tehlikleli bir eğilimi yansıtıyor.
Şöyle ki; siyasal meşruluk için kullanılmaya başlanan CBHS, şimdi «yasal meşruluk» veya anayasal olmayan siyasal kavram üzerinden «anayasallık ölçütü» dayatılmaya çalışılıyor.

Siyasal bir kavram
Hatırlayalım: TBMM OHAL düzenlemeleri açısından devre dışı burakılarak «istismarcı Anayasa değişikliği» yolunda adeta araçsallaştırıldı.

OHAL ortam ve koşullarında meşru olmayan bir Anayasa değişikliği ile, siyasal ve anayasal bellek yok sayılarak ulusal anayasal kimlik yadsınmak istendi. Bu yabancılaşmayı, «yerli ve milli» yalanı ile, 6771 sayılı Kanun düzenlemesine toplumu alıştırmak için, sonradan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verildi.

Hukuk kavramı değil
Buna karşılık, CBHS Anayasa’da yer almıyor. Bu şu bakımdan önemli. Bir yasa, Anayasaya uygunluk açısından tartışılırken, öncelikle Anayasa’nın emredici ve yasaklayıcı hükümleri ile çakışma ve çatışma bakımından değerlendirilir.

Mesela, bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (CBK) için, öncelikle madde 104’te yer alan Cuhurbaşkanlığı «kararnamesiyle düzenlenemez» ve «kararnamesi çıkarılamaz» (iki kez) yasaklarının ihlal edilip edilmediğine bakılmalı.

Bunlar yasak alanlar olup, CBK ile düzenlenmesi durumunda hukuken yok hükmünde sayılır. Bunu veya Anayasa’ya aykırılığı saptayacak organ Anayasa Mahkemesi (AYM).

AYM, denetim ölçütü olarak doğrudan ilgili maddeleri ( örneğin, kamu hizmeti görevlileri ile ilgili düzenlemenin kanunla yapılacağını hükme bağlayan md.128) olduğu kadar, Genel Esaslar (1. Kısım) başlığı altında yer alan temel normları kullanır.

Üçlü referans normu
AYM, değinilen anayasal kurallar ötesinde, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası andlaşma ve sözleşmeleri olduğu kadar, hukukun genel ilkelerini de ölçüt olarak kullanabilir. Daha somut ifade ile, Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve hukukun genel ilkeleri, AYM’nin üçlü denetim ölçütünü oluşturur.

Dava yolu veya itiraz yolu ile olsun, bireysel başvuru ile olsun, anayasal yargı denetimine bağlı hukuki işlemlerde denetim ölçütleri ortak olup hukukidir.

CBHS değil, DSHD…
Sonuç olarak, CBHS, bir siyasal dayatma aracı olarak sıkça dillendirilse de, Anayasaya aykırı yasaları meşrulaştırma aracı olarak kullanılamaz; kesinlikle AYM’nin denetim ölçütü olamaz. Eğer mutlaka genel bir kavram kullanılacaksa, bu da, «insan haklarına dayanan laik ve demokratik sosyal bir hukuk devleti» (Any. Md.2) olmalı.

Başta CHP gelmek üzere, TBMM’de temsil edilen siyasal parti temsilcileri, kavramsal dayatma ve tuzağa düşmemeli…