birgün

14° PARÇALI BULUTLU

SİYASET 09.04.2020 04:00

Anayasacılığın sonu mu, yoksa yeni bir çağa doğru mu?

Liberal/ sosyal/ çevresel anayasacılık; genel çizgileriyle anayasal kuşaklar. Covid-19 sonrası yeni bir anayasal evre açılacak mı?

Önce hatırlayalım: liberal anayasacılık, 19. yüzyılda devletin varlık görevleri çerçevesinde kurgulandı; yasama-yürütme ve yargı olarak üçlü erkler ayrılığı şekillendi. Devletin müdahaleden kaçınması, özgürlük ve hak anlayışını biçimlendirdi.

İkinci Dünya Savaşı sonrası sosyal anayasacılık, devlet ve haklar açısından sosyal sıfatı ile tanımlandı; “kaçınma” anlayışı yerini, devletin edim borcuna bıraktı:: sosyal devlet ve sosyal haklar.

Son yarım yüzyılda ise, çevre ve ülke ile ilgili konu ve sorunlar, anayasalarda görünür hale geldi: çevreci anayasacılık.

ÜÇ ÇAĞ: KİŞİ/TOPLUM/ÇEVRE

Değinilen anayasal dönüşümlerin itici güçleri, toplumsal gereksinimler ve çatışmaların belirlediği insan hakları anlayışındaki evrim oldu.

-Kişi güvenliği çağı: güvenlik ve özgürlük temelinde bireyselci yaklaşım dönemi.

-Sosyal güvenlik çağı: sosyal hakların ancak devlete edim borcunun yüklenmesi ile gerçekleşebileceği görüşünün anayasalara yansıması.

-Ekolojik çağ: “insan merkezci” (égocentrique) özgürlük anlayışından “çevre merkezli” (écocentrique) haklar anlayışına geçiş tartışmalarının yapılmaya başlandığı 20. Yüzyıl sonu.

TIP VE İNSAN HAKLARI

Genetik ve özgürlük ilişkisi, tartışmalara yeni bir boyut kattı: bilimsel gelişmeler, insanın doğal yapısının hizmetine konulmakla mı sınırlı kalacak, yoksa bilim özgürlüğü, insan türünü değiştirmek için de kullanılmalı mı? Kısacası, yeni bin yılı insanlık tıp ve etik tartışmaları eşliğinde selamladı. Hatta bazı uzmanlar, tıp bilimindeki gelişmelerin olası risklerini yeni bir insan hakları anlayışının önleyebileceği görüşü ile 4. Kuşak haklar önerisi yaptı: tıp bilimi ve insan hakları.

YA 2000’Lİ YILLAR?

2000’lerin başından bu yana, kuş ve domuz gribi veya coronavirüs enfeksiyon (2003’te SARS, 2012’de MERS ve 2019-2020’de SARS-Cov2) dizileri, her seferinde insanlık ve uygarlıkları üzerinde ağır sonuçlarla giderek çoğalıyor. Bu tehditler karşısında, çağdaş toplumların güncel örgütlenme tarzı, çaresiz kaldı.

İnsan yaşamını, çevresel felaketlere ve silahlanmaya (haliyle savaşa) karşı, hatta bilimsel ve teknolojik gelişmelere karşı korumaya çalışırken, 21. Yüzyıl, gözün göremediği, ama kitlesel ölümlere neden olan “mikroplar yüzyılı”na dönüşmeye başladı.

KÜRESELLEŞME: İKTİSADİ Mİ, VİRÜTİK Mİ?

İnsan sağlığı, ekosistem gibi, insanlığın varlığını sürdürmesinin temelini oluşturur. Bu nedenle, sağlık ve çevre kavramları, genellikle birlikte kullanılır; sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı gibi.

İktisadi küreselleşme fetişizmi ile yeni bin yıla giren insanlık, “virütik küresel tehdit” le karşı karşıya. Küreselleşmenin itici güçlerini olarak bilim ve teknoloji, covid-19 pandemisi karşısında çaresiz.

Bugüne nasıl gelindiği belli: doğa üzerinde egemenlik anlayışına ve kapitale dayalı sanayileşmeden, neo-liberalizme ve iktisadi küreselleşmeye uzanan yolda, adeta yerküresi yağmalandı: Texas’tan Bağdat’a asker, çifte işlevle gönderildi: ABD’de üretilen silahın ve petrole göz diken tüccarların bekçiliği; Orta-Doğu halklarını ve doğal-tarihsel-kültürel miraslarını katletmek.

Ama gelin görün ki, Wuhan menşeli covid-19, yayılma hızı ve ölümcül etkileri bakımından ABD silahlarından daha güçlü.

VAROLUŞÇULUKTAN YAŞARKALMAYA MI?

BM ve Avrupa Konseyi vb. örgütler, İHEB ve İHAS vb. insan hakları belgeleri, 2. Dünya savaşının yıkıcı sonuçlarının ürünü. Ortak hedef: insanlık, bir kez daha bu denli yıkıcı bir savaş yaşamasın.

Birbirini öldürmeye doyamayan en vahşi yaratık türü insan, kendisinin göremediği ama “ektiği tohum”un ürünü olan mikrop saldırısının kurbanı şimdi.

Öyle ki, varoluşçuluk felsefesi yerine, şimdi yaşarkalma sorunu acı gerçekliği ile yüzleşiyor.

Haliyle, siyasal öğretilen şekillenmesinde, “insan-toplum-devlet” üçlüsüne artık yerküresi parçası olarak “ülkesel alan” eklenecek; insan sağlığı, böyle bir bağlamda geliştirilmeye çalışılacak… Bütün bunların çerçevesini, covid-19 sonrası dönem anayasaları çizecek.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız