Andımız kavgası ne anlama geliyor?
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

Cumartesi akşam saatlerinde Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın kurulmasından bu yana ilk defa AKP’li bir isime bu kadar sert çıktı. Hedefinde Danıştay’ın andımız kararını “Anayasa ve yasayı çiğnemek” olarak tarif eden Bekir Bozdağ vardı. Bozdağ Danıştay’ı “kendini yürütme yerine koymakla” suçluyordu ve mealen yüksek yargıya bu kararlar “eski Türkiye’de” kaldı, haddinizi bilin diyordu. Halbuki siyasi baskıyla uçurulan papazın buradaki yatağı hala sıcak. Brunson’ın tahliye kararını “bağımsız yargının işi” olarak savunan AKP’liler şimdi aynı yargıya demediklerini bırakmıyor. Hani Erdoğan her türlü “vesayeti” kaldırdık demese yargı vesayeti masalı anlatacaklar, o denli.

“Andımız” çözüm sürecinin bir parçası olarak kaldırılmıştı. AKP Kürt sorunundaki çözümsüzlüğü askeri/bürokratik vesayete ve cumhuriyetin kurucu ideolojisine bağlayarak bir taşla iki kuş vurmak istiyordu. Bir yandan o günkü siyasi rakipleri CHP ve MHP’yi toplumsal barış talebi üzerinden köşeye sıkıştırıyor diğer yandan kendi ideolojik hegemonyasını kurmak için mıntıka temizliği yapıyordu.

Zaman içinde resmi ideolojinin bir parçasına dönüşen andımızın kaldırılması liberal-demokrat çevreleri olduğu kadar AKP’nin Milli Görüşçü damarını da memnun eden bir siyasi hamleydi. Ne de olsa andımızı Kürt sorunu çerçevesinde eleştiren Erbakan’ın düşündüğü gerçek oluyordu. Erbakan 1994 yerel seçimleri öncesinde Bingöl’de “Bu ülkenin evlatları asırlar boyu mektebe besmele ile başlar. Siz geldiniz besmeleyi kaldırdınız, ne koydunuz yerine? Türküm, doğruyum, çalışkanım. Sen bunu söyleyince öbür taraftan da Müslüman evladı ‘Ya öyle mi, ben de Kürt’üm, daha doğruyum, daha çalışkanım’ deme hakkını kazandı ve böylece siz bu ülkenin insanlarını birbirlerine yabancılaştırdınız” demiş ve bu sözlerinden dolayı da DGM’de mahkum edilmişti. 1990’lar Türkiye’sinde bölgede HEP çizgisi dışında tek siyasi güç olan Refah Partisi bir yandan Kürt sorununu İslamcı referanslarla çözmeyi tasarlıyor diğer yandan da laik düzenin sembolü gördüğü unsurlarla savaşıyordu. Yaklaşık 20 yıl sonra bu strateji Milli Görüş gömleğini çıkardığını iddia edenler tarafından bir kez daha hayata geçirildi.

2013 sonbaharında “demokratikleşme paketi” kapsamında “andımız” kaldırıldığında AKP’liler buna sert tepki gösteren CHP ve MHP’yi “kafatasçılık” ile suçladı. Bizzat Erdoğan Reşit Galip’i hedef alırken onu Türkçe ezan “zulmünün” mimarlarından biri olarak niteleyerek muhafazakâr-milliyetçi seçmeni manipüle ediyordu. Sonraki dönemde de İslamcılar “laiklerin” andı geri getirmeye çalıştığını yazdılar. Ezcümle metinde hedefe konan Türklük vurgusundan çok laiklik çağrışımıydı.

Andımız tartışmasının taraflarından AKP ve MHP çözüm sürecinin bitmesinden sonra müttefik oldu; el ele rejim değiştirdi ama iki siyasi geleneğin “milli kimlik” tanımları hiçbir zaman tam örtüşmedi. İttifakın bir gereği olarak Türk milliyetçiliğine göz kırpan Erdoğan ümmetçi göndermelerden hiç vazgeçmedi, İslamcı tabanın aslen seküler kökleri olan Türk milliyetçiliğiyle “mesafesini” dikkate aldı. Milliyetçilerin bir bölümü de Erdoğan’ın “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldığını” iddia ettiği günleri unutmadı.

Bahçeli ittifakın ilk gününden itibaren tabanına kendilerinin değişmediğini AKP’nin kendi çizgisine geldiğini anlattı. Ama andımız kararına verilen tepkiler AKP’de önemli bir damarın MHP çizgisine gelmediğini gözler önüne seriyor. Bahçeli’nin Bozdağ’ı suçlarken yakın geçmişi/çözüm sürecini hatırlatması manidar. Belli ki geçmiş o kadar uzak bir geçmiş değil.

Danıştay kararı sonrası andımız geri gelir mi derseniz buna net bir cevap vermek zor. Ancak yeni rejim açısından andımız “eski Türkiye’ye” ait ve yeniden okunması MHP ile ortaklığa mahkum olsa da AKP’nin isteyebileceği bir şey değil. Saray rejiminin resmi İslamcılığı, andımızın benzeri ritüellere “cumhuriyetin asrı saadeti”ni temsil ettiğini düşündüğünden karşı çıkacaktır.

Diyelim ki andımız geri döndü bu laik-cumhuriyetçi cenah için bir zafer sayılabilir mi? Kesinlikle hayır. Andımız 1930’lar dünyasının bir parçasıydı; zamanın ruhuyla uyumluydu. İşlevselliğinden çok sembolik niteliğiyle yer tuttu. Sonraları sönük bir ritüele dönüştü çünkü kuruluş sürecinin heyecanı yitirilmişti. Sonuçta andımızı okuyanların bir bölümü bildiğimiz cumhuriyetin sonunu getirmek için uzun bir yolculuğa çıktılar ve epey de yol aldılar.

Bugün meselemiz andımız okunsun mu okunmasın mı tartışmasına geri dönmek olmamalı. Devlet eliyle tüm okullar imam hatipleştirilirken, dinci eğitim anaokul sınıflarına sokulmuşken, nitelikli eğitim kamusal olmak özelliğini yitirmişken, üniversiteler bilimden ve özgür düşünceden kopartılmışken yapmamız gereken “altın çağ” aramak değil kamucu, laik, bilimsel eğitim mücadelesini büyütmektir. Zor olan da acil olan da budur.